30 Ekim 2015 Cuma

Dosyayı yürüt vekilliği kap

Firari eski savcı Zekeriya Öz'ün yürüttüğü OdaTV soruşturma dosyasından ilginç kayıtlar çıktı.

Paralel yapının Selam-Tevhid kumpasında dinleme kayıtlarını inceleyen savcılar, 2011 yılındaki OdaTV soruşturmasının tapelerini Selam-Tevhid dosyasında buldu. O dönem paralel yapıya bağlı polislerin fezlekeye yansıtmadığı dinleme kayıtları arasında gazeteciler Ahu Özyurt ile Mehmet Faraç arasındaki konuşmaları gösteren tapeler dikkat çekti. Paralel örgüt destekçilerinin her eyleminde en ön sırada boy gösteren CHP Milletvekili Mahmut Tanal ile CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin'in çok özel ilişkisini açığa vuran konuşmalarda, Tanal'ın CHP'den vekillik koltuğunu, Tekin'in Kadıköy Belediyesi'ndeki o ünlü yolsuzluk dosyasına ilişkin delilleri Yargıtay'da 'yok ettirmesi' sayesinde kaptığı anlatılıyor. Mahmut Tanal'ın CHP'den aday yapılmasının kulislerde rahatsızlığa yol açtığını anlatan Mehmet Faraç, şunları söylüyor:
150 BİN DOLAR RÜŞVET
“O Fetullahçıların Mahmut, Muhammed Çakmak, partiye ne faydaları var! Taziye ye mi gitmişti Mahmut Tanal? Adayların 450'sini kimse tanımıyor. 59 il başkanı yokken listede onun ne işi var? (Gürsel Tekin) Tanal'ı niye listeye koydu? Tanal'ın yardımcısı Öznur Arslan, avukat, gitmiş o çalmış, mahkeme belirlemiş bunu. Yargıtay'daki odacılar mı, mübaşirler mi tespit etmiş hepsi de... Ünal Tanık dedi ki; 'Biz Gürsel Tekin'in avukatlarının Yargıtay'dan dosya çaldığını belirledik. Gürsel bize dava açtı. Mahkeme geçen hafta sonuçlandı. Bizim doğru olduğumuz kanıtlandı. Lehimize sonuçlandı. Dosyayı çalan Öznur Arslan, Mahmut Tanal'ın bürosunda çalışan avukat' dedi. 150 bin dolar rüşvet verdiler. Yargıtay'da bu dosyayı çalmak için bir saat anlattılar. Yani haşat ettiler vallahi..."
'İyi soyar'
Dönemin CHP Parti Meclisi Üyesi Korkmaz Karaca ile gazeteci Ahu Özyurt arasında geçen konuşmalarda ise Gürsel Tekin'in Kadıköy Belediye Başkan Vekilliği yaptığı dönemden bahsediliyor. 2011 yılındaki yapılan telefon konuşmalarında; Gürsel Tekin'in yerel yönetime kaydırılmasının beklendiğini anlatan Özyurt'a, Karaca şöyle cevap veriyor: “E daha iyi, Gürsel daha iyi soyar, daha iyi hırsızlık yapar. Orada belediye başkanlığını daha iyi soyar, seviniyordur o. Problem yok onun için, orada 1 sene 1,5 sene ne çalacaksa çalsın..."
Cürümlerinin vahametini biliyorlardı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili İrfan Fidan'ın hazırladığı 'Selam-Tevhid'de kumpas' iddianamesinde çarpıcı detaylar yeraldı. Binlerce kişiyi yasadışı dinleyen paralel örgütün 17 Aralık darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından delilleri aceleyle yok etmeye çalıştığına dikkat çekilen iddianamede şöyle denildi: “2011/762 sayılı dosya acele bir şekilde kapatılarak emniyet müdürlüğünden gizlice çıkarılmak istendi ve dinleme işlemlerine ilişkin log kayıtları silinerek dosya üzerinde yapılan işlemler gizlenmeye ve yok edilmeye çalışıldı. Şüphelilerin gerçekleştirdikleri eylemin vehametini bildikleri ve suç delillerini imha etme amacı taşıdıkları anlaşıldı."

