Malatya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Malatya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2016 Pazar

Paul Newmans Kayisi

ABD’li oyuncu Paul Newman’ın markası, Türkiye’den ithal ettiği kayısıları paketleyip ABD’de satıyor. Türkiye’den kilosu 3 dolara alınan ürün, ABD’de 170 gramlık paketlerde 5 dolara (15 lira) satılıyor

Hollwood'un Oscar ödüllü sanatçısı olan ve 2008 yılında vefat eden Paul Newman'ın adıyla Malatya kayısısı sattığı ortaya çıktı. Paul Newman ve kızının fotoğrafları ve isimleri ile satılan Türk kayısının fotoğrafını ABD'de yaşayan oyuncu Fadik Sevil Atasoy, sosyal medya hesabında paylaştı. Atasoy fotoğrafın altına "Film yıldızı deyip geçmeyin Paul Newman'ın gıda sektöründeki markası Türk kayısılarını Amerika'ya satıyor, biz de 5 dolara alıp yiyoruz" yazdı.
25 BİN TON KAYISI
Kayısıyı şu anda Paul Newman'ın kızı Nell Newman satıyor. Şirketi babası kurarken, vefatından sonra şirketin hisseleri kızına kaldı ve "Newmansown' markası ile satış yapılıyor. Kayısılar Malatya'dan gidiyor. Malatya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Özbey, kayısının hikayesini şöyle anlattı: "Bu yıl ABD'ye 20 bin ton kayısı ihracatı gerçekleştirdik. İthalatçının talepleri doğrultusunda 12.5 ya da 5 kilogramlık paketler halinde ihracatı yapılıyor. Kayısıların yurt dışı ihraç fiyatı 3 dolar."
10 KAT FARK VAR
Paul Newman'ın kayısıları 170 gramlık paketler halinde satılıyor ve etiket fiyatı 5 dolar. Bir başka ifadeyle 170 gramı 15 TL. Türkiye'den bir kilogramının ABD'ye maliyeti ise 9 TL. Basit bir hesap ile Paul Newman, 1.62 TL'ye mal ettiği 170 gramlık Malatya kayısısını 15 TL'ye satıyor. İnternet sitesinde Türkiye'de üretilen acı biberini de satıyor.
İHRACATIN % 70'İ ABD'YE
Malatya kayısısı ihracatının yüzde 30'unun ABD'ye yüzde 70'inin dünyada 104 ülkeye yapıldığını söyleyen Özbey, "Biz ürünümüzü dünyaya satıyoruz ama pazarlama konusunda sıkıntılar yaşıyoruz. 3 dolar gibi bir fiyatla ihracat yaptığımızda üreticiler bize düşük fiyat verdiğimizi söylüyorlar, fakat fiyat yükseltilince yurt dışından gelen talep azalıyor" diye konuştu.

.

21 Temmuz 2016 Perşembe

Mustafa Özbey tankla Malatya'daki darbecileri püskürttü+TaNTuNici

Mustafa Özbey tankla Malatya'daki darbecileri püskürttü

Malatya'da tank kullanacak polis bulunamayınca vatandaş Mustafa Özbey devreye girdi. Özbey, tankı kullanarak darbecileri püskürttü.

Malatya'da Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimi esnasında, askerliğini yaparken kullanmayı öğrendiği ve polislerin el koyduğu zırhlı personel taşıyıcıları (ZPT) güvenli alanlara çeken 30 yaşındaki Mustafa Özbey, ölümü göze alarak karargaha gerçekleştirilecek operasyonda da görev almayı kabul etti ve "hazır kıta" bekledi.

Malatya'daki Altay Kışlası'ndan 16 Temmuz'da sabah saatlerinde çıkan ve 2. Ordu Komutanlığında polisle çatışan darbeci askerlere destek için gelmeye çalışan ZPT'lerden biri, çevreyolu Milli Egemenlik Alt Kavşağı yakınlarında darbe girişimine tepki gösteren vatandaşlarca durduruldu.

