fuat avni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fuat avni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2016 Perşembe

SULTANA SUİKAST DÜZENLEYEN PAŞALAR

İktidarın olduğu her yerde iktidar hırsıyla gözleri kör olup vatana ihanet eden insanlar da vardır. İşte onlara bir misal; Osmanlı’nın son dönemlerinde devleti içeriden yıkmak için çalışan hain paşalar…
FUAT PAŞA MASONDU(acaba Fuat Avni serefsizi ismini buradan almis olmasin?Ne kadar büyük tesadüf degilmi.Sizler ne yorum yaparsiniz?)
Fuat Paşa da Tanzimat devri sadrâzamlarındandır.
Mustafa Reşit Paşa vâsıtası ile siyâsete atılmıştır. Sultan Abdülmecîd devrinde İstanbul’da İngilizler’in İskoç locasına bağlı bir mason locası açma girişiminden cesaret alan Fransızlar, Beyoğlu’nda bir mason locası açıp Fuat Paşa’yı da aralarına almışlardır.
Fuat Paşa’nın yanlış siyâseti neticesinde birçok toprak kaybedilmiş ve hayli müslüman kanı dökülmüştür. Bunların yanında Fuat Paşa’nın pek çok yolsuzlukları da olmuştur. Nitekim Âlî Paşa’nın onu emîn biri hüviyetiyle gönderdiği Suriye’de aldığı rüşvetler hâriç, yaklaşık sekiz yüz bin kese para gasp ederek uhdesine geçirmesi, yaptıklarının sadece bilinen bir kısmıdır.
Nitekim sonraları Fuat Paşa’nın iki oğlunun birden ölmesi ve iki konağının da arka arkaya yanması, yaptığı yolsuzlukların ve döktüğü müslüman kanlarının bedeli olduğu İstanbul’da halk arasında konuşulan günün mevzûlarından olmuştur.
FUAT PAŞA FRANSA’DAN DESTEK İSTİYOR
İslâmî meziyetlerden uzak olan Fuat Paşa, Volterci fikirlere sahipti. Fransız elçisine:
“–Siz bize suflörlük ediniz, fakat sahneyi ve rollerin icrâsını bize bırakınız. Bir devletin iki kuvveti olur: Biri yukarıdan, diğeri aşağıdan gelir. Bizde aşağıdan gelen bir kuvvet olmadığı için yandan bir kuvvet almaya muhtâcız ki o da elçiliklerdir.” dediği «İbret» gazetesince ifâde edilmiştir.
İbnülemîn Mahmud Kemâl Bey’in Fuat Paşa ile alâkalı şu kaydı câlib-i dikkattir:
ABDESTSİZ NAMAZ KILDIRDI
Fuat Paşa, sadrâzam ve serasker iken bir Ramazan günü Bâyezid Câmii’ne namaz kılmaya gitmişti. Cemâatin kalabalık olması sebebiyle an­cak avluda yer bulabildi. Kendisi kerhen namaza dururken yâverlerine de namaz kılmalarını emretti. Fakat yâverler:
“–Bizim abdestimiz yok!” dediler.
Bunun üzerine Fuat Paşa, dînî gevşeklik ve kayıtsızlığını açıkça ortaya koyarak:
“–Kimin abdesti var ki?” dedi ve öylece namaza duruverdi.
Fuat Paşa’nın gerçek niyet ve gayreti herkesin mâlûmu olan şu rivâyette gâyet bârizdir:
FUAT PAŞA: BİZ OSMANLI’YI İÇERİDEN YIKMAYA ÇALIŞIYORUZ
Bir gün diplomatlar toplantısında Avrupa devletlerinin kuvvet ve kudretinden bahis açıldı. Herkes bir şey söylerken Fuat Paşa, konuşulanlara itirazla şöyle dedi:
“–Hayır efendiler! En kuvvetli devlet Osmanlı Devleti’dir. Zira siz dışarıdan, biz içeriden nicedir yıkmaya çalışıyoruz da yine de muvaffak olamıyoruz!”
İşte böyle bir şahsiyet olan Fuat Paşa, 1869’da Fransa’nın Nis şehrinde öldü. O, son nefesinin yaklaştığını hissedemeden Fransızca birtakım şeyler geveleyerek ölmüş ve yanında ehl-i İslâm’dan hiçbir fert bulunmamıştır. Ölümü dolayısıyla o devrin Hürriyet gazetesinde yazılanlar pek korkunçtur:
FUAT PAŞA HRİSTİYAN ADETLERİNE GÖRE DEFNEDİLDİ
“Fuat Paşa Nis’e giderken, Roma’ya uğrayıp Papa ile görüşmüş ve mûtâdı üzere onun duâsını almıştı. Bunun için vefatında, Nis kilisesi, onun katolik âyini üzere defnolunması hakkında teşebbüslerde bulundu. Osmanlı elçisi buna lüzum olmadığını beyân ettiyse de kilise ısrârını sürdürdü. Nihâyet hristiyan prensiplerine göre ölünün üzerine yatağında âdet olan usûllerin uygulanmasıyla iktifâ edilmesine müsâade edildi.”
Ahmed Cevdet Paşa da:
“Fuat Paşa’nın cenâzesi İstanbul’a getirilip türbesine götürülürken, sanki bir alafranga alay gibiydi. Bunu seyreden herkes, bir burukluk ve istihzâ hâlindeydi.” diyerek onun ölümü ile müslümanların sürur ve memnûniyetlerini ifâde eder.
İCRAATLER HAİNLERİ TEDİRGİN ETMEKTEYDİ
Daha evvelce ifâde ettiğimiz gibi Sultan Abdülazîz Hân’ın, devleti eski ihtişam ve gücüne ulaştırıcı icraat ve hamleleri, birtakım menfaatçi ve hâin grupları tedirgin etmekteydi. Nitekim bu vasıfta olan bâzı devlet adamları da, boş durmayıp gizli entrikalarla Sultân’a karşı hummâlı bir faâliyet yapmaktaydılar.
İHTİLAL HAZIRLIĞINDA OLAN 4 PAŞA
Bunlardan husûsiyle çeşitli vesîlelerle suçları bâriz bir şekilde tespit edilmiş, önce azledilmiş, sonra tekrar kendilerine mevkî verilmiş olan dört kişi; Hüseyin Avni Paşa, Mithat Paşa, Mütercim Rüşdü Paşa ile Hayrullah Efendi, pâdişâha karşı ciddî bir ihtilâl hazırlığı içindeydiler.
