ALTIN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ALTIN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2017 Cumartesi

Ermenilerin Osmanlı’daki Altınlarını Fransızlar Gaspetmiş!

Kimsenin parası Osmanlı’da kalmadıErmeniler’e ait taşınmazlardan elde edilen 5 milyon Osmanlı altınına İngilizler’in el koyduğunun ortaya çıkması büyük yankı uyandırdı.
İngilizler’in zorunlu göçe tabi tutulan Ermeniler’in taşınmazlarının satışından elde edilen 5 milyon Osmanlı altınına el koymasının ortaya çıkması büyük yankı uyandırdı.
Osmanlı’nın göç eden Ermeniler’e paralarını ödediğine dair arşivlerde binlerce makbuz bulunduğunu belirten uzman tarihçiler “Osmanlı’da kimsenin parası kalmadı” fikrinde birleşti.
Dışişleri Bakanlığı’nı da harekete geçiren BUGÜN’ün haberini tarih profesörleri değerlendirdi. Türk Tarih Kurumu (TTK) araştırmacısı Prof. Dr. İbrahim Ethem Atnur, Alman bankalarına yatan Osmanlı altınlarına Versaille Anlaşması’ndan sonra İngilizler’in el koyduğunu söyledi.
Ankara Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Kurt, Osmanlı’nın Ermenilere paralarını ödediğini kaydederken, İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Arslan, Osmanlı’da hiçbir milletin parasının kalmadığını ifade etti. Tarihçi Prof. Dr. Sina Akşin ise paranın Anadolu’da yer alan göçmenler için kullanılmış olabileceğini aktardı.
İNGİLİZLER PARALARA EL KOYDU
Türk Tarih Kurumu (TTK) araştırmacısı Prof. Dr. İbrahim Ethem Atnur:“Tehcirden sonra giden vatandaşların mallarına el konuluyor. Ama bu tamamen sahipsizlikten kurtarma anlamında yapıldı. Devlet alıp da kendi hazinesine koymadı. Herkesin kendi adına kayıtlar alınıp yapıldı. Araştırmalarımızda bunlara ulaştık. Ama bunlarla ilgili büyük sorunlar ortaya çıkıyor.
Ermenilerin Almanya ve Avusturya ülkeleri vatandaşlarına borçları var. Onlar da parasını isteyince 1915 Eylül’ünde Ermenilerden alacaklı olanlara dair bir kararname çıkarılıyor. Ondan sonra da alacaklarla verecekler karşılaştırılıyor.
Bunun kayıtları zaten Osmanlı Devleti’nde var. Almanya’da bankaya yatan paralara Versaille anlaşmasından sonra İngilizler el koydular. Osmanlı Devleti savaş bittikten sonra bu malları iade ediyor. Bazı Ermeniler kaldıkları yere geri dönemediklerinden bunlar paralarını İstanbul’da almış. Maliye Ermenilere paralarını ödemiş. Osmanlı arşivlerinde bu konuyla ilgili binlerce belge ve makbuz var.”
HİÇBİR MİLLETE BORCUMUZ YOK
İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Arslan:“Osmanlı Devleti kesinlikle Ermenilerin parasına el koymadı. Onlar zaten göçe zorlandıklarında mallarını satıp parasını alıp gitti. Zaten tüm Ermeniler de göçe zorlanmadı. Riskli bölgelerde yer alan Ermeniler tehcire zorlandı. Göç edenler 1918 yılında geri döndü ve yerlerini satmayanlar aynı yerlere geri yerleştiler. Zaten bunlara eski mallarını geri alma hakkı da verildi. Bütün Ermenilerin malları satıldı diyemeyiz. Ama Ermenilerden kalan okullar satılmış olabilir. Bir yolsuzluk yapıldı mı onu bilmiyoruz. Para Osmanlı’nın elinde kalmadı Ermenilere geri verildi. İtilaf devletleri Ermenilerin elindeki o paralara el koymuş olabilir. Ama Osmanlı’da hiçbir milletin parası kalmadı.”
BELGELERİYLE ORTAYA KOYDU
Tarihçi Prof. Dr. Sina Akşin: “Bu konuda ben çalışma yapmadım ama Prof. Dr. Kemal Çiçek uzun zamandır bu konuda çalışmalar yapıyor. Kemal hocamız çalışmasında 5 milyon Osmanlı altını liranın Alman bankalarına yatırıldığına dair belgelere ulaştı.
İtilaf devletlerinden özellikle İngiltere’nin paraya el koyduğunu ortaya çıkardı. Ayrıca o zamanlar Anadolu göçmen doluydu bu para onları yerleştirmek için de kullanılmış olabilir.”
TÜRKİYE’NİN ÖDEYECEĞİ BEDEL YOK
Ankara Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Kurt:“Prof. Dr. Kemal Çiçek’in bu konudaki çalışmaları ve görüşleri çok önemli. Ayrıca bu konuda Oktay Özel’in de araştırmaları var. Ermeniler tehcire gönderildiklerinde mallarını satıp parasını alıp gitti.
Ermenilerin de bu konuyla ilgili çeşitli iddiaları var ama Türkiye bu iddiaları muhatap almamalı. Özellikle o dönemde Diyarbakır’daki Ermeni topraklarının çeşitli kişilerin ellerine geçtiğini biliyoruz. Orada aslında karanlık noktalar var. Orada belki toprak satılmış olabilir. Ama Osmanlı’da kimsenin parası veya toprağı kalmadı. Düşünülürse Suriye’de, Irak’ta ve başka birçok yerde de Osmanlı parası ya da toprağı kaldı. Türkiye’nin bu konuda ödeyeceği bedel yoktur.”
HABER: HASAN BOZKURT /BUGÜN GAZETESİ
——————————————————-
Fransa Ermeni altınlarını verecek mi?
Bugün Gazetesi’nin “Ermeni altınlarının akıbeti belli oldu” manşeti ses getirdi. Müttefik ülkelerin 23 Kasım 1923’te imzaladıkları gizli bir anlaşma ile bu altınları kendi aralarında paylaştıklarının belirlenmesi gözleri o ülkelere çevirdi.
Ermeni soykırımı iddialarını sürekli gündeme getirip Türkiye’yi uluslararası arenada köşeye sıkıştırmaya çalışan Fransa peki şimdi ne yapacak. “Fransa aldığı paraları ödeyecek mi?”
İşte bu soru hem önemli hem de kritik. Zira Ermeniler’in bu paraların peşine düşmeleri pekala mümkün…
Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erhan Başyurt yazdı…
Ermeniler’in kayıp altınları…
Ermeni sorununa ilişkin araştırmalarıyla bilinen Prof. Dr. Kemal Çiçek son açıklamalarıyla ezber bozdu.