POLİS BULUNAMAYINCA TANKI KULLANMAK İÇİN GÖNÜLLÜ OLDU
Polis ekipleri, darbeci askerleri gözaltına aldı, ZPT'yi de güvenli bir yere çekmek istedi ancak ekipte bunu kullanabilecek polis bulunmaması üzerine, olaylara tepki gösteren vatandaşlar arasında bulunan ve vatani görevini Ankara Etimesgut Zırhlı Birliklerde yapan Mustafa Özbey, aracı kullanmak için gönüllü oldu.
POLİS OPERASYONA KATILMASI İÇİN TEKLİFTE BULUNDU
Güvenlik nedeniyle polis yeleği giydirilerek kullandığı ZPT'yi önce güvenli bir alana çeken Özbey, 2. Ordu'da süren çatışmalar nedeniyle polisin talimatıyla aracı yeniden karargaha çevirdi.

"VATAN VE MİLLET İÇİN ÖLÜMÜ BİLE GÖZE ALIRIM"
Zırhlı araçla karargaha giriş için hazırlık yapan Özbey, polisler "Vatan, millet için seferber olduk. Sen de geldin seferber oldun. Allah razı olsun. Biz bu araçla içeriye gireceğiz. Sen bu olayda şehit ya da gazi olabilirsin. Ne diyorsun?" dediklerinde, "Vatan ve millet için ölümü bile göze alırım, siz yeter ki bana ne yapacağımı söyleyin" cevabıyla desteğini sürdürdü.
EVLİ VE 2 ÇOCUK BABASI
Malatya'da özel bir hazır beton santralinde işçi olarak çalışan evli ve 2 çocuk babası Özbey, AA muhabirine yaptığı açıklamada, darbe girişiminden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 15 Temmuz gecesi halkı meydanlara çağırmasıyla alanlara çıktıklarını ve sabah kadar sokaklarla darbe girişimini protesto ettiklerini söyledi.
Sabah saatlerinde çevre yolundan tankların geçmeye başladığını duymaları üzerine bölgeye geçtiklerini anlatan Özbey, polislerin askerlerden ele geçirdiği zırhlı aracı çalıştıramadıklarını görünce yardım teklif ettiğini belirtti.