AVNİ PAŞA: “KİNİM DİNİMDİR”
Bu gruptan Hüseyin Avni Paşa, 1871’de vazifesinden azledilmiş, rütbeleri sökülerek Isparta’ya gönderilmişti. Daha sonra Mahmûd Nedim Paşa tarafından seraskerlikten de azledilmişti. Bu hâller karşısında hırsı iyice artan Hüseyin Avni Paşa, yapmak istediklerini «Kinim dînimdir!» diye ifâde ediyor ve Sultân’ın, sadece tahttan indirilmesini değil, öldürülmesini de düşünüyordu.
Çok geçmeden bu dörtlü çete grubu, ellerinden alınan menfaatlere tekrar sahip olabilmek hırsıyla talebeleri kışkırtarak büyük bir nümâyiş yaptılar. Pâdişah, kan dökülmemesi için yine bunları iş başına geçirdi. Böylece ihtilalciler, ilk merhale olarak istedikleri yere ulaştılar. Artık bundan sonra yegâne işleri, pâdişâhı bertaraf etmeye kalmıştı. Nihâyet bir ihtilâlle onu da gerçekleştirdiler.
İHTİLAL SABAHI PADİŞAH: “TAKDİR-İ İLAHİ BU İMİŞ!”
İhtilâl sabahı, Dâru’s-saâde ağası Cevher Ağa, Pâdişâh’a durumu haber vermeye cesaret edemedi. Haberi, Pertevniyal Vâlide Sultân’a iletti. O da Sultan Abdülazîz Hân’a bildirdi. O sırada yeni pâdişâhın cülûs topları atılıyordu. Abdülazîz Han annesine:
“–Bunlar beni 3. Selîm’e mi döndürecekler? Ben bunu kimlerin yaptığını biliyorum…” diyerek ihtilâlcileri tek tek saydı. Sonra dilinden:
“–Ben bu felâketi, çok kere rüyamda gördüm. Takdîr-i ilâhî böyle imiş!..” ifâdeleri döküldü.
Sultan Abdülazîz Han, sağanak yağmur altında kayıklarla Topkapı Sarayı’na götürüldü. Şahsî serveti, hanımların kulaklarındaki küpelere kadar ihtilâlciler tarafından yağmalandı. 3. Selîm’in odasına götürüldü. Abdülazîz Han:
“–Beni amcam gibi burada bitirmek istiyorlar!” dedi.
Üç gün kuru tahta üzerinde aç ve susuz olarak bırakıldı. Islak elbiselerinin değiştirilmesine dahî izin verilmedi.
Daha sonra kendisi için ayrılan odaya geçirildi. Fakat Sultan Abdülazîz Han, 5. Murad’a mektup yazarak Beşiktaş’taki Fer’iyye Sarayı’na naklini talep etti. Arzusu yerine getirilerek oraya nakledildi.
AVNİ PAŞA SULTANA SUİKAST DÜZENLEDİ
Ancak tahttan indirmekle birlikte Sultân’ı öldürmeyi de iyice kafasına koymuş bulunan Hüseyin Avni Paşa, pehlivan yapılı üç cânîyi Fer’iyye Sarayı’nda kasten bahçıvanlıkla va­zi­felendirdi. Bunlar, 4 Haziran 1876 sabah sularında Abdülazîz Hân’ın odasına girdiler.
Abdülazîz Han, bir müddet kendilerine karşı koymaya çalıştıysa da muvaffak olamadı. Zorbalar, işledikleri bu fecî cinâyete intihar süsü vermek için onun bileklerinin damarlarını kestiler. Sonra da hiçbir şey yokmuş gibi gizlice işlerinin başına döndüler.
AVNİ PAŞA SULTAN ÖLSÜN DİYE TEDAVİYİ GECİKTİRDİ
Bir müddet sonra Vâlide Sultan, oğlunun kanlar içinde yerde yattığını gördü ve ağlamaya başladı. O sırada Hüseyin Avni Paşa, tertiplediği katlin neticesini almak için saraya geldi. Abdülazîz Hân’ın daha ölmemiş olduğunu görünce onun saray karakolunun kahve ocağına götürülmesini emretti. Böylece henüz can çekişen Sultân’a doktor müdâhalesini geciktirdi.
Nihâyet mazlum Sultan, cânîler çetesi Hüseyin Avni, Mithat ve Rüşdü Paşalar’ın gözleri önünde şehîden vefât etti.
Rahmetullâhi aleyh!..
Sultan Abdülazîz Hân’ın hunharca katli üzerine kız kardeşi Âdile Sul­tân’ın yüreğinden şu ıztırap dolu yanık mısrâlar dökülmüştür:
Cihan mâtem tutup kan ağlasın Abdülazîz Hân’aMeded Allâh, mübârek cismi boyandı kızıl kâna!..Nasıl hemşîresi bu Âdile yanmaz o hâkâna,Ki kıydı bunca zâlimler karındaş-ı cihân-bâna…
ÇERKEZ HASAN HAİN PAŞALARI ÖLDÜRDÜ
Sultan Abdülazîz Hân’ın hunharca şehîd edilmesinden on iki gün geçmişti. Bir subay olan kayın biraderi Çerkez Hasan, Sultan Ab­dül­azîz’in uğradığı felâkete tahammül edemeyerek Mithat Paşa Konağında toplantı hâlinde bulunan vekiller heyetini bastı.
İlk hamlede Avni Paşa’yı katledip Sultan Abdülazîz Hân’ın intikâmını aldı. Ardından Rüştü Paşa’yı ve bir yâveri de öldürdü. Kendisi de, ertesi gün Beyazıt’ta asıldı.
CİNAYETE İNTİHAR SÜSÜ VERDİLER
İhtilâlci çete, fevkalâde zekî ve dindar bir pâdişah olan Sultan Abdülazîz’in vefâtını, bir cinâyetle değil de, intihar sûretinde göstermek için teh­ditle bir rapor tanzîm ettirdi.
ABDÜLHAMİD HAN MAHKEME KURUP HESABA ÇEKTİ
Ancak sonraki yıllarda Sultan 2. Abdülhamîd Hân’ın Yıldız’da bu hâdise dolayısıyla kurdurduğu mahkemede hesâba çekilen Mithat Paşa, katl keyfiyetini âdeta îtiraf edercesine şöyle demiştir:
“–Elhamdülillâh ki, ihtikâr ve ihtilâs gibi âdî bir cürümle değil, cinâyet bile olsa hamiyyet-i vataniyyeden münbais bir suçla müttehemim!..”