Ermeniler’in zorunlu göç (Tehcir) nedeniyle terk ettikleri taşınmaz malların (Emval-i Metruke) satışından elde edilen 5 milyon Osmanlı altın lirasına meğer İngiltere ve müttefikleri el koymuş.
Prof. Çiçek’in tespitlerine göre, 5 milyon Osmanlı altın lirası Talat, Enver ve Cemal paşalar tarafından Eylül 1916’da Berlin’de gizli hesaplara yatırılmış.
Ermeni araştırmacılar, şahısların kendi isimlerine bu paraları aktardıklarını ileri sürüyor ve bu nedenle paralara ulaşılamadığını, bunun tazminat olarak Ermeniler’e ödenmesi gerektiğini ileri sürüyorlardı.
Hatta Merkez Bankası ve Ziraat Bankası’na yönelik “Bu altınları sermaye olarak kullandıklarına dair” Amerika’da açılmış davalar var.
Yeni ulaşılan bilgiler bu konudaki kafa karışıklığını ortadan kaldırıyor.
Fransa aldıklarını ödeyecek mi?
O dönemde banknot paraların bedeli olarak Alman bankalarına yatırılan 6.5 milyon Osmanlı altın lirası ile bu altınlara da İngilizler ve müttefikler tarafından el konulduğu ortaya çıkarıldı.
Versail Anlaşması‘nı müteakip, Alman bankalarındaki bu paralara el konulduğu ve müttefiklerin de 5 milyon Osmanlı altınının Ermeniler’in “Emlak-i Metruke” parası olduğunu bildiği anlaşıldı.
Müttefik ülkelerin 23 Kasım 1923’te imzaladıkları gizli bir anlaşma ile bu altınları kendi aralarında paylaştıkları belirlendi.
Prof. Çiçek’in çalışması, Kanada’ya göç eden ve Britanya vatandaşı sayılan bir grup Ermeni gencin o yıllarda dava açtıklarını ve maddi zararlarının söz konusu paradan telafi edilmesini istediklerini, mahkemenin 5 bin sterlinin kendilerine ödenmesine karar verdiğini gösterdi.
Bu durumda İngiltere de Ermeniler’in kayıp altınlarının kendisinde olduğunu kabul etmiş oluyor.
Yine Ermenistan’ın Dostları Derneği’nde görevli eski istihbaratçı F.C.Corbyn’in 1932’de yaptığı araştırmada, müttefiklerin bu parayı Osmanlı’dan zarar gören kendi vatandaşlarının tazminatları için kullandıklarını, o dönemde İngiltere’ye aktarılan kısmından sadece 200 bin sterlin kaldığını belirtiyor.
Başka bir deyişle, Ermeniler’in kayıp 5 milyon Osmanlı altın lirası İngiltere, Fransa ve İtalya arasında paylaşılmış.
Fransa’nın soykırımını tanıdığı hatta inkârını bile suç saymaya çalıştığı düşünülürse, Fransız vatandaşı Ermeniler’in rahatlıkla bu paralarının peşine düşmeleri mümkün…
Tarihçiler komisyonu kurulsaydı
Prof. Çiçek’in araştırması bir gerçeği daha ortaya çıkarıyor.
Osmanlı Ermeni tehciri konusunda kayıtlarını eksiksiz tutmuş.
Emval-i Metruke kayıtları bile sapasağlam duruyor.
Yani, kimin malları satıldı ise kayıt altında.
Malları satılanlar arasında ödeme yapılanlar da defterlere geçirilmiş.
Malları satılmayanların eski tapu kayıtları ise halen duruyor.
Şayet Türkiye’nin önerdiği tarihçiler komisyonu kurulur, tüm ülke ve taraflar arşivlerini tam olarak açarlarsa,
mağduriyetlerin tamamını ortaya çıkarmak mümkün.
Sadece olayların sebep ve sonuçları değil, tazmin edilmesi gereken kayıplar da ortak komisyon tarafından tespit edilmiş olur.
Bütün bunlar yaşanan acıları ortadan kaldırmaz ama bir nebze hafifletir.
Ortak geçmişe bakışımızı ve gelecek tasavvurlarımızı da değiştirir.
——————————————————-