1300 lira olursa Türkiye’yi Avrupa’da sadece 6 ülke geçiyor.

Tahsin AKÇA / Ahmet KIVANÇ / GAZETE HABERTÜRK
1 Kasım seçimlerine 2 gün kala asgari ücreti artırmaya yönelik vaatler, bu seçimde ağırlığını artıran ekonomi vaatleri içerisinde en dikkat çekenlerden biri oldu. 7 Haziran seçimlerinde asgari ücret konusunda herhangi bir vaatte bulunmayan Ak Parti, bu kez net bin 300 lira asgari ücret vaat etti. Bu rakam mevcut asgari ücrete göre net yüzde 30’luk artış anlamına gelirken, diğer partilerin vaatleri bu rakamın da üzerine çıkarak 2 bin liraya kadar çıktı. Peki Türkiye’de yaklaşık 5 milyon çalışanın aldığı asgari ücret, kişi başına aylık milli gelire oranlandığında ortaya nasıl bir tablo çıkıyor? Önce mevcut duruma bakalım. Halen Türkiye’de yaklaşık brüt 425 Euro olan asgari ücret, kişi başına aylık gelirin yüzde 47’sine karşılık geliyor. Avrupa ülkelerinin çoğunda milli gelir Türkiye’nin oldukça üzerinde olduğu için asgari ücretin gelirdeki payı Türkiye’de, bu ülkelerin çoğunun üzerinde. 25 Avrupa ülkesinden sadece 6’sında (Almanya, Belçika, İrlanda, Fransa, İngiltere, Hollanda) asgari ücretin aylık gelire oranı, Türkiye’nin üzerinde. Yüzde 47’lik orana sahip Türkiye’ye en yakın ülkeler yüzde 40’la Karadağ ve Yunanistan ile yüzde 42 ile Slovenya görünüyor.
ALMANYA’YA YAKLAŞIRIZ
Ancak vaatlere göre yılbaşında asgari ücret en düşük bin 300 lira olduğunda, milli gelirdeki payı yüzde 57’ye fırlayacak. Böylece Türkiye, bir anda asgari ücretin yüzde 56 pay sahibi olduğu İrlanda’yı yakalamış, yüzde 59’luk Almanya’ya da çok yaklaşmış olacak. Türkiye’de hizmet sektörünün daha yoğun olduğunu, yaklaşık her 4 çalışandan 1’inin asgari ücret aldığını da unutmamak gerekiyor.
LÜKSEMBURG’DA ÜCRET YÜKSEK, ORAN DÜŞÜK
Asgari ücretin en az paya sahip olduğu ülkeler yüzde 22 ile Bulgaristan ve yüzde 20 ile Çek Cumhuriyeti görünüyor. Avrupa’da brüt asgari ücretin 1922 Euro ile en yüksek olduğu Lüksemburg’da aylık milli gelir içindeki oranı yüzde 35’te kalıyor.