Ali Kemal
Ali Kemal
ALİ KEMAL: Usta bir gazeteci ve siyaset adamıydı. Damat Ferit kabinesinde Maarif ve Dahiliye Bakanlığı yaptı. Yanlışı Milli Mücadeleye karşı çıkması oldu. “Artin Kemal” lakabı ile anılan Ali Kemal, Peyam ve Peyam-ı Sabah gazetelerini çıkardı. Devamlı milli mücadele aleyhinde yazdı. Yakalanıp yargılanmak için Ankara’ya götürülürken İzmit’te halk tarafından linç edilerek öldürüldü.
CEMAL BEY; “Artin Cemal” lakabı ile anılan Cemal Bey çok iyi bir tahsil gördü. Kaymakamlık yaptı,  Elazığ ve Konya valiliklerinde bulundu. Damat Ferit kabinesinde Dahiliye  ve Ticaret Bakanlığı yaptı. İttihatçılara karşı düşmanca davrandı. Milli Mücadeleye şiddetle karşı çıktı. Konya Valiliği sırasında Ankara Meclisine gidecek Konyalı delegeleri göndermedi. Suçlu duruma düştüğünü anlayınca Konya’yı terk etti. Milli mücadelenin zaferle sonuçlanması üzerine yurtdışına kaçtı. 1938 yılında çıkarılan afla yurda döndü.
DEFTERDAR SOFTA MUSTAFA PAŞA: IV. Murat döneminde  “Zorba İsyanı” oyarak isimlendirilen isyanın teşvikçilerinden biri, hatta başı idi (1632). Sultan IV. Murat, olaylar  durulduktan sonra önce Topal Recep Paşa’yı öldürttü. Bilahare de Defterdar Softa Mustafa Paşa’yı hallettirdi. Saklanan Softa Mustafa Paşayı yakalattırıp önce Sultanahmet Meydanında kılıçla kafasını kestirdi sonra da ibreti âlem için gövdesini ayaklarından çınar ağacına astırdı.
Hüseyin Avni Paşa
Hüseyin Avni Paşa
HÜSEYİN AVNİ PAŞA; Çok kurnaz, çok yanlı oynayan bir Paşa idi. Sultan/Padişah Abdülaziz’in tahttan indirilmesini sağladı. Abdülaziz’in öldürülmesinde rolü olduğu iddiası üzerine Abdülaziz’in kayın biraderi Kolağası Çerkez Hasan tarafından konağında toplantı halinde iken vurularak öldürüldü.
KARA KEMAL; Çok iyi tahsil gören gazeteci ve siyaset adamı olarak gündemde kaldı. Hayati zig zaglarla geçti. Önceleri İttihat Terakkici idi sonra karşısına geçti. İstanbul’un işgali sırasında Karakol Cemiyeti ile birlikte hareket ederek Anadolu’ya silah, cephane ve adam kaçırılmasında etkin rol oynadı. İstanbul’da Hamal, gemici, kayıkçı, arabacı, fırıncı ve işsiz insanları işgalcilere karşı örgütledi. Damat Ferit kabinesinde İaşe Bakanlığı yaptı. İngilizler tarafından tutuklanıp Malta’ya gönderildi. Buradan kaçtı. Milli Mücadele kazanılınca Türkiye’ye döndü ama Cumhuriyet yönetimine karşı durdu ve İzmir Suikastine karışınca tutuklanmak isendi. Yakalanacağını anlayınca kendini vurmak suretiyle intihar etti.
ŞEYHÜLİSLAM SEYİT NACİ FEYZULLAH EFENDİ; şeyhülislam olmasına karşın görevini kötüye kullanması nedeni boynu vurularak öldürüldü. Osmanlı tarihi içinde öldürülen üç şeyhülislamdan biridir.
HAFIZ MEHMET BEY; Trabzon milletvekiliydi. Mustafa Kemal’in en hızlı karşıtlarından biriydi. İzmir Suikastini tertipleyenlerin içinde yer alınca, yargılandı ve idama mahkûm oldu, cezası asılmak suretiyle yerine getirildi.
HALİS TURGUT; Nahiye Müdürlüğü ve kaymakamlık yaptı. Türk Ocaklarında etkin rol oynadı. İttihat Terakki Cemiyeti içinde yer aldı. Sivas milletvekili seçildi. İzmir Suikasti içinde yer aldığı tespit edilince, yargılandı ve idam cezası oldu. Cezası infaz edildi.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa
Kavalalı Mehmet Ali Paşa
KAVALALI MEHMET ALİ PAŞA; Osmanlı Devletinin Mısır valisiydi. Hayli başarılı görevler yaptı. Meydana gelen Kölemen ve Hicaz’daki isyanları bastırdı. Padişahtan oğlunun Vali yapılmasını istedi, valilik verilmeyince Osmanlı’ya yani kendi devletine karşı isyan etti.  Mısır Hidiv’i oldu. Osmanlı Devleti Kaptan-ı Deryası Hain Ahmet Paşa, Osmanlı donanmasını Mısır’a götürüp teslim etti. Artık çok büyük güçtü Kavalalı Mehmet Ali Paşa. Osmanlı ile giriştiği savaşları kazandı. Sonraki askeri harekâtta Suriye’de yenildi. Ama yapılan antlaşma üzerine Mısır Kavalalı ailesine bırakıldı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa İstanbul’a gelerek Padişah tarafından kabul edildi. Nedense “Hain” ilan edilmedi ve Kahire’de öldü.
KARA AHMET PAŞA; Arnavut’tu. Babası Mahmut Paşa ölünce onun yerine İşkodra Sancakbeyi oldu. Fırsat bulduğu anda Osmanlı’ya isyan etti ama affedildi ve tekrar İşkodra Sancakbeyi oldu. 1791 de bağımsızlık elde edebilmek için tekrar isyan etti ve üzerine gelen Osmanlı ordusunu yendi. Fakat kendisini destekler görünen bir kısım paşa tarafından esir edilip İstanbul’a gönderildi. III. Selim, Kara Ahmet Paşa’yı bir daha affederek İşkodra’ya gönderdi ise de Karadağlılarla savaşırken, tuzağa düşürülüp öldürüldü.
DEFTERDARZADE AHMET PAŞA: Babası da defterdardı, baba mesleğini devam ettirdi. Maliyede yetişti, çeşitli yerlerde valilik yaptı, 1656 da defterdar oldu. Aşırı derecede kibirliydi. Gözü yukarılarda olduğu için hep bir yerlere gelebilmenin arzusu içinde sadrazam olabilmek için uğraşıyordu. Bütün amacı Sadrazam Abaza Siyavuş Paşa’yı düşürmek ve yerine geçmekti ama olmadı. İnadı yüzünden ters düştüğü Şeyhülislam Mustafa Efendi’nin düşmanlığını kazandı ve tutuklanarak hapse atıldı. Babası Mustafa Paşa idam edilmişti, kendisi de aynı akıbete uğradı. Hiç kimseye ihanet etmediği halde aşırı derecede kibri ve pervasız hareketleri sonucu cellâdın elinden kurtulamadı ve idam edildi (1656)
HALICIOĞLU MEHMET PAŞA: Halıcızade Mustafa Paşa’nın oğlu ve iyi bir maliyeci idi. Üç kez defterdar olarak görevlendirildi. Herhangi bir ihaneti olmadı ama büyük yanlışı ve hatası vardı; “PARA”. Paraya ihanet etmişti. Yeniçeri ve Sipahilerin maaşlarını vermek için düşük ayarlı paralar bastırdı, durum anlaşılınca kızılca kıyamet koptu. Yeniçeri ve Sipahiler isyan başlattılar. İsyancılar Padişah IV. Mehmet’ten Başdefterdar Mehmet Paşa ile birlikte 30 kişinin kellesini istedi. Padişah istekleri kabul etmek zorunda kaldı. 30 kişi Yedikule Zindanına atıldı ve orada idam edildiler. Cesetleri Sultanahmet’te Gülhane Parkı karşısındaki Çınar ağacına ayaklarından asıldı. Bu olaya “Vaka-ı Vakvakiye” ya da “Çınar Vakası” denildi.
KIRIM HANI MAHMUT GİRAY; Kırım Hani Mahmut Giray Osmanlıya en büyük ihaneti yapanlardan biridir. Osmanlı devleti saflarında savaşlara katıldı, başarılar ve güven kazandı. Viyana kuşatmasında da görev aldı ama Sadrazam Kara Mustafa Paşa’ya kin beslediği için verilen görevi yapmadı. Kara Mustafa Paşa güç durumda kaldı ve kuşatmayı kaldırdı. Bu olay nedeni ile Sadrazam Kara Mustafa Paşa’nın boynu vurularak idam edildi. Esas hain olan Murat Giray’a ise hiçbir şey yapılmadı.
KARA MURAT PAŞA; Osmanlı devletinde “Ağalar Saltanatı”nı kuran adamdır. Pek çok başarı elde eden Kara Murat Paşa rakip gördüklerini yok etmekte de çok başarılı idi.  Sarayda çevirdiği entrikalarla Hazerpare Ahmet Paşa ile Padişah İbrahim’in öldürülmesini sağladı, yetmedi Sadrazam Yusuf Paşa’yı da öldürttü. Öldürmeye devam ediyordu ve Kaptan-ı Derya oldu. Kendisini bu göreve getiren İpşir Paşa’yı da idam ettirdi. Bütün bunlara rağmen eceli ile öldü.
NASUH PAŞA; Bir papazın oğlu iken devşirildi. Enderunda yetişti, Beylerbeyi olarak görev yaptı. Sultan I. Ahmet’in kızı Ayşe Sultan ile evlenerek saraya damat oldu. Damat olunca gücü de arttı fakat acımasızlığı ile de halkın nefretini kazandı. Kayın Pederi Sultan I. Ahmet’in aleyhine çalıştığı ve sultanın yakınlarından Hocazade Mehmet Efendi ile Hacı Sultani Mustafa Efendi’yi öldürttüğü anlaşılınca bu ihanetinin bedelini Padişah fermanı ile boğdurularak ödedi.