Ermenilerin kayıp altınları bulundu
Zorunlu göçe tabi tutulan Ermeniler’in taşınmazlarının satışından elde edilen 5 milyon Osmanlı altınının akıbeti belli oldu.
Diaspora Ermenilerinin sık sık dile getirdiği Ermeniler’in satılan mallarına ait paranın izine ulaşıldı. Alman bankası Reichsbank’a transfer edilen paraya Müttefik devletleri savaş tazminatı olarak el koymuş.
I. Dünya Savaşı’nda Anadolu’dan göç eden Ermeniler’e ait olduğu belirtilen 5 milyon Osmanlı altını değerindeki kayıp paranın sırrı çözüldü.
Türk Tarih Kurumu’nun (TTK) Emval-i Metruke Komisyonu’na ait belgeler üzerinde yaptığı iki yıllık araştırma sonucunda bugünkü değeriyle 1 milyar 300 milyon sterlin olan Osmanlı altınına I. Dünya Savaşı’nın galip devletlerince el konulduğu ortaya çıktı.
Savaş tazminatı olarak paraya el koydukları anlaşılan İngiltere’nin bir grup Britanya vatandaşı Kanadalı Ermeni’ye bu paradan ödeme bile yaptığı belirlendi.
TAZMİNATIN EN ÖNEMLİ KALEMİ
TTK Ermeni Araştırmaları Merkezi’nde çalışan Prof. Dr. Kemal Çiçek paranın akıbetini ortaya çıkardı.
Ermeniler’in tazminat taleplerinin en önemli kalemi olan parayla ilgili sürecin başlangıcı I. Dünya Savaşı’na gidiyor. Ermenilerin geride bıraktıkları ev, arsa ve tarla gibi gayrimenkulleri ‘Emval-i Metruke’ yani geride bırakılan mal ilan edilerek tasfiye ediliyor. Bugünkü değeri 1 milyar 300 milyon sterlini bulan 5 milyon Osmanlı altını para elde ediliyor.
İttihatçılar bu parayı (1915’te 22 milyon dolara denk geliyor) Eylül 1916 tarihinde Berlin’de Reichsbank’a transfer ediyor. Ermeniler’in iddiasına göre para, İttihat ve Terakki’nin üç önemli ismi Cemal, Talat ve Enver Paşaların müstear ismiyle Alman bankasındaki şahsi ortak hesaplarına yatırılıyor.
Yine Ermenilerin iddialarına göre Osmanlı’nın kendilerinden aldığı mallardan elde edilen 5 milyon altın liraya ittifak devletleri İngiltere, Fransave İtalya, galip geldikleri I. Dünya Savaşı sonunda tazminat olarakel koyuyor.
“PARAYI İNGİLTERE’DEN İSTESİN”
Bütün bu tartışmaları değerlendiren Prof. Kemal Çiçek, Ermeniler’in olduğu iddia edilen 5 milyon liranın izini 2 yıl boyunca sürdüklerini söyledi.
Çiçek, ABD, İngiltere ve Almanya arşivlerinde el konulan paranın nasıl harcandığına dair bilgiye ulaşamadıklarını aktardı. Osmanlı’dan Alman bankalarına yatırılan 5 milyon ve 6,5 milyon liralık iki farklı meblağ bulunduğuna dikkat çeken Çiçek, “Ermeniler’in olduğu iddia edilen 5 milyon liraya İngiltere ve müttefikleri savaş tazminatı olarak el koymuş ve bu parayı nerelerde harcadığına dair bir vesika bırakmamış.
Bildiğimiz kadarıyla bu 5 milyon liradan bütün Ermeniler’in haberi var, zira Kanadalı bir grup genç Ermeni, Britanya vatandaşı olmalarından cesaret alarak bu parayı talep ediyor ve İngiltere’den 5000 sterlin almayı başarıyorlar. Bu durumda İngiltere o tarihte el konan paranın Ermeni parası olduğunu kabul etmiş olmalı. Yoksa neden Ermeniler’e ödeme yapsın. Ayrıca Ermeni Dostları Derneği’nin genel sekreterliğini yapan İngiliz Yarbay Corbyn Ermeniler’e dayanarak 1930 itibariyle paradan sadece 200 bin lira kaldığını belirtiyor. Türkiye’den tazminat talep eden Ermeni diasporası paraya el koyan İngiltere’den veya müttefiklerden neden talepte bulunmuyor? Asıl adres müttefikler, özellikle de İngiltere” değerlendirmeler yaptı.
Senatörler devreye giriyor
Lozan Barış Anlaşması sonrasındabazı ABD senatörleri de1921 yılında Müttefiklerin hesaplarına transfer ettikleri 5 milyonun Ermenilerin el konan emval-i metrukemallarının parası olduğunu iddiaediyor. İddialar üzerineABD Dışişleri Bakanlığı, Londra, Berlin ve İstanbul elçiliklerini yeni ve bağımsız bir araştırma yürütmekle görevlendiriyor. Bu soruşturma 1925 yılının Mart-Temmuz ayları arasında yapılıyor. Yine Amiral Bristol tarafından titizlikle hazırlanmış bir rapor olarak Washington’agönderiliyor.