29 Ekim 2015 Perşembe

Al gülüm-ver gülüm ittifaki

FETÖ lideri Fetullah Gülen’in prensi Akın İpek’in Türkiye’ye büyük ihanet ettiği ortaya çıktı. Koza İpek Grubu şirketlerine yapılacak operasyonu yargı ve emniyet içindeki paralel köstebeklerden öğrenerek operasyon öncesinde İngiltere’ye kaçan Akın İpek’in, Türkiye’nin son derece stratejik maden alanlarının yer aldığı maden haritalarını İngilizlere teslim ettiği öğrenildi. 
Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgilere göre, yurtdışına kaçmadan önce bir süre elindeki maden şirketlerini “devlete kalmasın” diyerek gizlice devretmeye çalışan Akın İpek, bunda başarılı olamayınca, paralel yapının ele geçirerek kendisine yıllar önce verdiği Türkiye’nin maden haritalarını da yanına alarak İngiltere’ye gitti. İpek, bir takım garantiler karşılığında Türkiye’nin stratejik maden rezervlerini içeren haritaları İngilizlere teslim etti. İngilizler de bu jeste karşılık kendisine “Kraliyet mülkünden” maden arama ruhsatı bahşetti!
BÜYÜK İHANET
Türkiye’de maden arama ruhsatlarını veren Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nü yıllar önce ele geçiren paralel yapı, ülkemizin en verimli maden yataklarını sürekli olarak paralel yapının önemli isimlerinden olan Akın İpek’e paslamıştı. Akın İpek, verimli maden alanlarının önemli bölümünün arama ruhsatını şirketlerine alırken, Türkiye’nin gelecek vadeden maden alanlarının haritalarını da bu ilişkiler sayesinde elde etmişti. Akit’e bilgi veren güvenlik kaynakları, Akın İpek’in İngiltere’ye giderken bu son derece kritik maden haritalarını da yanında götürdüğü ve İngiliz Kraliyeti’ne sunduğu yönünde bilgiler bulunduğunu belirtiyorlar.
250 KİLOMETRELİK KRALİYET MÜLKÜ AKIN İPEK’E VERİLDİ
Öte yandan, Koza Limited, geçtiğimiz günlerde Kuzey İrlanda’da İngiltere Kraliyeti’ne ait 250 kilometrekarelik alanda altın ve gümüş arama ruhsatı aldı. Anlaşmayı Akın İpek imzaladı. Cevher bulunursa işletme hakkı da Koza’ya ait olacak. Son arama sahası izni ile Koza Limited, Birleşik Krallık’taki dördüncü maden sahasında altın ve gümüş arama çalışmasını başlatmış oldu.