"SENİ ALLAH GÖNDERDİ"
Zırhlı personel taşıyıcısı kullanmayı vatani görevini yerine getirirken Etimesgut Zırhlı Birliklerde öğrendiğini kaydeden Özbey, "Olay yerinde polisler aracı hareket ettiremeyince 'Ben bu aracı daha önce Ankara Etimesgut Zırhlı Birliklerinde kullandım, size yardım edebilirim' dedim. Polisler bana 'Seni Allah gönderdi' diye cevap verdi. Üzerime polis yeleği giydirdiler ve aracı Malatya Emniyet Müdürlüğüne götürdüm." dedi.
"VATAN VE MİLLET İÇİN ÖLMEYE HAZIRIZ"
Özbey, bir süre sonra kendisini telefonla arayan polislerin bu kez zırhlı aracı 2. Ordu Komutanlığına götürmesini teklif ettiklerini aktararak, şöyle devam etti:
"ZPT ile 2. Ordu önüne gittik. Jandarma Özel Harekat ve Malatya'daki polis memurları orada güvenlik açısından bekliyorlardı. Çatışma akşamdan sabaha kadar sürmüş. Bana, 'Mustafa, vatan, millet için seferber olduk. Sen de geldin seferber oldun. Allah razı olsun. Biz bu araçla içeriye gireceğiz. Sen bu olayda şehit ya da gazi olabilirsin. Ne diyorsun?' dediklerinde, 'Vatan ve millet için ölümü bile göze alırım, siz yeter ki bana ne yapacağımı söyleyin' dedim. Araçla hazır kıta bekledim. Daha sonra erlerin tek tek tel örgünün üzerinden atlayıp, teslim olduklarını gördük ve araçla içeriye girmemize gerek kalmadı. Her şeye rağmen orada hazır kıta bekledik. Ucunda ölüm bile olsa biz vatan ve millet için ölmeye hazırız. Şu anda bize bir sefer görev emri çıksa her şeye hazırız. Askerin içindeki 3-5 çapulcuya bu vatan ve millet için ödün vermedik, vermeyeceğiz. Şu gün bana ‘Gel emniyet güçlerine katıl, bizimle savaş' deseler gözümü kırpmadan giderim."
"ELİMDEN GELEN BUYDU"
Vatanı korumak için sadece asker ve polis olmak gerekmediğini vatandaşların da yapabilecekleri bulunduğunu vurgulayan Özbey, "Allah onların tırnağına zeval vermesin. Allah onların hepsini korusun. Elimden gelen buydu, vatanıma, milletime, emniyet güçlerimize faydalı olduysam ne mutlu bana. Bugün olsun aynı hareketi ucunda ölüm bile olsa. Bunu vatan ve millet için yaptım. Şu gün olsa aynısını bir daha yaparım." diye konuştu.
"80'LERE GERİ DÖNMEYECEĞİZ"
Darbeye teşebbüs edenlerin amacına ulaşamayacağını vurgulayan Özbey, şunları kaydetti:
"Bu ülkede hedeflerine ulaşamayacaklar. 1980 darbelerini, sokağa çıkma yasağını, insanların ekmek, su bulamadığı günleri bize anlattılar. Biz Allah'ın izniyle o dönemlere geri dönmeyeceğiz. Milletimiz, güçlü bir millet. Suriye halkı geldi Türkiye'ye sığındı. Allah vermesin bizim başımıza böyle bir şey gelse, gidip hiçbir ülkeye sığınamayız. Kimse bizi almaz. Bizim vatan toprağımız burası. Buradan başka bir yerimiz yok. Hep birlikte Türkiye'mize sahip çıkacağız."

Özel Harekatçılar 15 Temmuz'u anlattı

Özel Harekatçılar 15 Temmuz'u anlattı

FETÖ'nün darbe girişimi sırasında ilk hedeflerden biri olan Özel Harekat Daire Başkanlığı mensupları, ihanetin TSK'nın tamamına mal edilmemesi gerektiğini belirterek, "Şunun bilinmesini istiyoruz, bu ordu bizim ordumuz. Tüm personel bizim canımız, ciğerimiz. İçlerindeki ne idiği belirsiz bir grup tarafından böyle bir şeye kalkışıldı. Biz bunun ayrımının yapılmasını istiyoruz, bu ayrımı biz de yaptık." ifadelerini kullandı. Üst düzey Özel Harekat yetkilisi, 'EGM Havacılık Daire Başkanlığı'nın Türk uçaklarınca vurulduğunu duyunca kulaklarıma inanamadım, kötü bir şaka olduğunu düşündüm' dedi