ABD 5 MİLYON LİRANIN PEŞİNDE
Ermeniler’in kayıp parasının peşine 1920’li yıllarda ABD’nin de düştüğü anlaşıldı. O dönemde Ermeni tehcirini konu eden haberlerin sık sık gündeme gelmesi üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı da tazminat olarak itilaf devletlerince transfer edilen 5 milyon altın liranın kökeni konusunda çalışmalar yaptığı tarihi belgelere yansıdı.
ABD Dışişleri Bakanı Evan Hughes’ın İstanbul’daki elçi Amiral Bristol’den 12 Şubat 1921 tarihinde ‘Müttefik hesaplarına aktarılan 5 milyon lira altının kaynağını araştırması ve aydınlatması” içerikli gönderdiği telgraf bulunuyor. Bristol’ün Dışişleri Bakanlığı’nın isteği üzerine hazırladığı 22 Mayıs 1925 tarihli raporunda, banknot için ayrılan 6,5 milyon liradan 5,2 milyon liraya müttefikleri tarafından el konulduğu teyit ediliyor.
Para Müttefikler’e pay edildi
Emval-i Metruke parasına müttefiklerce el konulduğuna İngiliz donanmasında deniz yarbayı rütbesinde bir asker ve aynı zamanda “Ermenistan’ın Dostları” adındaki bir derneğinde sekreteri olduğu anlaşılan F.C. Corbyn’nin araştırması da ışık tuttu. 1932 yılında yayımlanan Corbyn’nin araştırmasına göre ise 5 milyon Osmanlı altını 23 Kasım 1923 yılında Osmanlı devletinden tazminat hakkı olan vatandaşlarına dağıtılmak üzere müttefiklerce pay edildi. Üstelik yapılan anlaşmaya göre bu tazminat parasından Ermeniler’in bir kuruş bile alma hakları yoktu. Yine Corbyn’nin araştırmalarına göre o tarihlerde İngiltere’nin elinde sadece 200 bin sterlin kalmıştı.