24 Ekim 2015 Cumartesi

'Ortadoğu Birliği'ne karşı küresel terör tuzağı

Seçime sayılı günler kala miting trafiği de hızlandı. Liderler, her gün 2-3 şehre giderek kitlelere seslenip, yeni dönem stratejilerini halka anlatıyorlar. Önceki gün AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Şanlıurfa mitinginin ardından yaptığımız uzun sohbete Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı Faruk Çelik de iştirak etti. Burada ekonomik anlamda derin ve kapsamlı bir sunum yapan Davutoğlu, “Ekonomik altyapısı olmayan siyasetçi, siyaset altyapısı olmayan ekonomistin başarılı olma şansı az” dedi. 
Türkiye'yi bir ağaca benzetti 
Ve sözü “Türkiye’deki istikrarı” hedef alan küresel güçlere getirdi: "Türkiye öyle bir ağaç ki o ağaç kurumaya yüz tutsa dibine bir parça su verirler. Ama ağaç büyüyüp, gümrahlaşsa bu sefer dallarını keserler.” Davutoğlu, belli çevrelerce oluşturulmaya çalışılan ‘Türkiye algısı’yla ilgili olarak şunları söyledi: “Biz statükoyu korumuyoruz, statükoyu zorluyoruz. Onun için rahatsız ediyoruz. Zorlamasak da bu işler olmayacak. Kendimize bir alan açıyoruz. O zaman bu ‘Türkler fazla oluyor’ diyorlar. Kimse kusura bakmasın, ‘fazla olmaya’ devam edeceğiz." 
Araya girip sorduk: “Kimler rahatsız?” 
Davutoğlu şöyle yanıt verdi: “Arap baharının arkasındakilere baktığınızda kimlerin rahatsız olduğunu net görürsünüz.” 
ORTADOĞU’YU BİRLEŞTİRECEKTİK 
Ve sözü 3 Ekim 2010’da Lazkiye’de gerçekleştirilen Türkiye-Suriye ortak kabine toplantısına getirdi: 
“O toplantının gündem maddelerinden biri de Türkiye ve Suriye arasındaki modelin Ürdün ile Lübnan’ı da içine alıp 4 ülkeli Levant ortak pazarını kurmaktı. Eğer bu hayata geçseydi; Beyrut bizim yatırımcılarımız için bir liman olacak, Ürdünlülerle birlikte Akabe’de bir organize sanayi bölgesi kuracaktık. Gaziantep’ten Şam’a hızlı tren projemiz hayata geçecekti. Irak da daha sonra 'biz de katılalım' diye müracaatta bulundu. Bu birlikteliğin para biriminin de Türk Lirası (TL) olması üzerinde anlaşmaya yakındık. Bu durduruldu. Irak ve Suriye’de aynı hat üzerinde DAEŞ ve Şii milisler ortaya çıktı. Böylece Türkiye’nin önünü kestiler. 
Sadece Irak’ta tek projede 12 milyar dolarlık müteahhitlik taahhüdü almıştık. Libya’daki tutar 17 milyar dolardı. Bugün o bölgelerin tümü çökmüş durumda.” 
HER ŞEY MISIR DARBESİYLE DEĞİŞTİ 
“Ortadoğu’da dört esas üzerinde çalışıyorduk” diyen Davutoğlu konuyu şöyle detaylandırdı: "l Üst diyalog, l  Ekonomik işbirliği üzerinden barış, l Ortak güvenlik, l Çok kültürlü şehir yapılarının korunması. Ortadoğu’da demokrasi yerleşseydi, bugün yaşananların hiçbiri olmazdı. Bu dinamizm birilerini korkuttu. Aslında bu Büyük Ortadoğu Projesi’ne alternatifti. Tabandan gelen bir demokratik dalgayla bütünleşerek gelişen ekonomik yapıyla bir denge kurmaya çalışıyorduk. Ütopik bir proje değildi. 2013 yılında Mısır darbesiyle bu tablo değişti."