DR. NAZIM BEY: İttihat Terakki’nin fikir hocası ve çok önemli isimlerinden biriydi. Yurtsever ve çalışkan bir insandı. Açık ve gizli cemiyetlerin içine girerek onları örgütledi. Talat Paşa kabinesinde Maarif Bakanlığı yaptı. Mütarekeden sonra Avrupa’ya kaçtı. 1923 den sonra yurda döndü ve İzmir Suikasti ile ilgili görüldüğü için İstiklal Mahkemesinde yargılandı, idama mahkûm oldu, cezası infaz edildi.
ORHAN ÇELEBİ; Padişah I. Mehmet (Çelebi Mehmet)’ in oğludur. Taht kavgasında öldürüleceği korkusu ile Bizans’a sığındı. Şehzade Bizanslılar tarafından kullanıldı. Ordu kurup Osmanlı üzerine yürüdü. Yenilince tekrar Bizanslılara sığındı. Osmanlılar tarafından İstanbul’un kuşatılması sırasında Bizans ordusunda kumandan olarak yer aldı. Osmanlı askerlerinin kente gireceği zehabına kapıldı ve ele geçmemek için surların üzerinden kendisini atarak intihar etti.
YEĞEN OSMAN PAŞA: Namlı hainlerden biri olarak bilinir. İki kez büyük ihanette bulundu. Birinde Celali İsyanında isyancılarla işbirliği yaparak eşkiyalığa başladı ama affedildi. Affa uğradıktan sonra Belgrad Seferine katıldı. Savaş sırasında Avusturyalılara karşı cephe tutmasına rağmen savaşmadı kenti yağmalayıp kaçtı. Durumu öğrenen Sadrazam Bekri Mustafa Paşa, Yeğen Osman Paşa’yı yakalatıp boynunu vurdurdu.
PATRONA HALİL; Hamam tellâkı iken İmparatorluğu kan kusturan bir zorba oldu. Etrafına topladığı işsiz-güçsüz takımı ile isyan başlattı. İsyan kısa sürede yayıldı ve günlerce sürdü. İsyanın önlenebilmesi için ileri sürülen şartlar Sultan tarafından kabul edilince Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın eseri olan “Lale Devri” de sona erdi. İsyan karşısında Sultan III. Ahmet çaresiz kaldı ve isyancıların isteklerine boyun eğdi ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, Kaymak Mustafa Paşa, Saray Kethüdası Mehmet Paşa boğduruldu. Cesetleri Sultanahmet Meydanında bekleyen isyancılara gönderildi. Eden bulacaktı, öyle oldu. Patrona Halil Revan Köşküne çıkmak için giderken pusuya düşürüldü ve üzerine çullanan yeniçeriler tarafından öldürüldü.
RAİF İSMAL PAŞA; Sarayı Hümayünde yetişti. Çeşitli yerlerde valilik yaptı. I. Abdülhamit’i tahttan indirmek ve III. Selim’i Padişah yapmak istemesi üzerine Kıbrıs’a sürüldü ve Lefkoşa da boğularak öldürüldü.
DADAŞ RÜŞTÜ PAŞA; Milli mücadelenin güçlü komutanlarından biriydi. Valilikte yaptı. İzmir’de Mustafa Kemal’e karşı düzenlenen suikaste ismi karıştığı için yargılandı, idam cezası aldı ve cezası yerine getirildi.
DAMAT SALİH PAŞA: Şehzade Ahmet Kemalettin’in kızı ile evlenerek Saraya damat oldu. Mahmut Şevket Paşa’ya yapılan suikaste ve öldürülmesine karıştığı anlaşılınca yargılanarak idama mahkûm oldu ve asıldı.
SARI EDİP EFE;  Asker kökenli bir efedir. Milli mücadele sırasında efelerle birlikte hareket ederek Yunan işgaline karşı cephe tuttu. Değişik yerlerde kuvayi milliye olarak görev yaptı. Mustafa Kemal’e karşı İzmir’de yapılmak istenen suikastin içinde olması nedeni ile yargılandı ve idama mahkûm oldu, cezası asılarak infaz edildi.
ABAZA SİYAVUŞ PAŞA; güçlü bir sadrazamdı. IV. Mehmet’in tahttan indirilmesinde etkili oldu. II. Süleyman tahta çıkınca sadrazam oldu. Kendisinin sadrazam olmasını sağlayanları cezalandırmaya başlayınca, ocak ağaları kellesini istedi. Sultan II. Süleyman bu isteklere uyarak Abaza Siyavuş Paşa’yı sadrazamlık görevinden aldı. Bilahare konağına saldıran yeniçeriler tarafından paramparça edilerek öldürüldü.
ZİYA HURŞİT; Hemşin’de doğdu. Almanya’da mühendislik tahsil etti. Erzurum kongresine katıldı. Lazistan milletvekili oldu. İstiklal mahkemelerinde görev aldı. Mustafa Kemal’e İzmir’de yapılması planlanan suikastin tertipleyicisi olduğunu kendisi kabul ettikten ve mahkemece kanıtlandıktan sonra idama mahkûm oldu ve cezası asılarak infaz edildi.