11 Kasım 2015 Çarşamba

100 tonluk altın rezervi bulundu ve Bor madeni

Türkiye'yi heyecanlandıracak haber Manisa'dan geldi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Ali Rıza Alaboyun, Manisa Soma'da, 100 tonun üzerinde altın rezervi bulunduğunu açıkladı. Türkiye'nin mevcut potansiyelinin yüzde 14'üne denk, yeni bir ocak bulundu. SABAH'ı ziyaret eden Bakan Alaboyun, madencilik ve tabii kaynaklarla ilgili olarak gündemdeki konulara ilişkin bilgi verdi. Alaboyun şunları anlattı:
REZERVİN % 14'ÜNE DENK GELİYOR:

Manisa, Soma'nın Kiraz Köyü'nde 'altın ve bakır' sahası, MTA ekipleri tarafından keşfedildi. Yapılan çalışmalar sonucunda tonda 1-2 gram altın belirlendi. Altının yanı sıra bakır, kurşun, çinko da var. Yani potansiyeli çok büyük bir ocak. 2013'te başlayan çalışmalarda 22 bin metre sondaj yapılmıştı. Altın tenörünün 100 milyon tonluk olması bekleniyor. Yani 100 ton altın potansiyeli olan bir saha keşfedildi. Türkiye'nin görünür altın rezervi 700 ton civarında. Bu saha, altın rezervinin yüzde 14'üne denk geliyor. Bulunan altının ülkemize katkısı 2.5 milyar dolar civarında olacak. 100 metre derinlikte rezerv artırma çalışması devam ediyor. Konya Karapınar'da da 2 milyar ton kömür rezervi çıktı. Afşin-Elbistan'dan sonraki en büyük rezerv. Trakya ve Orta Anadolu'da kaya gazı rezervi yüksek.
250 ALANDA KULLANILIYOR
BOR EFSANESİ:
Türkiye'nin bor potansiyeli yüksek. Dünyadaki borik asitin yüzde 45'i Türkiye'de üretiliyor ama bu şehir efsanesi haline getirildiği gibi değil. Bor bir çeşit tuz. Hava yastığından, seramik tabakların sırlanmasına kadar birçok işte kullanılıyor. Bunun işlenmiş halinin satılması Türkiye'ye gelir getirir. Yoksa hammadde olarak çok ucuz.
BOROSİB KURULUYOR: 
Bor, sanayinin 250'den fazla yerinde kullanılıyor. Sanayinin tuzu. Sağlıktan-tarıma, savunmadan kimya sektörüne çok değişik alanlarda kullanılıyor. Bor ve türevlerinin sanayimizde aktif kullanılması için, bor kimyasallarını tüketen ve katma değer sağlayan sektörlerin ülkemizde kurulması ve gelişmesi için Bor Organize Sanayi İhtisas Bölgesi (BOROSİB) kurulmasına karar verdik. BOROSİB'de firmalar, enstitüler, üniversiteler, yerel yönetimler, bankalar, kamu kurumları bir arada yer alabilecek. Üniversite sanayi işbirliği sağlanacak. Kurulacağı yer Ankara olabilir, başka bir yer olabilir.
AYRI BİR MADENCİLİK BAKANLIĞI KURULMALI
Alaboyun madencilik ile alakalı olarak da şu değerlendirmeleri yaptı: "Türkiye'nin ayrı bir maden bakanlığı olmalı. Madencilik diğer tüm tabii kaynaklardan farklı. Orman da su da tabii kaynak. ABD'de 1961'de bir maden kazası olup 71 kişi ölünce, 1964'te Kömür Yasası çıkarıyorlar. Bin 150 sayfalık kanunun 850 sayfa da yönetmeliği var. Avustralya, Kanada gibi kömür ülkelerinin hepsinde ayrı yasa var. Bizde sadece ruhsatın verilmesine dönük düzenleme var. Bütün bunlar için bir yasa ve yönetmelik gerekiyor."
MEHMETÇİĞE BOR KALKANI
Vestel ve Tübitak MAM'ın bor üzerinde çalıştığını belirten Alaboyun,"Çalışmalarla insansız hava araçlarının uçuş saati, 2'den 4'e çıktı. Bor Enstitüsü, bor atığıyla elmastan sonra en sert madde olan borkarbürleri üretti. Bu madde ile Kalaşnikof mermisine dayanan çelik yelek üretilebiliyor. Şimdi helikopter tabanına da bunlardan yerleştirilmeye başlanıyor" şeklinde konuştu.