Darbe girişimi sırasında etkisiz hale getirilmeye çalışılan Gölbaşı'ndaki Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Daire Başkanlığı mensupları, AA muhabirine, 15 Temmuz gecesinde ve sonrasında yaşananları anlattı.    
Üst düzey bir Özel Harekat yetkilisi, olay gününü anlatırken, cuma akşamı olduğu için nöbetçiler hariç, tüm personelin evlerinde istirahat ettiğini ancak Daire Başkanlığından gelen acil çağrı üzerine göreve koştuklarını belirtti.    
Gölbaşı'na geldiklerinde Güneydoğu'daki operasyonlarda yaralanan ve gazi olan personelin dahi vazifeye hazır olduklarını gördüğünü ifade eden yetkili, şunları anlattı:
"KULAKLARIMA İNANAMADIM, ŞAKA SANDIM"
"Özel Harekat tesislerinin hemen yanında bulunan, EGM Havacılık Daire Başkanlığının Türk uçaklarınca bombalandığını öğrendim ve kulaklarıma inanamadım. Herkes gibi ben de bunun kötü bir şaka olduğunu düşündüm. Daireye ulaştığımızda ikinci bomba henüz patlamıştı ve her yer ateş altındaydı. Özel Harekat'ın girişindeki avluda çok sayıda şehit ve yaralı vardı. Yaralanmamış ve silahlanarak mevzilenen personele katılarak, Başkanlığın savunması ile yaralıların tahliyesi için gerekli önlemlerin alınması için bütün arkadaşlarla harekete geçtik. Eli silah tutan tüm personelle savunma hattı oluşturduk. Yangının söndürülmesi sonrasında, yaralıların ve şehitlerin, personelin özel araçlarıyla tahliyesine geçtik. Bölgedeki tüm ışıklar söndürülerek uçak ve helikopterlere hedef teşkil etmemek için çaba sarf ettik."    
"DARBE KARARGAHINA KARŞI HAREKETE GEÇTİK"
Daha sonra, "darbe girişiminin karargahı" olduğu tespit edilen Jandarma Genel Komutanlığına yönelik operasyona katılmak ve çok az sayıdaki Ankara Özel Harekat polisine destek olmak için ellerindeki personel ve zırhlı araçlarla harekete geçtiklerini anlatan yetkili, "en iyi savunma saldırıdır" anlayışıyla operasyonun başladığını ifade etti.      Özel Harekat polisi, yaşadıklarını şu sözlerle dile getirdi:    
"Biz de ilk defa Mehmetçik ile karşı karşıya geliyoruz. Biz bugüne kadar hep onlarla omuz omuza, beraber mücadele ettik. Güneydoğu'daki son 1,5 yıllık süreçte jandarmasıyla, kara kuvvetleriyle, havacılarıyla tüm personeliyle dostluk, kardeşlik, arkadaşlık yaptık, her şeyimizi paylaştık. İlk defa askerle karşı karşıya geldik ama hiç tereddüt etmedik. Jandarma, saat 23.00'e kadar bize direndi fakat saat 23.00'te yüzde 100 kontrolümüz altına aldık.    
Şunun bilinmesini istiyorum, bu ordu bizim ordumuz. Tüm personel bizim canımız, ciğerimiz. İçlerindeki ne idiği belirsiz bir grup tarafından böyle bir şeye kalkışıldı. Biz bunun ayrımının yapılmasını istiyoruz, bu ayrımı biz de yaptık. O yüzden orada gözaltına aldığımız tüm personelin üniformalarını çıkarttık. Bu üniforma Türk askerinin, Türk ordusunun üniforması. Onların üniforması olmadığı için bu üniformalardan arındırıp gözaltına bu şekilde aldık."    
"ORDUMUZA SAHİP ÇIKALIM"
Bazı Özel Harekat mensupları da FETÖ'nün, "Emniyet teşkilatı içerisinde sızamadığı yerlerden olan Özel Harekatı hep önemli bir tehdit olarak gördüğüne" işaret ederek, Güneydoğu'daki operasyonlarda birlikte omuz omuz mücadele ettikleri TSK'nın uçak ve helikopterlerinin hedefi olmalarının kendilerini çok yaraladığını ifade etti.    
Üst düzey Özel Harekat yetkilisi ve Özel Harekat mensupları, "Bu ihanetin asla Türk Ordusuna mal edilmemesi" gerektiğini vurguladı. Kendilerinin asla böyle bir düşünceye kapılmadıklarını ifade eden polisler, "Biz bunu tüm ordumuza mal etmiyoruz. Ordunun içerisinde olur, diğer kurumlarda olur, zihnini, iradesini, beynini bir şekilde kiralamış gruplarımız her zaman mevcuttur. Bizim birlik olmamız lazım. Biz birlik olduktan sonra kimse bizim bileğimizi bükemez. Operasyonlar sırasında gözaltına aldığımız bütün teröristleri TSK'nın şerefli üniformasını üzerlerinden çıkararak ayırdık. Halkımız da bu ayrımı yapmalı ve ordumuza bu süreçte sahip çıkmalıdır." görüşünde birleştiler