KABAKÇI MUSTAFA: Yeniçeri yamağı iken başkent İstanbul’u kana bulayan bir isyancı olarak ortaya çıktı. Sultan III. Selim yenilikçi taraftarı idi. O nedenle devlet düzeninde yenilikler yapmaya çalışıyordu. Yeniliklerden biri de Yeniçeri ordusunu kaldırıp yerine, daha düzenli olmasını istediği Nizam-ı Cedit Ordusunu kurmasıydı. Buna karşı çıkanlar da vardı ve bunlardan biri olan Sadaret Kaymakamı Köse Musa idi. Sedaret Kaymakamı Köse Musa yeniçeriler ile yeniçeri yamaklarını Nizam-i Cedit’e karşı kışkırttı. Yeniçeri ve yamaklar Kabakçı Mustafa’nın emri altında Çayırbaşı’nda toplanıp İstanbul üzerine yürüdüler. Haseki Ağası Halil Ağayı parçaladılar. Yeniçeriler diğer bölgelerden gelen yeniçerilerle birleşip Saray üzerine yürüdüler. III. Selim’i tahttan indirip IV. Mustafa’yı Padişah olarak tahta çıkardılar. Durumu haber alan Alemdar Mustafa Paşa, ordusu ile Balkanlardan geri dönerek İstanbul’a geldi. İsyancıları tepeleyen Alemdar Mustafa Paşa Saraya girdiğinde III. Selim’in öldürüldüğünü öğrendi. Bunun üzerine IV. Mustafa’yı tahttan indirip yerine II. Mahmut’u Padişah olarak tahta oturttu. İsyanı başlatan Kabakçı Mustafa’yı da Rumeli Feneri’nde yakalatıp öldürttü.
ŞEYH SAİT: Şeyh Sait babası gibi Nakşibendi tarikatına mensuptu. Medrese tahsili gördü. Şeyhliğini iyi kullandı ve kısa sürede mal mülk sahibi yani çok zengin oldu. Zengin ve şeyh olanın, sözü dinlendiğinde şöhreti arttıkça arttı. Cumhuriyet’in ilanı şeyhleri, ağaları rahatsız etti. Buna bir de yabancıların kışkırtmaları eklenince isyan başladı. İsyanın başında Şeyh Sait vardı. “Halife sınır dışı edilemez; hükümet dinsizdir; dinsizlik okullara girdi, Yolumuz din yoludur, Din elden gidiyor, Kadınlar çıplak geziyor, ey Muhammet ümmeti şeriattan ayrılma” slogan ve propagandaları ile halk kışkırtıldı ve isyan başladı. Şeyh Sait’in oğlu Ali Rıza sürekli İngilizlerle temas kurarak onlardan yardım istedi, bilgi alış verişinde bulundu. Ayaklanma Elazığ’ın Eğil bucağına bağlı Piran köyüne gelen ve asker kaçaklarını arayan Jandarmalara ateş açılması ile başladı, büyüdükçe büyüdü. Genç ili (Tunceli) isyancılar tarafından işgal edildi. Bunu Hani, Muş, Elazığ ve Diyarbakır izledi. Hükümet gücü Diyarbakır’a ulaştığında isyancılara karşı üstünlük kurdu ve ayaklanmayı başlatanlar ve ona destek veren Kürdistan Şurayı Devlet Reisi ve Teali Cemiyeti Reisi Seyit Abdülkadir ile arkadaşları tutuklandılar. Ve Şeyh Abdülkadir ile beş arkadaşı idama mahkûm oldular. Diyarbakır’da idam kararları infaz edildi. Asilerin üzerine gidilmeye devam edildi Şeyh Sait ile adamları Varto’nun güneyinde yer alan Cartuh köprüsünde kıstırılarak yakalandılar. İstiklal Mahkemesinde görülen dava sonunda Şeyh Sait ile 47 arkadaşı idama mahkûm oldular, cezalar Diyarbakır’da infaz edilerek isyan tamamen bastırıldı.
ŞEYH SEYİT RIZA:  Abasan Aşireti Reisiydi. Genç’te (Dersim-Tunceli)  pek çok aşiretten en güçlüsünün şeyhi idi. Aşiretler düzene uymak istemediğinden huzursuzluklar çıkarıyorlardı. Askere gitmek istemiyorlar, vergi vermemek için direniyorlardı.  Bu sıralarda şehre hareketlilik getirecek olan Singeç köprüsünün açılışı yapılacaktı. Açılışı Atatürk yapacaktı.  Gelen isyan haberi üzerine Atatürk bölgeye gitmekten vazgeçti. Şeyh Şeyit Rıza’nın adamları, köprüyü korumakla görevli olan Karakol’a baskın vererek 33 askeri şehit ettiler. Ayrıca Sin karakolu basıldı. 9. Seyyar Jandarma karakoluna baskın verildi pek çok asker şehit edildi. Mazgirt köprüsü de tahrip edildi. Hükümet güçleri üç kolordu ile olaya müdahale etti. Askeri müdahaleye uçaklarda katıldı ve isyan bastırıldı (1937). Hükümet Kuvvetleri tarafından Şeyh Seyit Rıza tutuklandı ve İstiklal Mahkemesinde yargılanarak 6 arkadaşı ile birlikte idam cezasına çarptırıldılar, cezaları infaz edildi. İsyanı devam ettirmek isteyen küçük grupların mücadelesi ise 1948 yılına kadar devam etti.
Böyle ve bunlara benzer onlarca olay meydana geldi. Bu olayların kimi doğrudan devlete karşı, mevcut hükümete yani yönetime karşı, bazıları yetkili şahıslara yani; Padişaha, Sadrazam’a, Cumhurbaşkanına karşı yapıldı. Bazı olayların doğrudan ihanet olarak yapıldığı ve yapanın hain olduğu tartışılmadı.  Ama bazılarının hala sırrı çözülebilmiş değil!  İhanet etmiş midir, hain midir, yoksa kurban mıdır hala tartışılmakta, daha doğrusu tartışılmak istenmektedir.
Şu hususu da belirtmekte yarar vardır zannediyorum. Bilhassa Ulusal Kurtuluş Şavaşı sırasında, bilhassa Yunan işgalinin başladığı sırada, henüz düzenli ordu yok iken cephe tutan, Ege tarafındaki efelerle anlaşarak cepheyi genişletip düşmana karşı koyan, Ankara hükümetine karşı başlatılan isyanları bastıran, padişah’ın görev vererek Ankara hükümetine karşı gönderdiği Kuvayi İnzibatiye’yi dağıtan, Anzavur Ahmet’in güçlerini yenen Çerkez Ethem’in durumunun tarihçiler taraından yeniden ele alınması gerekir diye düşünüyorum. Kardeşlerinin tahriklerine kapılmış ve düzenli orduya geçmeyi reddetmiş, bu yolda verdiği mücadelede yenileceğini anlayınca Yunanlılara sığınmış, “Halk Kahramanı” olabilecek iken hain durumuna düşmüş ya da düşürülmüş Çerkez Ethem’in aklanması, itibarının iade edilmesi için tarihçilerin harekete geçmesi, TBMM nin de buna bir çare bulması düşünülemez mi?