İşadamlarının haberi bile yok! 
Davutoğlu “7 Haziran öncesi işadamlarıyla toplandık. Bazı talepler getirdiler. Oysa çoğunu önceden açıklamıştık. Haberleri yok. Yazarlar da ‘hükümet popülizm yapıyor’ dedi. Kılıçdaroğlu 10 mislini açıkladı. ‘Vatandaşa dokunan vaatler’ diye başlık atıldı.” 
Annem doktor olmamı istemişti
Davutoğlu, hayatındaki dönüm noktalarından bir anekdotu şöyle paylaştı: “Öz annemi 4 yaşındayken kaybettim. Beni büyüten annem, tıp okumamı istedi. O dönemin gençlerinin zihninde olduğu gibi benim zihnimde de geri kalmışlığımız vardı. Bu nedenle sosyal okumak istedim. Tercihleri yaparken en üste İİBF’yi yazdım. Geri kalanların tümüne ise tıp fakültelerini sıraladım. Anneme gösterdim, gönlü oldu, ben de hem siyaset hem ekonomi okudum.”
Vaatlerin bütçeye maliyeti kuruşu kuruşuna 19.3 milyar TL 
DAVUTOĞLU, ekonomik verilerle ilgili ayrıntılı bilgiler paylaştı: "CHP ile MHP ile farkımız şu; onlar bilmedikleri bir bütçeden hesap edemedikleri afaki vaatlerde bulunuyorlar. Biz ise hesap edebildiğimiz bütçeden neyi harcayacağımızı bilerek konuşuyoruz. Vaatlerimizin toplam maliyeti 19,3 milyar lira. Dikkatinizi çekerim; yaklaşık 20 milyar demiyorum. Tam tamına 19.3 milyar lira. Hesabını kuruşu kuruşuna yaptık. Ama CHP ve MHP’nin vaatleri 150 milyar lirayı geçiyor. Üstelik vaatlerimizdeki teşvikler bize vergi, istihdam yatırım olarak zaten geri dönecek."
YA İSTİKRAR, YA PATİNAJ
Başbakan Ahmet Davutoğlu, siyasi istikrarda olumsuz bir gelişme olmaması durumunda hiç kimsenin merak etmesi gerektiğine ısrarla vurgu yaparak, "İstikrarda süreklilik içinde bir çizgi devam ederse bizim yakın dönemli volatilitelere dalgalanmalara dayanıklılığımız çok yüksek bundan şüphe olmasın" dedi. 
YENİ SIÇRAMA İÇİN GEREKEN...
Sıranın var olan yapıdan bir başka düzeye sıçramaya geldiğine dikkat çeken Davutoğlu, "Bizim 12-13 yıl içinde yaptığımız şey aynı ekonomik çerçeveyi atıl kapasiteyi sonuna kullanarak geliştirmek oldu. Birinci nesil reformlarla sağladık. Demokratikleşme, hukuk reformlarla, ekonomik reformlar, şirket kurmanın kolaylaştırılması gibi. Şimdi ya daha yukarı sıçrayacağız, ya da patinaj yapacağız. Bu sıçramayı yaptırmamız için önümüzü görmemiz lazım. İkinci nesil reformlarla anlatmak istediğim niteliksel dönüşüm” dedi ve atılması gereken yeni adımları da örnekledi: 
ŞİMDİ MERKEZ OLMAK LAZIM
“Bölünmüş yol niceliksel bir dönüşümdür. Ama o kuşak üzerinde lojistik merkezler kurmanız, başka bir sınıfa geçtiğinizi gösterir. Eskiden transit geçiş noktasıydı Türkiye. Şimdi üretilen malların lojistik merkezlerde toplanıp uluslararası pazarlara ulaştırıldığı bir merkeze dönüşmek zorundasınız...”
Huzurla 1 Kasım’a! 
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise bütçeyi değerlendirirken, “Öngördüğümüzden çok daha iyi bir performans var. Vergi tabanı genişledi yazarkasa pos cihazını birleştirdik; 11 milyar lira matrahımız arttı. 1 Kasım’a gönül rahatlığıyla gidiyoruz” dedi. 