12 Mart 2015 Perşembe

Altin islerinde düzenbazlik


Altın Madencileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Akdur’un verdiği rakamlara göre Türkiye’nin altın ithalatına harcadığı para yıllık ortalama 8 milyar dolar. 20 yılda ithal edilen 3125 ton altın olduğuna göre, Türkiye’nin yıllık altın ithalatı ortalama 156 ton. 2000 yılında sıfır olan altın üretimi 2013 yılında yıllık 33,5 tona çıkmış. 2001-2014 yılları arasında toplam 200 ton altın üretimi gerçekleştirilmiş.
Altın talebinin yüzde 20’si üretimle, yüzde 80’i ise ithalatla karşılanıyor. Rakamlar bu. Türkiye altın rezervi konusunda önemli bir ülke. Tahmini 300 milyar Dolarlık bir rezervi var. Tabii bunu çıkarmak çok kolay değil. Çevreye verilecek tahribat, kullanılacak kimyasallar vb her şeyi iyi hesaplamak gerekiyor. Altını bulduktan sonra bunu piyasada, hele uluslararası piyasada satmak çok kolay değil.
2000 yılında neredeyse hiç üretim yapamayan Türkiye bir anda üretime başladı. Akın İpek’in sahibi olduğu Koza Grubu 2003’den sonra altın işine girdi. Davetiye basan ve basit bir işadamı olan Akın İpek grubu 2002 sonu itibariyle borsaya açıldıktan sonra 20 milyon Dolarlık bir şirket oldu. Yani bildiğiniz KOBİ. Ama Koza Grubu altın madeni işine girdikten sonra ışık hızıyla büyümeye başladı, aktif büyüklüğü 500 milyon Doları geçti.
Eurogold madencilik Bergama Ovacık’ta siyanürle altın çıkarma faaliyeti yürüten bir şirketti. Şirket, ABD Colorado merkezli Newmont Mining Corporation’a aitti. Önce Avustralyalı Normandy Mining’e, 2005’de 44.5 milyon dolara Koza Grubu’na satılıyor. Daha bu işte 2 yıllık bile olmayan bir firmaya Bergama gibi altın rezervinin hayli yüklü olduğu bir maden neden satılır sorusu hiç sorulmuyor. Buraya kadar anlamadığımız bazı noktalar olsa da bu satışa tamam diyelim. Ama esas mesele 2010’da yaşanıyor.
Koza Altın İşletmeleri,  Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) 27 Haziran 2010’da bir açıklama gönderiyor. Açıklamada aynen şunlar yazıyor:  “Dünyanın en büyük ve en önemli altın üreticilerinden olan Newmont Mining Corporation’a ait olan ve 2002 yılından beri Türkiye’de faaliyet gösteren Newmont Altın Madencilik Limited Şirketi’nin tamamının, toplam 63 adet ruhsat sahası dahil olmak üzere tüm altın projelerinin, ayrıca araştırma faaliyetleri sonucunda elde ettiği Türkiye’nin tamamını kapsayan araştırma verileri Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından 8,5 milyon dolara satın alınmıştır.”
Düşünün, elinizde 63 adet ruhsat sahası var ve siz bu ruhsatlarla beraber kocaman bir şirketi sadece ama sadece 8.5 milyon dolara satıyorsunuz. Üstelik bu 8.5 milyon doların 3 milyon doları peşin, 3 milyon doları Diyadin’de üretim başladığında, 2,5 milyon doları ise üretime başladıktan bir yıl sonra ödenmek üzere anlaşmaya varılıyor. Yani o tarihte bunu Türkiye’den sıradan bir işadamı ya da girişimci de alabilirmiş.
Aynı açıklamada Koza Altın şunları söylüyor: “Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yer alan şirketimiz saha ve projelerinin de içerisinde bulunduğu oldukça önemli Porfiri altın ve bakır kuşağı içerisinde yer alır. Yapılan sınırlı sayıda araştırma sondajlarından 6,04 gr/t’a kadar altın ve yüzde 1,32’ye kadar bakır değerleri elde edilmiştir. Yine aynı önemli porfiri altın ve bakır kuşağı içerisinde yer alan diğer bir proje, Mastra Projesi’nin yaklaşık 40 kilometre batısında yer alır.”
Üstelik o dönemde Batı Anadolu’da yer alan 3 adet sahada yapılan araştırma çalışmalarında tespit edilen altın içerikli kuvars damarlarının kuzeyinden alınan 50 adet kaya örneğinden ortalama 4,27 gr/t altın değerleri ve güney bölümden alınan 49 adet kaya örneğinden ortalama 1,59 gr/t altın değerleri elde edildiğini açıklamıştı Koza Grubu.
Normalde 1 tonluk kayadan sadece 1.20 gram altın elde edilirken, Newmont’un sahip olduğu altın bölgelerinde bu oran 1.59. Yani koskoca şirket aslında bulduğu altın yumurtlayan madeni yok pahasına veriyor.
Daha bitmedi. Açıklama şöyle bitiyordu: “Türkiye’nin en batısından en doğusuna kadar yer alan ve genellikle Koza Altın’ın elinde bulundurduğu çok önemli sahalara komsu olan 63 adet sahada Newmont Altın Şirketi Araştırma Takımı tarafından günümüze kadar yapılan araştırma çalışmalarında altın ve bakır açısından oldukça yüksek anomaliler elde edilmiştir ve sahaların birçoğu projeye ve madene dönüştürülebilecek potansiyele sahiptir.”
Madem böyle büyük bir potansiyel var, o zaman böyle bir değer 8.5 milyon dolara mı satılır, hem de taksitle araba satar gibi.
Newmont Mining’in sahibi Yahudi kökenli ve oğul Bush’a çok yakın biri olan Gary Goldberg. Irak işgalini savunan neo-con tayfasının entelektüel ayağının başındaki William Cristol’in kankası. Neo-conların Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi’ni fonlayanlardan biriydi. Daha mühimi İsrail devletine her daim destek veriyor.
Gary Goldberg altın işinin duayenlerinden biri. Onun onayı olmadan altını yurtdışında sokakta bile satamazsınız. Ama nasıl olduysa Goldberg, Akın İpek’e altın yumurtlayan şirketini veriyor, üstelik bu üretilen altınları kendisi satın alıyor veya satışına aracılık ediyordu? Sizce bu işlerde bir tuhaflık yok mu?