Yazan İbrahim Balcı

9 Kasım 2015 Pazartesi

Fuat Avni'ye ilham olan iki hain paşa!

FUAT PAŞA MASONDU
Fuat Paşa da Tanzimat devri sadrâzamlarındandır.
Mustafa Reşit Paşa vâsıtası ile siyâsete atılmıştır. Sultan Abdülmecîd devrinde İstanbul'da İngilizler'in İskoç locasına bağlı bir mason locası açma girişiminden cesaret alan Fransızlar, Beyoğlu'nda bir mason locası açıp Fuat Paşa'yı da aralarına almışlardır.
Fuat Paşa'nın yanlış siyâseti neticesinde birçok toprak kaybedilmiş ve hayli müslüman kanı dökülmüştür. Bunların yanında Fuat Paşa'nın pek çok yolsuzlukları da olmuştur. Nitekim Âlî Paşa'nın onu emîn biri hüviyetiyle gönderdiği Suriye'de aldığı rüşvetler hâriç, yaklaşık sekiz yüz bin kese para gasp ederek uhdesine geçirmesi, yaptıklarının sadece bilinen bir kısmıdır.
Nitekim sonraları Fuat Paşa'nın iki oğlunun birden ölmesi ve iki konağının da arka arkaya yanması, yaptığı yolsuzlukların ve döktüğü müslüman kanlarının bedeli olduğu İstanbul'da halk arasında konuşulan günün mevzûlarından olmuştur.
FUAT PAŞA FRANSA'DAN DESTEK İSTİYOR
İslâmî meziyetlerden uzak olan Fuat Paşa, Volterci fikirlere sahipti. Fransız elçisine:
“–Siz bize suflörlük ediniz, fakat sahneyi ve rollerin icrâsını bize bırakınız. Bir devletin iki kuvveti olur: Biri yukarıdan, diğeri aşağıdan gelir. Bizde aşağıdan gelen bir kuvvet olmadığı için yandan bir kuvvet almaya muhtâcız ki o da elçiliklerdir.” dediği «İbret» gazetesince ifâde edilmiştir.
İbnülemîn Mahmud Kemâl Bey'in Fuat Paşa ile alâkalı şu kaydı câlib-i dikkattir:
ABDESTSİZ NAMAZ KILDIRDI
Fuat Paşa, sadrâzam ve serasker iken bir Ramazan günü Bâyezid Câmii'ne namaz kılmaya gitmişti. Cemâatin kalabalık olması sebebiyle an­cak avluda yer bulabildi. Kendisi kerhen namaza dururken yâverlerine de namaz kılmalarını emretti. Fakat yâverler:
“–Bizim abdestimiz yok!” dediler.
Bunun üzerine Fuat Paşa, dînî gevşeklik ve kayıtsızlığını açıkça ortaya koyarak:
“–Kimin abdesti var ki?” dedi ve öylece namaza duruverdi.
Fuat Paşa'nın gerçek niyet ve gayreti herkesin mâlûmu olan şu rivâyette gâyet bârizdir:
FUAT PAŞA: BİZ OSMANLI'YI İÇERİDEN YIKMAYA ÇALIŞIYORUZ
Bir gün diplomatlar toplantısında Avrupa devletlerinin kuvvet ve kudretinden bahis açıldı. Herkes bir şey söylerken Fuat Paşa, konuşulanlara itirazla şöyle dedi:
“–Hayır efendiler! En kuvvetli devlet Osmanlı Devleti'dir. Zira siz dışarıdan, biz içeriden nicedir yıkmaya çalışıyoruz da yine de muvaffak olamıyoruz!”
İşte böyle bir şahsiyet olan Fuat Paşa, 1869'da Fransa'nın Nis şehrinde öldü. O, son nefesinin yaklaştığını hissedemeden Fransızca birtakım şeyler geveleyerek ölmüş ve yanında ehl-i İslâm'dan hiçbir fert bulunmamıştır. Ölümü dolayısıyla o devrin Hürriyet gazetesinde yazılanlar pek korkunçtur:
FUAT PAŞA HRİSTİYAN ADETLERİNE GÖRE DEFNEDİLDİ
“Fuat Paşa Nis'e giderken, Roma'ya uğrayıp Papa ile görüşmüş ve mûtâdı üzere onun duâsını almıştı. Bunun için vefatında, Nis kilisesi, onun katolik âyini üzere defnolunması hakkında teşebbüslerde bulundu. Osmanlı elçisi buna lüzum olmadığını beyân ettiyse de kilise ısrârını sürdürdü. Nihâyet hristiyan prensiplerine göre ölünün üzerine yatağında âdet olan usûllerin uygulanmasıyla iktifâ edilmesine müsâade edildi.”
Ahmed Cevdet Paşa da:
“Fuat Paşa'nın cenâzesi İstanbul'a getirilip türbesine götürülürken, sanki bir alafranga alay gibiydi. Bunu seyreden herkes, bir burukluk ve istihzâ hâlindeydi.” diyerek onun ölümü ile müslümanların sürur ve memnûniyetlerini ifâde eder.
İCRAATLER HAİNLERİ TEDİRGİN ETMEKTEYDİ
Daha evvelce ifâde ettiğimiz gibi Sultan Abdülazîz Hân'ın, devleti eski ihtişam ve gücüne ulaştırıcı icraat ve hamleleri, birtakım menfaatçi ve hâin grupları tedirgin etmekteydi. Nitekim bu vasıfta olan bâzı devlet adamları da, boş durmayıp gizli entrikalarla Sultân'a karşı hummâlı bir faâliyet yapmaktaydılar.
İHTİLAL HAZIRLIĞINDA OLAN 4 PAŞA
Bunlardan husûsiyle çeşitli vesîlelerle suçları bâriz bir şekilde tespit edilmiş, önce azledilmiş, sonra tekrar kendilerine mevkî verilmiş olan dört kişi; Hüseyin Avni Paşa, Mithat Paşa, Mütercim Rüşdü Paşa ile Hayrullah Efendi, pâdişâha karşı ciddî bir ihtilâl hazırlığı içindeydiler.
AVNİ PAŞA: “KİNİM DİNİMDİR”
Bu gruptan Hüseyin Avni Paşa, 1871'de vazifesinden azledilmiş, rütbeleri sökülerek Isparta'ya gönderilmişti. Daha sonra Mahmûd Nedim Paşa tarafından seraskerlikten de azledilmişti. Bu hâller karşısında hırsı iyice artan Hüseyin Avni Paşa, yapmak istediklerini «Kinim dînimdir!» diye ifâde ediyor ve Sultân'ın, sadece tahttan indirilmesini değil, öldürülmesini de düşünüyordu.
Çok geçmeden bu dörtlü çete grubu, ellerinden alınan menfaatlere tekrar sahip olabilmek hırsıyla talebeleri kışkırtarak büyük bir nümâyiş yaptılar. Pâdişah, kan dökülmemesi için yine bunları iş başına geçirdi. Böylece ihtilalciler, ilk merhale olarak istedikleri yere ulaştılar. Artık bundan sonra yegâne işleri, pâdişâhı bertaraf etmeye kalmıştı. Nihâyet bir ihtilâlle onu da gerçekleştirdiler.
İHTİLAL SABAHI PADİŞAH: “TAKDİR-İ İLAHİ BU İMİŞ!”
İhtilâl sabahı, Dâru's-saâde ağası Cevher Ağa, Pâdişâh'a durumu haber vermeye cesaret edemedi. Haberi, Pertevniyal Vâlide Sultân'a iletti. O da Sultan Abdülazîz Hân'a bildirdi. O sırada yeni pâdişâhın cülûs topları atılıyordu. Abdülazîz Han annesine:
“–Bunlar beni 3. Selîm'e mi döndürecekler? Ben bunu kimlerin yaptığını biliyorum…” diyerek ihtilâlcileri tek tek saydı. Sonra dilinden:
“–Ben bu felâketi, çok kere rüyamda gördüm. Takdîr-i ilâhî böyle imiş!..” ifâdeleri döküldü.
Sultan Abdülazîz Han, sağanak yağmur altında kayıklarla Topkapı Sarayı'na götürüldü. Şahsî serveti, hanımların kulaklarındaki küpelere kadar ihtilâlciler tarafından yağmalandı. 3. Selîm'in odasına götürüldü. Abdülazîz Han:
“–Beni amcam gibi burada bitirmek istiyorlar!” dedi.
Üç gün kuru tahta üzerinde aç ve susuz olarak bırakıldı. Islak elbiselerinin değiştirilmesine dahî izin verilmedi.
Daha sonra kendisi için ayrılan odaya geçirildi. Fakat Sultan Abdülazîz Han, 5. Murad'a mektup yazarak Beşiktaş'taki Fer'iyye Sarayı'na naklini talep etti. Arzusu yerine getirilerek oraya nakledildi.
AVNİ PAŞA SULTANA SUİKAST DÜZENLEDİ
Ancak tahttan indirmekle birlikte Sultân'ı öldürmeyi de iyice kafasına koymuş bulunan Hüseyin Avni Paşa, pehlivan yapılı üç cânîyi Fer'iyye Sarayı'nda kasten bahçıvanlıkla va­zi­felendirdi. Bunlar, 4 Haziran 1876 sabah sularında Abdülazîz Hân'ın odasına girdiler.
Abdülazîz Han, bir müddet kendilerine karşı koymaya çalıştıysa da muvaffak olamadı. Zorbalar, işledikleri bu fecî cinâyete intihar süsü vermek için onun bileklerinin damarlarını kestiler. Sonra da hiçbir şey yokmuş gibi gizlice işlerinin başına döndüler.
AVNİ PAŞA SULTAN ÖLSÜN DİYE TEDAVİYİ GECİKTİRDİ
Bir müddet sonra Vâlide Sultan, oğlunun kanlar içinde yerde yattığını gördü ve ağlamaya başladı. O sırada Hüseyin Avni Paşa, tertiplediği katlin neticesini almak için saraya geldi. Abdülazîz Hân'ın daha ölmemiş olduğunu görünce onun saray karakolunun kahve ocağına götürülmesini emretti. Böylece henüz can çekişen Sultân'a doktor müdâhalesini geciktirdi.
Nihâyet mazlum Sultan, cânîler çetesi Hüseyin Avni, Mithat ve Rüşdü Paşalar'ın gözleri önünde şehîden vefât etti.
Rahmetullâhi aleyh!..
Sultan Abdülazîz Hân'ın hunharca katli üzerine kız kardeşi Âdile Sul­tân'ın yüreğinden şu ıztırap dolu yanık mısrâlar dökülmüştür:
Cihan mâtem tutup kan ağlasın Abdülazîz Hân'a
Meded Allâh, mübârek cismi boyandı kızıl kâna!..
Nasıl hemşîresi bu Âdile yanmaz o hâkâna,
Ki kıydı bunca zâlimler karındaş-ı cihân-bâna…
ÇERKEZ HASAN HAİN PAŞALARI ÖLDÜRDÜ
Sultan Abdülazîz Hân'ın hunharca şehîd edilmesinden on iki gün geçmişti. Bir subay olan kayın biraderi Çerkez Hasan, Sultan Ab­dül­azîz'in uğradığı felâkete tahammül edemeyerek Mithat Paşa Konağında toplantı hâlinde bulunan vekiller heyetini bastı.
İlk hamlede Avni Paşa'yı katledip Sultan Abdülazîz Hân'ın intikâmını aldı. Ardından Rüştü Paşa'yı ve bir yâveri de öldürdü. Kendisi de, ertesi gün Beyazıt'ta asıldı.
CİNAYETE İNTİHAR SÜSÜ VERDİLER
İhtilâlci çete, fevkalâde zekî ve dindar bir pâdişah olan Sultan Abdülazîz'in vefâtını, bir cinâyetle değil de, intihar sûretinde göstermek için teh­ditle bir rapor tanzîm ettirdi.
ABDÜLHAMİD HAN MAHKEME KURUP HESABA ÇEKTİ
Ancak sonraki yıllarda Sultan 2. Abdülhamîd Hân'ın Yıldız'da bu hâdise dolayısıyla kurdurduğu mahkemede hesâba çekilen Mithat Paşa, katl keyfiyetini âdeta îtiraf edercesine şöyle demiştir:
“–Elhamdülillâh ki, ihtikâr ve ihtilâs gibi âdî bir cürümle değil, cinâyet bile olsa hamiyyet-i vataniyyeden münbais bir suçla müttehemim!..”