Nelere kurban giderdi?
Davutoğlu, koalisyon dönemlerinin Türkiye’ye neler kaybettireceğine yönelik bir örnek vererek şöyle konuştu: "Türkiye büyük projelere imza attı. Örneğin enerjide TANAP. (Azeri gazını Avrupa'ya taşıyacak 10 milyar dolarlık proje.) Burada Türkiye Enerji ve Dışişleri bakanlıkları önemli rol üstlendi. Bu iki bakanlık farklı farklı partide olsaydı, acaba TANAP kolay gerçekleşir miydi? Parti başkanlarının onayını bekleseydik, hangi pazarlıklara kurban giderdi böyle projeler."
Taşeron işçilerle ilgili gereken talimatı verdi
Başbakan Ahmet Davutoğlu dün, önce HAK-İŞ Genel Kurulu'na, ardından İzmir Bergama mitingine katıldı. Davutoğlu, HAK-İŞ'teki konuşmasında "Taşeron işçilerin toplu sözleşmelerinin ivedilikle sonuçlandırılması için gereken talimatları buradan veriyorum" dedi. 
Bergama mitinginde ise Davutoğlu, İzmir'in dev yatırımlarla yüksek teknoloji cazibe merkezi olacağını açıkladı ve müjdeleri sıraladı: "İstanbul - İzmir arası 9 saatten 3.5 saate inecek. İzmir, yüksek hızlı trenle Ankara'ya bağlanacak." 
Davutoğlu ayrıca yerel seçimlerde Binali Yıldırım'ın Belediye Başkanı seçilemediğini anımsatarak "Seçilseydi neler yapacağımızı görecektiniz" dedi. 
Davutoğlu'ndan önemli açıklamalar
Üniversitelilere bir yıllık maaş
“İşverene, sen genç bir işçiyi alırsan, ona bir sene iş başı eğitimi verecek şekilde işe alırsan bir senelik maaşı bizden diyoruz. Biz bunu şubat ayında açıklamıştık. Bunların bütçeye hiçbir yükü yok. Eğer o gençlere istihdam sağlarsak, o gençlerin boş gezmesini engellerken onlara iş başı eğitimi veriyoruz. 15-24 yaş arası 12.7 milyon gencimiz var. Bunların büyük çoğunluğu öğrenci. Mezun olanlardan ilk yıl 100 bininin maaşını biz vereceğiz. İşbaşı eğitime alıp işe kavuşturacağız. Bugüne kadar 6 aylıktı ve 110 bin kişi yararlandı bu süreyi bir yıla çıkarttık.” 
EMEKLİYE ZAM YAPIYORUZ 
Emeklilerimizin düşük maaşlı olanlarına 100 lira zam yapmıştık. Daha sonra tüm emeklilere de zam yapacağımızı söyledik. Yani yıllık bin 200 lira bir katkı olacak. Böylece daha önce 100 lira alanlara da bir 100 lira daha zam yapıyoruz. Onların alacakları ek gelir yıllık 2 bin 400 lira olacak. 
Doğru yaptık ama biraz fazla yaptık 
Yakın zamanda gerçekleştirdiği Kayseri ziyaretinde, şehirdeki organize sanayi bölgesinde 6 bin işçi arandığını ama çalışacak kişi bulunamadığını öğrenen Başbakan Ahmet Davutoğlu, bu noktada sosyal yardımlarla asgari ücretin birbirine yakın olmasına vurgu yaptı. 700-750 liralık sosyal yardım alan birinin bir ay çalışarak 1.000 liralık asgari ücrete çalışmama noktasına geldiğini vurgulayan Davutoğlu, yardımlarla ilgili olarak "Doğru yaptık ama biraz fazla yaptık" dedi ve ekledi: Aradaki makası açmamız gerekiyor. Bunu da asgari ücreti artırarak yapıyoruz.” 