Darbecilere karşı direnen kahraman tantuni ustası konuştu


Tantuni ustası Danyal Şimşek ile restoran sahibi Mehmet Şükrü Kıntaş, darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz'da Atatürk Havalimanı'na hareket eden tankları, egzoz deliklerini giysileriyle tıkayarak durdurdu

Şanlıurfalı Şimşek ile Kıntaş, ilk gece askeri kalkışmayı arkadaşlarından öğrendikten sonra televizyonda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "darbe girişimine karşı sokağa çıkılması" çağrısı üzerine hemen harekete geçti.
Arabasıyla sokağa çıkarak, komşu ve yakınlarını darbe girişimine karşı uyaran iki esnaf, daha sonra buluştuğu vatandaşlarla Basın Ekspres Caddesi'ne ulaştı.

Caddenin trafik nedeniyle tıkandığını gören Şimşek ile Kıntaş, ters yöne geçerek, FETÖ üyeleri tarafından Atatürk Havalimanı'nı kontrol altına almak için görevlendirilen tankları önüne araçlarıyla barikat kurdu.

Diğer vatandaşlarla birlikte hareket eden Şimşek ile Kıntaş, burada ismini bilmedikleri bir tamircinin kendilerine aktardığı "Tankların çalışmasını durdurmak amacıyla egzoz ve filtresini kapatma" fikrini uygulayarak, yaklaşık 10 tankı havalimanına gitmeden durdurmayı başardı.

Vatandaşlar, daha sonra egzozu tıkanan tankın içine kirli hava dolduğu için dışarı çıkmak zorunda kalan bazı askerleri emniyet görevlilerine teslim etti.

"TANKLARI ÜZERİMİZE SÜRDÜLER"

Restoran sahibi Kıntaş, yaşadıklarına ilişkin yaptığı açıklamada, havalimanına yakında bir alanda askeri darbe girişiminde bulunanların tankları üzerine sürdüğünü belirtti.

Araç ve kamyonları tankların önüne çektiklerini ifade eden Kıntaş, "Acaba biz bu tankı nasıl durdurabiliriz?' diye kendi kendimize sorarken oradan bir tamirci arkadaş, kendisini belki şimdi görsem yine hatırlamam. Belki Hızır Aleyhisselam'dır bilemem, 'Şu egzozlara bir şeyler tıkarsanız, bu tanklar stop eder' dedi. Arkadaşlarla elbiselerimizi çıkardık. Herkes elbiselerini, tişörtlerini bize uzattı. Tankın egzozuna bunları tıkayınca, filtrelerin üstünü elbiselerimizle kapattık. Bu şekilde tank 2-3 dakika sonra stop etmek zorunda kaldı." diye konuştu.

Kıntaş, askerlerin tankın içinden havasızlık nedeniyle çıkmak zorunda kaldığını, yakaladıkları askerleri de vatandaşların linç etmesine fırsat vermeden polis ekiplerine teslim ettiklerini söyledi.

Caddede yaklaşık 10 tankı bu yolla durduklarını vurgulayan Kıntaş, "Elhamdülillah, bu şekilde bir tehlikeyi kendi çapımızda engellemiş olduk." dedi.

Kıntaş ayrıca kendisine ait 12 restoran şubesinde tüm emniyet görevlilerini ağırlamak istediklerini ifade ederek, "Darbe yanlısı olmayan bütün askeri ve emniyet mensupları, istediği köftecimize giderek, istediği kadar yiyebilir. Kardeşlerimiz ücretini 15-16 Temmuz akşamı ödemiştir. Hepsini bekliyoruz." ifadelerini kullandı.

"SADECE BİR TANK VATANDAŞLARI ATLATABİLDİ"

Tantuni ustası Şimşek de darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması sonucu Allah'ın takdiriyle Türkiye'nin uçurumunun kenarından döndüğünü söyledi.