Fuat Avni-2

Fuat Avniler'den biri daha yakalandı
Paralel Yapı'ya yönelik 'Askeri Casusluk Soruşturması'nda İçişleri Bakanlığı'ndaki bilgilerin nasıl dışarıya sızdırıldığı da ortaya çıktı. Dönemin Bilgi İşlem Dairesi Başkanı İlhan Uran'ın bakanlığın karakutusu sayılan sistem odasından makam odasına özel hat çektirdiği belirlendi. Bakan'ın bilgisayarını bile an be an izledi.
‘Askeri Casusluk Soruşturması’nın merkezinde yer alan Pandora veri tabanındaki belgelerin bakanlıktan dışarıya sızdırıldığı ortaya çıktı. Soruşturma döneminde Bilgi İşlem Dairesi’nin başkanı olan İlhan Uran’ın sistem odasından makam odasına özel hat çektirdiği, Bakan dahil herkesin bilgisayarlarını açıkken görebildiği tespit edildi.
Eski yöneticiler gözaltında
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, “Askeri Casusluk soruşturmasında ‘kumpas’ kurulduğu” iddiasıyla başlattığı adli soruşturmanın ilk aşaması için düğmeye bastı. Operasyonun ilk dalgası, dönemin İzmir Emniyeti ile İçişleri Bakanlığı’nı vurdu. Askeri casusluk soruşturmasına esas olan soruşturma raporlarını hazırlayan Mülkiye Teftiş Kurulu’nda görevli iki başmüfettişin yanısıra bakanlık Bilgi İşlem Dairesi’nin eski yöneticileri gözaltına alındı.
Milliyet gazetesinin haberine göre, kumpas iddiasının araştırıldığı soruşturmadaki diğer önemli bölüm ise casusluk iddiasının merkezindeki Pandora veri tabanında yer aldığı ifade edilen bilgi ve belgelerin kaynağının araştırılması oldu.
Makam odasına özel hat çektirmiş
İçişleri Bakanlığı, yaklaşık bir yıl önce harekete geçerek söz konusu belgelerin gizli olup olmadığı ve bakanlıktan sızdırılıp sızdırılmadığının tespiti için müfettiş görevlendirmesi yaptı. Müfettiş çalışmaları sonucunda, ilk dalganın “merkez üssü” sayılabilecek İçişleri Bakanlığı’nın iki önemli birimi, Teftiş Kurulu Başkanlığı ile Bilgi İşlem Dairesi’nde günışığına çıkan yeni gelişmeler dudak uçuklatacak cinsten.
Bakanlığın karakutusu
Önce Bilgi İşlem Dairesi’nden başlayalım. Bu daire, diğer devlet kurumlarında olduğu gibi bakanlığın hem kalbi hem de karakutusu. Savcılık talimatıyla gözaltına alınan ve askeri casusluk soruşturması döneminde daire başkanı olan İlhan Uran’ın görevindeki icraatları dikkat çekiyor. Kendisi gibi gözaltında bulunan merkez Valisi Mehmet Oduncu’dan sonra daire başkanı olan Uran’ın, sistem odasından makam odasına direk veri kullanım olanağı sağlayan özel hat çektirdiği anlaşıldı. Ayrıca, Uran’ın, sistemden geçen verileri takip edip görmeyi sağlamak amacıyla kendisine adına “domain-admin” aldığı tespit edildi.
Bakan'ın bilgisayarını bile izledi
Uran’la ilgili yürütülen idari soruşturmada ortaya çıkarılan bu gerçeğin anlamı şu: Alınan bu yetkiyle, istenirse bakan dahil herkesin kullandığı bilgisayarlar, açık konumundayken görülebilir. Böylelikle bu bilgisayarlarda yapılan her türlü işlemden bilgi sahibi olmak mümkün.
Yanısıra Uran’ın, özellikle vali ve kaymakam kararnamelerini hazırlayan, bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarındaki tüm personelin özlük bilgilerinin bulunduğu kayıtlara sahip olan Personel Genel Müdürlüğü, soruşturmaları yürüten Teftiş Kurulu Başkanlığı, valiliklerin işlemlerini yürüten İller İdaresi Genel Müdürlüğü, bakan özel kalem müdürlüğü ile genel sekreterliğin eletronik ortamda olan tüm evrakını görme yetkisini aldığı belirlendi. Böylelikle, bakanlıktaki tüm önemli yazışmaları “yakından” takip etmenin önü açılmış.
Taranmış evrak arşiv modülü
İzmir soruşturmasının İçişleri Bakanlığı’nı ilgilendiren diğer boyutu ise “bakanlığa ait evrakın arşvilenmesini sağlamak amacıyla açılan taranmış evrak arşiv modülü” ihalesi oldu. Başbakanlık, 2008’de yayımladığı bir genelge ile TS 13298 standartına uygun biçimde tüm devlet kurumlarının Elektronik Belge Yönetim Sistemi’ni (EBYS) iki yıl içinde kurması talimatını verdi.
Bu talimat üzerine devlet kurumları bu sistemi oluştururken, İçişleri Bakanlığı’nda bu sistemin kurulması “uzun” süre aldı.
Zira her bilgisayar kullanıcısının sistemdeki tüm hareketlerini kayıt altına alınmasını ve sistem üzerinden yazışmayı sağlayacak olan EBYS’nin kurulması 29 Ağustos 2013’te gerçekleştirildi. Bu süreçte, 9 Mayıs 2012’de İzmir’de askeri casusluk operasyonunun başladığı dikkate alındığında, 2008’den itibaren operasyon tarihine kadar olan dört yıllık süreçte, daha sonra Pandora veri tabanında bulunduğu iddia edilen belge ve bilgilere ait kayıtlara ne zaman kimler tarafından erişildiği, ne zaman alındığı ve kimlere ulaştırıldığının log kayıtlarını bulmak mümkün olamadı.
Veriler nerede?
Kaldı ki; bir de taranmış evrak arşiv modülü kapsamında, bakanlığa ait evrakların bilgisayar ortamında taranarak, sistem içinde oluşturulan yeni arşive atılmasını sağlayacak ihalesinin açılması dikkati çekiyor.
İzmir’de gözaltına alınan Merkez Valisi Mehmet Oduncu’nun Bilgi İşlem Dairesi Başkanı olduğu dönemde açılan ihalede, bakanlığa ait 10 milyon sayfa belge ve yazının 2 milyon lira bedel karşılığında özel bir firma tarafından arşive atılması hedeflendi.
Bu ihaleye göre, bakanlığın merkez teşkilatındaki tüm birimler belirledikleri evrak ve dokümanları, ihaleyi alan firmanın sivil çalışanlarına “hiçbir tutanak ya da resmi yazı olmaksızın” elden teslim etti. Bu evrak ve dokümanlar, ihaleyi alan firmanın bakanlığa gelen personeli tarafından yine firmaya ait olan tarama cihazlarından harici bellek ve CD’lere yüklendi.
Harici bellek ve CD’ler, hiçbir dijital güvenlik önlemi olmaksızın firmanın görevlilerince Bilgi İşlem Dairesi’nde görevli şube müdürü Mesut Kesen’e teslim edildi. Kesen’in onayından geçen harici bellek ve CD’lerdeki bilgiler arşive atıldı.
‘Belgeler bakanlıktan sızdı’
İhale şartnamesinde, 10 milyon sayfa evrakın taranıp sisteme atılırken “dijital verilerin yetkisiz kişilerin eline geçmesini önleyecek yeterli ve gerekli tedbirin alınmadan” ihaleye çıkıldığı belirlendi.
Bu konuyu inceleyen İçişleri Bakanlığı müfettişleri, hazırladıkları raporda, “firma tarafından yapılan taramada kullanılan sunucunun firmaya ait sunucu içerisindeki verilerin geri getirilemeyecek şekilde formatlanmadan firmaya teslim edildiği, harici hard diskin bulunduğu kasadan gerekli kayıtlar tutulmamak sureti ile güvenlik zafiyetine yol açarak kurum içerisindeki evrakın çıkarılarak “sözde askeri casusluk” dosyasında isimleri yeralan bürokratların karalanmasına ve tasfiyesine sebebiyet verdiği, çıkarılan bu evrakın teknik donanımlı şahıslarca Pandora veri tabanının içine yeralmasına neden olunduğu” görüşüne yer verildi.
10 milyon evrak ve döküman kayıp
Gelinen son noktada, ihale kapsamında taraması yapılan yaklaşık 10 milyon adet evrak ve dokümanın içinde yeraldığı harici bellek ve CD’lerin ne olduğu bilinmiyor! Taramaların yapıldığı özel firmaya ait olan dijital veri kopyalayan sistem ve cihazların ne olduğu bilinmiyor! Bakanlık birimlerinin, tutanak ve resmi kayıt olmaksızın genellikle temizlik görevlilerine taşıtılarak firma görevlilerine teslim edilen belge ve evraktan ne kadarının arşive kaydedildiği net olarak bilinmiyor! Sonuçta, İçişleri Bakanlığı gibi devletin en mahrem bilgi ve belgelerinin tutulduğu bir kurumdaki 10 milyon sayfa evrakın güvenliğinin sağlanamaması büyük zafiyete ve skandala neden oluyor.