21 Ekim 2015 Çarşamba

Yeni mandacılık seferberliği var

Bir asırdan fazladır gelenek ile bağlarının koparılmaya çalışıldığı bir ülke Türkiye. Bu bağların en zayıf halkalarından biri olarak gösterilen ‘aydınlar’ bu kanaatin oluşması için epey açık da vermişler. Uzağa gitmeye gerek yok; 2013’te bunun örneklerini Gezi sürecinde gördük. Batılı gazetelere verilen çarşaf çarşaf ilanlarla Türkiye şikayet edildi. Tıpkı geçen hafta sonu Almanya Başbakanı Merkel’e hitaben ‘Türkiye’ye gelme, gelipte iktidarın elini güçlendirme’ anlamına gelen ve yüz civarında akademisyenin imzasını taşıyan açık mektupta olduğu gibi. Tarihçi yazar Halil Berktay, bu bildiriden daha tehlikeli ikinci ve uluslar arası bir bildirinin daha olduğunu söylüyor. Yurt dışında pek çok sol aydın ve öğretim üyesinin imzaladığı bu bildiride, Türkiye için Birleşmiş Milletler nezdinde özel komisyonlar kurulması; bütün ülkelerin Türkiye'yle ilişkilerini "gözden geçirmeleri" dahi öneriliyor. Prof. Berktay ‘Mandacılık seferberliği’ olarak değerlendirdiği girişimleri Star’a anlattı:
 “Kamuoyunda bilinenin ötesinde bir değil, iki bildiri söz konusu. Yeni dolaşıma sokulan, "Uluslarası Akademisyenlerin Çağrısı" başlıklı ikinci bir bildiri de var. Yurtdışında şimdiden çok sayıda önemli sol aydın ve öğretim üyesi tarafından imzalanmış. İlk metinden çok daha vahim. Orada, 10 Ekim katliamının devletin ve/ya AKP'nin işi olduğuna dair "ciddi iddia"ları soruşturmak için Birleşmiş Milletler nezdinde özel komisyonlar kurulması; bütün ülkelerin Türkiye'yle ilişkilerini "gözden geçirmeleri" dahi öneriliyor. 1946'dan sonra Cumhuriyet tarihinde (askerî diktatörlükler dahil) hiç hileli seçim olmadığı halde, şimdiden 1 Kasım seçimleri hakkında şüpheler uyandırılmaya çalışılıyor ve özgür seçimlerin yapılması da uluslararası müdahale ve denetime bağlanıyor. Dahası, Türkiye'de mevcut rejim sadece "otoriter" değil, aynı zamanda "gayrimeşru" ilân ediliyor; madalyonun diğer yüzünde, PKK'nın hiçbir haklı gerekçesi yokken, durup dururken başlattığı yeni şiddet dalgası, bu "gayrimeşru rejim"e karşı "Türkiye halklarının direnişi" diye sunulup "uluslararası destek" talebinde bulunuluyor.
Altını çizeyim; demokrasi, rejim, katliam vb derken, alavere dalavere, sonuç PKK terörüne uluslararası destek" istenmesi oluyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hatâları yok mu; elbette var ve ben de çok eleştirdim, eleştiriyorum. Ama bu başka; bunları alabildiğine abartıp toptan kanunsuz ve rejimi bütün olarak gayrimeşru göstermek başka; Türkiye üzerinde bir çeşit uluslararası manda (mandate) tesis edilmesini istemek gene başka. PKK son tahlilde Türkiye'yi destabilize edip krize yuvarlamayı amaçlayan bir savaş başlattı. HDP buna kol kanat gerdi, geriyor. Son olarak da IŞİD'in Diyarbakır ve Suruç bombalamalarının üzerine, bu sefer Ankara katliamı  geldi. Ve akıl almaz bir şekilde, hepsi hükümete, AKP'ye maledilip, Türkiye kaosa yuvarlanan “çökmüş devlet" gibi gösterilmeye çalışılıyor. Böyle bir seferberlik var, Türkiye'yi her yolla felâkete sürüklemeye yönelik. Evet, bu çaba ve çağrıları 21. yüzyıl başına özgü bir çeşit neo-mandacılık olarak niteliyorum.”
Örgütlü Sol’u bilir, tanırım!
“1950'lerden beri siyasetin farkındayım; yirmi yıl kadar örgütlü solun içinde yer aldım; iki askeri darbenin mağduru oldum; birinde hapse girdim çıktım, işkence gördüm, iki küsur yıl Mamak'ta kaldım” diyen Halil Berktay, 2000 yılında, Ermeni olayları ile ilgili tarihsel süreci anlattığı için hakkında vatan hainliği kampanyaları açıldığını hatırlatarak şöyle devam etti “2005’te ise Osmanlı Ermenileri konferansı öncesi ve sırasında benzer saldırılara maruz kaldım. Çeşitli siyasal iktidarlarla çok ciddi dâvâlarım oldu. "Faşist askerî diktatörlük"leri kınadıım, lânetledim. Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin de kurucularındanım. Ama hiçbir zaman bu ülkede kendimi dış dünyanın, Batı medeniyetinin bir "implant"ı, buraya değil oraya ait bir unsur gibi hissetmedim.”
Dışarıya karşı ülkemi kötülemedim
“Hiç bir zaman kendi kimliğinden nefret eden (self-hating) bir Türk olmadım; içeride veya  dışarıda, nerede olursa olsun, kişisel saygınlığımı Türkiye'yi her fırsatta kötülemek için yalan yanlış bahane aramaya bağlamadım. Doğru veya yanlış, inandıklarım için mücadele ettim ama bu şekilde, (mecazi anlamda) bu ses tonuyla, böyle çarpıtmalar ve gerçek dışı argümanlarla, (mealen) "imdat, buraya müdahale edin, gelip bizi kurtarın" diye bağırmadım, yalvarmadım.