7 Şubat 2015 Cumartesi

“Altın Nesil” sefilleri oynarken, Gülen “Altın Çağı”nı yaşıyor!


Fetullah Gülen, hemen herkes tarafından yıllar boyu “Dini Cemaat Lideri”olarak bilindi ve herkes ona destek verdi... Ne zaman ki “Kirli 17-25 Aralık operasyonları” yapıldı, başındaki “takke” düştü ve “uluslararası bir holding patronu” olduğu ortaya çıktı!..
Ona bağlı olarak çalışan “birçok şirket ve 164 ülkede okul”ları vardı!.. Amacını; “adanmış gençler”den bir “Altın Nesil yetiştirmek” olarak açıklıyordu!..

Altın Nesil... Kulağa ne kadar da hoş geliyor... Ne var ki; bu “Altın Nesil”i yetiştirecek öğretmenler, “haritada bile zor bulunacak ülkeler”de, adeta“boğaz tokluğu”na çalışıyorlar, “50-100 dolar” arasında bir maaş alıyorlardı!..
Ama, ne ilginçtir ki; “Altın Nesil”in yetişeceği bu okulların çoğu, “altın çıkarılan ülkeler”deydi!.. 
Evet; “Dünyadaki altınların yüzde 95’inin üretildiği 50 ülkenin 48’inde Cemaat okulları var”dı!..
Anlayacağınız; “Altın nerede,
Gülen’in okulları orada!”
“Altın Nesil yetiştireceğim” derken, aslında “Altın çıkaracağım” mı demek istiyordu acaba?!?..
Sonuç itibariyle; “Altın Nesil” olarak yetişecek gençler okullarda okuyup, öğretmenler “boğaz tokluğu”na çalışırken, Gülen “Altın Çağı”nı yaşıyor!..
Sizce de ilginç değil mi;
“Altın ülkelerinde, Altın Nesil!”
Ama, artık “takke” düştü!..
Başı, “altın” gibi parlıyor!..