5 Kasım 2015 Perşembe

Kulaklarin cinlasin paralel Fuat Avni de burdaymis

Yasa dışı "telekulak skandalı", Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başmüfettişi Yunus Nadi Kolukısa tarafından yürütülen soruşturma sırasında ortaya çıktı.
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Kolukısa, Türkiye'de dinleme kararı alma yetkisi bulunan 11 mahkemeden geriye dönük olarak alınan tüm dinleme kararlarını topladı. Gerçek isimlerin yazılmadığı usulsüz dinleme kararlarında yer alan telefon numaralarının kimlere ait olduğunu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) kayıtlarından karşılaştıran Kolukısa, iş dünyasının ünlü ailelerine kurulan "paralel kumpas"ı tespit etti.
Üçer aylık periyotlarla tekrarlanan ve 2 yıl süren dinleme skandalının, 2008 yılı başından 2009 yılı sonuna kadar devam ettiği, bazı ünlüler için 6 kez mahkeme kararı çıkartılarak yasa dışı dinlemelerin sürdürüldüğü belirlendi.
CAROLINE KOÇ, VUSLAT DOĞAN SABANCI DİNLENENLER ARASINDA
Paralel Devlet Yapılanması'nın emniyetteki kilit isimleri arasında yer alan dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer'in, sahte isimler ve uydurma suçlamalarla istediği dinleme talepleri, çoğu Paralel Devlet Yapılanması ile hareket eden hakimler tarafından yasa dışı biçimde kabul edildi.
Dinlenen ünlü isimler arasında Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç'un eşi Caroline Nicole Koç, Doğan Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Hürriyet Yönetim Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı, iş adamları Hüsamettin Kavi, Mustafa Süzer, Mehmet Emin Karamehmet, Erol Altaca, Doğan Holding yöneticileri, ressam Bedri Baykam, Doğan Holding Finans ve Fon Yönetimi Başkan Yardımcısı Mehmet Yörük, Doğan Holding Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Karacan, Doğan Holding Mali İşler Başkan Yardımcısı Yener Şenok, Doğan Holding Avrupa Temsilcisi Hakan Genç, Doğan Dış Ticaret Yöneticisi Süleyman Kocakaya, eski Show TV Genel Müdürü Süleyman Serdar Çaloğlu, iş adamı İbrahim Çağlar, Migros İletişim ve Bilgi Güvenliği Müdürü Ömer Lütfi Karagöz, eski Doğuş Grubu Genel Müdürü Cem Aydın, eski Aydın Doğan Vakfı Yürütme Kurulu Başkanı ve eski milletvekili Orhan Birgit gibi isimler yer alıyor.
GAZETECİLERİ DE DİNLEDİLER
Yasa dışı dinleme skandalında bazı gazeteciler için de yasa dışı dinleme kararları alındığı ortaya çıktı.
"Terör örgütü üyeliği, suç örgütü üyeliği" gibi suç isnatlarıyla telefonları teknik takibe alınan ve telefon konuşmaları dinlenen gazeteciler arasında Mehmet Yakup Yılmaz, Yılmaz Özdil, Uğur Dündar, Zafer Mutlu, Ruhat Mengi, Aslı Aydıntaşbaş, Tufan Türenç, Mehmet Faraç, İsmail Küçükkaya, Ruşen Çakır, Mehmet Murat Yetkin, Metin Yüksel, Selahattin Sadıkoğlu, Abbas Güçlü, Şirin Payzın Acet, Faruk Bildirici, Oylum Talu, Mirgün Cabas, Engin Ardıç, İbrahim Yıldız, Özdemir İnce, Uğur Şevkat, Şükran Suna Vidinli, Arslan Bulut, Fevzi Mete Çubukçu, İbrahim Serdar Akinan, Nuri Çolakoğlu, Gülden Aydın, Sinem Vural, İlhami Melih Meriç, Nihat Genç, Bülent Çöltekin, Saynur Tezel Özgentürk, Selçuk Tepeli, Mustafa Şekeroğlu, Orhan Gökdemir, Amberin Zaman, İbrahim Özay Şendir, Rasih Yılmaz, Selahattin Sadıkoğlu gibi isimler bulunuyor.
DÜROKRATLAR DA DİNLENDİ
Siyasetçiler ve bürokratların da yer aldığı listede eski bakanlardan İlter Türkmen, CHP milletvekilleri Fatma Nur Serter ve Muharrem İnce, eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, eski RTÜK Başkanı Zahid Akman ve bazı rektörlerin yanı sıra eski Başbakanlık Müsteşarı Yaşar Yazıcıoğlu, eski İçişleri Bakanı Selahattin Çetiner, eski Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay'ın telefonlarının da örgüt üyesi oldukları iddiasıyla dinlemeye alındığı tespit edildi.
Eski İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Rektörü Muhammed Şahin, eski Marmara Üniversitesi Rektörü Necla Pur, eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Yunus Söylet de yasa dışı teknik takibe alınan isimler arasında.
IMEI NUMARASIYLA TELEFON CİHAZI DİNLEMİŞLER
Ali Fuat Yılmazer'in hazırladığı kararlarda, bazı ünlü isimlerin sadece telefon hatlarının dinlenilmesiyle yetinilmeyip, IMEI numarası üzerinden telefon cihazının da dinlemeye alındığı ortaya çıktı. IMEI numarası üzerinden yapılan dinleme sayesinde, telefon numarası değiştirilse bile dinlemeye alınan telefon cihazına takılan tüm telefon hatları da dinlemeye takılmış oldu.
Telefon cihazı dinlenen ünlüler arasında Caroline Nicole Koç, Mehmet Emin Karamehmet, Mustafa Süzer, Altaca Dershaneleri'nin sahibi Erol Altaca, Hüsamettin Kavi, Mehmet Yörük, Ali İhsan Karacan, Süleyman Kocakaya, TÜSİAD Başkan Danışmanı Memduh Karakullukçu gibi isimler yer aldı.
Caroline Nicole Koç'un telefonunun dinlenmesi yönündeki üçer aylık zaman dilimlerinde tekrarlanan ve 10 Temmuz 2008'den 30 Mart 2009'a kadar süren mahkeme kararlarında, Koç'un adının açıkça yer almadığı, "Canan…" ve "Canan Koç" uydurma isimlerinin kullanıldığı, "terör örgütü üyeliği" suç isnadında bulunulduğu belirlendi.
Çukurova Holding'in patronu Mehmet Emin Karamehmet'in de "terör örgütü" suçlamasıyla 10 Ekim 2008'den 9 Haziran 2009'a kadar "Mehmet Kara" adıyla yasaya aykırı biçimde teknik takibe alındığı ortaya çıktı.
YILMAZER'E YENİ SORUŞTURMA
Ali Fuat Yılmazer hakkında, iş dünyasının ünlü isimlerine ve gazetecilere yönelik yasa dışı dinlemeler sebebiyle yeni bir soruşturma da başlıyor.
Yılmazer, halen "Taşhiye kumpası" davası, gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesiyle ilgili dava,"Selam Tevhid" soruşturmasıyla ilgili dava ve "yasa dışı Paralel Devlet Yapılanması"davalarından tutuklu durumda bulunuyor.
Öte yandan, Paralel Devlet Yapılanması tarafından 2 yıl süresince tüm telefon görüşmelerinin dinlendiğini öğrenen iş dünyasının ünlü isimleri ve gazeteciler, sorumlular hakkında şikayetçi oldu. AA



Gözaltına alınan Eskişehir Vali Yardımcısı Mesut Kesen’in İçişleri Bakanlığı’nda görevliyken kendi bilgisayarına gizli bir hat çektirdiği ortaya çıktı.
Kesen’in ele geçirdiği evrakları örgüte aktardığı belirtiliyor. Operasyonun 11 dalga halinde süreceği ve Hazine Müsteşarlığı’ndaki bürokratlara kumpas kuran kişileri de kapsayacağı öğrenildi.
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NIN FUAT AVNİSİ
Aydınlık’ın haberine göre; Teftiş Kurulu raporlarından elde edilen bilgilere göre; Eskişehir Vali Yardımcısı Mesut Kesen İçişleri Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanı olduğu dönemde bilgisayarına çektirdiği özel hat üzerinden adeta ‘cemaatin sosyal medyadaki sesi olan fuatavni’nin bir kolu gibi çalıştı.
Kesen’in Bakanlık bünyesindeki ‘gizli’ veya gizli olmayan tüm evraklara ulaşabildiği elde ettiği bilgileri de FETÖ’ye aktardığı tespiti yapıldı.

Cemaat devlet içinden sızdırdığı gizli bilgilerle özellikle F tipine yönelik operasyonları Fuat Avni üzerinden önceden duyurmasıyla biliniyor.