19 Ekim 2015 Pazartesi

Hacettepe’den İHA ve elektrikli otomobil

TEO adı verilen elektrikli otomobil ve AVIPOD adı verilen İHA’nın testlerine başlandı. TÜBİTAK’ın koordinatörlüğünü üstlendiği Uluslararası Liderlik Akademisi’nin Ankara ayağındaki bilim ve teknoloji etkinliğinde konuşan Hacettepe Teknokent Genel Müdürü Abdurrahman Güngör, deneme sürüşlerinin devam ettiğini belirterek, şu bilgileri verdi: “Projeyi kendi öz sermayemizle yapıyoruz. Mühendis arkadaşlar yoğun bir tempo ile çalıştılar, güzel bir ürün ortaya koydular. Teknokentte, savunma sanayii, enerji, biyomedikal ve medikal alanında çalışan firmalara ev sahipliği yapıyoruz. Yeni kurulmuş şirketlerden yıllık 100 milyon dolar satış yapana kadar çeşitli büyüklükte 220 şirket var. Şirketlerin yüzde 60’ını yazılım ve teknoloji firmaları oluşturuyor. Türkiye’nin ihracatının kilo-fiyat dengesinde değerler ortaya koyuyoruz.”

Ankaradaki Bombalar PKK yapımı

Ankara’da 102 kişinin öldüğü hain saldırı; Aydın Doğan medyası, paralel medya ve PKK medyası tarafından günlerdir hedef saptırılarak IŞİD’in üzerine yıkılmaya çalışılıyor. Suçu devlete ve IŞİD’e yıkmak için yoğun çaba sarf eden terör medyasının gizlemeye çalıştığı bilgilere AKİT ulaştı.
HDP YÖNETİCİSİNİN DÜKKANI BOMBA İMALATHANESİ
Ankara saldırısında canlı bombalara rehberlik yaptığı tespit edilerek yakalanan Yakup Şahin her şeyi itiraf etti. Yakup Şahin’in verdiği bilgiler doğrultusunda Gaziantep’in Nizip ilçesinde arama yapan polis, HDP Nizip İlçe Teşkilatı Yönetim Kurulu Üyesi Müslüm Bizet’e ait depoda; bomba yapımında kullanılan 60 kilo TNT, çok sayıda bomba güçlendirici bilye ve intihar bombacılarının kullandığı 15 adet yelek buldu. 
ŞİMDİ KİMİ SUÇLAYACAKSIN SELAHATTİN DEMİRTAŞ?
Polisin gözaltına aldığı Yakup Şahin’in verdiği bilgiler doğrultusunda soruşturmayı genişleten güvenlik güçleri, Ankara saldırısında patlatılan bombaları hazırlayan odaklara ulaştı. Polisin ulaştığı HDP bağlantılı isimler, saldırıdan yarım saat sonra “katil devlet” diye bağırarak saldırıyı devletin üstüne yıkmaya çalıştı. Polis, HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, saldırıdaki PKK bağlantısını örtbas etmek için hedef saptırdığını da ortaya çıkarmış oldu. Saldırıdaki bombaların, HDP yöneticisine ait dükkanda yapılarak Yakup Şahin tarafından Ankara’daki canlı bomba faillerine teslim edildiği anlaşıldı.
MALZEMELER TIPATIP AYNI
HDP Nizip İlçe Teşkilatı Yönetim Kurulu Üyesi Müslüm Bizet’in dükkanında ele geçirilen bomba yapımında kulanılan malzemelerin, Ankara saldırısında kullanılan bombaların yapımında kullanılan malzemelerle aynı olduğu tespit edildi. Patlama sonrası olay yeri inceleme ekiplerinin elde ettiği bomba parçaları ve diğer delillerle karşılaştırılan malzemeler, bombaların söz konusu dükkanda hazırlandığını doğruladı. Canlı bombaların kullandıkları hücum yeleklerine ait kumaş ve diğer materyal örnekleri de HDP’linin dükkanında yakalanan 15 adet yelekle aynı.
MEHMET ÖZMEN