Şimşek, o gece sadece bir tankın vatandaşları atlatarak, Atatürk Havalimanı'na doğru geçebildiğini belirtti.

Tankların önüne konan araba sahibiyle yaşadıkları bir konuşmayı da anlatan Şimşek, şöyle devam etti:

"Tankın önüne konulan arabanın sahibi ürkek bir şekilde aracın içinde bekliyordu. Orada bir ağabeyimiz, bu arkadaşımızı cesaretlendirmek için 'Bunun parası neyse ben vereceğim. Sen arabadan in, o dursun' deyince çok örnek bir davranış göstererek, aracın tankların önünde kalmasını sağladı. Bu arabanın tankı yavaşlatmasını sağlamasıyla beraber insanlar tankın üzerine yığılmaya başladı. O sırada tank hareket halindeydi. İleri geri yaparak, insanları fırlatmaya çalışıyordu. O sırada tankın yanında biz vardık. Onlarca kişi gömlek, atlet ne bulurlarsa egzoza tıkamaya başladılar. O yetmedi tankın peteklerini kapattık."

Şimşek, program sunucusu Bekir Develi'nin 15 Temmuz gecesi yaşananları anlattıkları bir videoyu sosyal medya hesabından paylaşınca vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaştıklarını belirtti.
"Hepsinden Allah razı olsun. Onlarca yüzlerce insan vardı. Biz sadece orada bulunan onlarca kişinden biriydik." diyen Şimşek, darbe girişiminin başarısız olmasını sağlayanlara teşekkür etti.

2 Eylül 2014 Salı

Boğaz kesenleri paralel abiler eğitti



Cinayetleri derin örgütün en ince ayrıntısına kadar kurguladığını söyleyen Ülger, "Kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı" diyerek itiraflarda bulundu: Cinayetleri işleyenler Paralel Yapı'nın Malatya’da Nurs Apartmanı'ndaki evinde iki 'paralel abi' tarafından özel olarak eğitildi.

AHMET DİNÇ - HABER MERKEZİ 
Malatya'daki Zirve Davası sanığı emekli Albay Mehmet Ülger, 4 yıldır tutuklu bulunduğu Malatya Cezaevi'nde ilk kez AKŞAM'a konuştu. Dönemin İl Jandarma Alay Komutanı olan Ülger, "Her şeyimi aldılar. Kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı. Gerçekleri dünya duysun" diyerek bildiklerini anlattı; cinayetleri en ince ayrıntısına kadar Paralel Yapı'nın kurguladığını söyledi. Derin örgütten Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak bahseden Ülger'in sorularımıza yanıtları şöyle: 
Zirve cinayetlerinin arkasında sizce kim var? 
Cinayetlerin tam ortasında PDY var. Cinayetleri işleyenler daha önce PDY’nin Malatya’da Nurs Apartmanı'ndaki evinde iki 'paralel abi' tarafından özel olarak eğitiliyor. Olaydan bir gün önce cinayeti işleyecek olanlar, atış talimi yaparken polis tarafından yakalanıyor. Ama bırakılıyorlar. Polisin üzerlerinde bulduğu silah, ertesi gün cinayette kullanılıyor. Cinayet sırasında Malatya’da emniyet müdürü olan Ali Osman Kâhya ve il emniyet istihbarat şube müdürü olan İsmail Bilgin PDY’ci. Davaya bakması için kendilerinden olan savcı da getirdiler. 
'GÜNÜNÜ GÖSTERECEĞİZ' DEDİLER
İddianameye göre; siz, katliamı planlamak ve azmettirmek gibi eylemlerle suçlanıyorsunuz. Bu konuda ne diyorsunuz? 
Benim bu cinayetle uzaktan yakından ilgim yok. Malatya’da görev yaptığım süreçte PDY’nin hoşuna gitmeyecek şeyler yaptığım için beni bu torbaya dahil ettiler. 
Hoşlarına gitmeyecek neler yaptınız? 
PDY, Malatya’da 2. Ordu’nun onbaşısından orgeneraline kadar tüm personelini, il jandarmanın tüm çalışanlarını, Elazığ’daki tüm askeri birimlerin bütün isimlerini tek tek fişledi. İşte "Alevi’dir", "bize yakındır, bize uzaktır", "gereği yapılmalı" gibi. Kendi adamlarını karşıt, karşıtları ise şakirt diye gösterdikleri bir listeyi jandarma bölgesinde güya unutmuşlar ki ele geçsin de onlardan olmayanlar Cemaatçi sanılıp atılsın, sürülsün, meydan kendilerine kalsın. Biz bunların hepsini görevimiz gereği belirledik, oyunlarını bozduk. Doğu ve Güneydoğu’da generallik sırasındaki albaylarla ilgili bir çalışma başlattı PDY. PDY’ci bir abiyi Başbakan’ın danışmanı gibi gösterip bölgede gezdirdiler. Bu adam benim de yanıma geldi, amaçları kendi albaylarına generallikte yer açmak. Konuşmamızı kayda aldım. Benden, takip ettiği bir ihalede yardım istedi. Meğer bir suçtan aranıyormuş, tutuklattım. "Sana gününü göstereceğiz" dedi. 
RAMAZAN AKYÜREK AĞZINDAN KAÇIRDI
Cinayeti işleyenleri siz hiç gördünüz mü, iletişiminiz oldu mu?  
Kesinlikle olmadı; tanımam, bilmem. Ben dahil Jandarma’nın hiçbir personeli, cinayeti işleyenleri tanımayız, hiçbir iletişimimiz de olmadı. Ama PDY’ciler onları çok iyi tanıyor. Cinayetten sonra polis müdürü Ramazan Akyürek, "Dinlemeseydik nasıl yakalardık" dedi. Sanırım bu lafı ağzından kaçırdı. Madem izlediniz, cinayeti işleyeceklerini de biliyorsunuz demek ki. Niye önlemediniz? En iyimser bakışla PDY’ci polisler, işleneceğini bildikleri bir cinayeti önlemeyerek suç işlemiştir. Cinayetin failleri, misyonerlikle ilgili bilgileri Emniyet müdürlerinden öğrendiklerini mahkemede söyledi. 
ADEM YAVUZ ARSLAN DA İŞİN İÇİNDE
Cinayeti size yıkacaklarını nasıl anladınız? 
İsmail Bilgin cinayetten 10-15 gün sonra yanıma geldi, sorular sordu. Sorulardaki bütün içerik, sonradan uydurup yazdırdığı sahte ihbar mektuplarının içeriğiyle aynıydı. PDY’nin abisi Mehmet Ali Badak bu işin tam içinde, gazeteci Adem Yavuz Arslan bu işin tam içinde. Badak diyor ki "Eğer birine zarar vermek isterken kendiniz zarar görmek istemiyorsanız, bu işin başkası tarafından yapıldığı izlenimi uyandırın." Zirve’de, Ergenekon’da, Balyoz’da, 17-25 Aralık’ta olan bu mantığın tezahürüdür. PDY, yaptığı ne varsa kılıfına uydurup başkası tarafından yapıldığı izlenimi vermeye çabaladı. 
Sahte ihbar mektupları yazdılar
Uzman Çavuş Aykut Saka’yla ilgili ilginç bir olay yaşanmış. Nedir bu? 
Cinayetten sonra PDY abisi Mehmet Ali Badak, Aykut’a sahte ihbar mektubu yazdırmaya çalışıyor; bu işi Mehmet Ülger ve şu kişiler yaptı diye. Aykut kabul etmiyor. Ve gidip 2'nci Ordu Askeri Savcılığı’na şikâyetçi olup durumu anlatıyor. Ben Aykut’u şahit gösterdim. Bunun üzerine PDY’ciler Aykut’u Zirve Davası sanığı konumuna soktular ve tehditle konuşturmadılar. Konuşmaması ve ellerinde tutmak için PDY’ciler Aykut’a iş buldu, şimdi onların işinde çalışıyor. Eğer Aykut konuşur da gerçekleri söylerse Zirve’de PDY ve Mehmet Ali Badak batağa girer.
Cinayet Malatya’da işlendi ama olaya, Yurt Atayün’ün başında bulunduğu İstanbul TEM baktı bir ara. Ne için böyle oldu? 
Cinayet sırasında Malatya’da, kendilerinden olmayan Cumhuriyet Başsavcısı Ceyhun Ceylan, 3'üncü Ağır Ceza Savcısı Atilla Ceylan vardı. İstediklerini yaptıramadıkları için olayı Yurt Atayün gibi, Zekeriya Öz gibi PDY’ciler üzerinden İstanbul’dan yürütme yolunu seçtiler. Sahte ihbar mektuplarıyla soruşturmayı Malatya dışına aldılar. İhbarların biri Zekeriya Öz’e gitti güya. PDY, o savcıları Malatya’dan uzaklaştırıp İsmail Aksoy gibi kendi adamlarını getirdi, ardından İstanbul görevsizlik kararıyla olayı tekrar Malatya’ya gönderdi. Tam arayacakları gün evime, cinayeti benim işlettirdiğime ilişkin sahte mektup gönderdiler. Güya mektubu evde bulup kanıt yapacaklar. Eşim posta kutusundan alıp saklamış. 
Sahte ihbar mektubunun konusu ne? 
PDY bu olayı sahte ihbar mektupları üreterek kotardı denebilir. 15 sahte ihbar mektubu yazdılar. Kimden geldiği belli olmayan sahte ihbar mektuplarını kendi adamlarına; örneğin Zekeriya Öz’e gönderdiler.  
Katillerin hepsi serbest kaldı 
Malatya’da Emre Günaydın, Salih Gürler, Cuma Özdemir, Hamit Çeker ve Abuzer Yıldırım, Hıristiyanlıkla ilgili yayınlar yapan Zirve Yayınevi’nde 18 Nisan 2007’de katliam yaptı. Alman uyruklu Tilman Ekkehart Geske ile Necati Aydın ve Uğur Yüksel’i boğazlarını keserek öldüren zanlılar, olay yerinde yakalandı. Katliam günü, aylar öncesinden ayarlanmış bir konferans için Malatya’ya gelen Orgeneral Hurşit Tolon ve Malatya İl Jandarma Alay Komutanı Kurmay Albay Mehmet Ülger’in de aralarında bulunduğu 20 kişi cinayetle ilgili oldukları iddiasıyla tutuklandı. Cinayeti işleyen beş kişi, beş yıllık tutukluluk süreleri dolduğu için tahliye edildi. Fakat Ülger’le üç sanık hâlâ hapiste.

25 Ocak 2014 Cumartesi

Kutrsal Baliklar

Malatya'nın  ilçesine bağlı 'de su kaynağının olduğu yerde barınan balıklar, efsanelere konu oldu. Yıllar önce balıkları yiyen ya da onlara zarar veren insanların öldüğü söylentileri dilden dile yayıldı. Bu inanış, dedelerden torunlarına miras kalarak günümüze kadar ulaştı. Bu nedenle balıklar kutsal ilan edildi. Şimdiye kadar balıkların kerametini bulmak için sayısız araştırma yapıldı. Kutsal olarak görüldüğü için Malatyalılar bu balıkları yemiyor. 

HAYVANLAR YEMESİN DİYE Balıklar öldüğünde, bu durum anonslarla duyuruluyor. Daha sonra ölen balıklar, diğer hayvanlar tarafından yenmesin diye kefene sarılıp dualar eşliğinde mezarlığa gömülüyor. Köy muhtarı İbrahim Bozkurt, "Kutsal balıkları, kedi ve köpekler yemesin diye toprağa veriyoruz. Buradaki balıklar kutsal. Bunlar yenmez. Ama yiyene karışmayız. Cesareti olan varsa gelsin balığı alsın yesin" dedi.