21 Aralık 2013 Cumartesi

altin tepsileri

Onlar, İngiltere Kraliyet Madenleri'nin sahibi ve işleticisiydiler.
Madem işin içinde altın vardı, bu iş bankasız olur muydu?
Bank of England'ın da altın acenteliği Kraliçe tarafından törenle ceplerine kondu.
Günlük cirosu 30-40 milyon ons altın (11 trilyon dolar) olanLBMA diye bir şey vardı.
Ona London Bullion Market Association diyorlardı.
Yani Londra Külçe Altın Kurumu...
Ve LBMA'nın kontrolü de onlara verildi.
Durumlar "KRALİÇEM ÇOK YAŞA" idi.
Sadece altın piyasasından haftalık komisyonları milyonlarca doları buluyordu.
Londra demek "ALTIN" demekti.
Dünya Altın Borsası Kraliçe'nin başkentinden yeryüzünü yönetiyordu.
Durum "OH MY GOD" idi.
Kraliçe dünya altın piyasasını yönetme şerefine onlarıGARK etmişti.
Bu ne büyük şeref, bu ne büyük ALTIN TEPSİ'ydi. Yahudi Reuters Ajansı bile yüzlerce ofisiyle önce onlara çalışıyordu.
Haberi ilk alan onlardı. Kaç saat içinde Altın'ın "DİP"yapacağını çok önceden biliyorlardı. Satıyorlardı kazanıyorlardı.
Alıyorlardı kazanıyorlardı.
Yaşasın "ALTIN"dı.
Yer altılarına mahzenlere kurulan KASA ODALARI ağzına kadar doluydu.
Harcayacak yer aradılar.
Gittiler Dutch Shell'i kurdular.
Bizim bildiğimiz petrol şirketiydi bu.
ALTIN ile PETROL'ü buluşturursan dünyayı yönetirdin.
Üzerine bir de BANKALAR kurarsan yeme de yanında yat idi.
Nitekim öyle yaptılar.
Onların adı Yahudi ROTSCHİLD ailesiydi. "Eee napalım, bunun bizim koyunlara ne faydası var?" diyenleriniz vardır mutlaka. Anlatalım.
İran'dan doğalgaz petrol aldık.
Ambargo nedeniyle İran petrolüne dolar veremiyoruz. İran'a Altın ithal ederek kapatıyoruz hesabı. Halkbank da aracı...
Yani zaruretten dolayı İran PETROLÜ ile ALTIN'ı buluşturduk.
Vay sen misin bunu yapan?
Hem de sadece 2012 senesinde 16 milyar doları aşkın ALTIN ihraç ederek.
Of aman of... Dünyada ALTIN ve PETROLÜ buluşturan tek GÜÇ vardır.
Onlara Rotschildler derler.
Sen kim oluyorsun Türkiye?
AIPAC yani ABD-İSRAİL kamu yönetimi kurumunu devreye soktular.
ABD'nin en büyük YAHUDİ lobisiydi.
Bir yıl önce bu lobiye bağlı 47 milletvekili kongreye mektup yazdı. "Uyanın Millet, Türkler İran'da Altın ile Petrolü buluşturdu" diye yaygara kopardı.
Bir yıldır HALKBANK-İRAN-ALTIN üçgeninde operasyon varmış bu arada.
Tesadüf İşte. Hayata bak yahu.
17 Aralık'ta İran Cumhurbaşkanı Türkiye'ye gelecekti.
17 Aralık'ta operasyon yapıldı, gelemedi.
Ve 15 Ocak'ta da Başbakan Erdoğan İran'a gidecek. 9 Ekim 2013... Cari açıktaki düşüşte önemli rol oynayan İran'la altın ticareti sona eriyor.
Çünkü ABD'deki Yahudi lobisi istemiyor.
ABD lobi baskıları sonucu "1 Temmuz'da Altın yasağı" koyuyor.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, "İran ile bundan sonraki dönemde altın ticareti olmayacak, ya da çok kısıtlı olacak" diyor.
Ve ABD İran'la nükleer anlaşma yapıyor.
Dünyada tüm analistler "En karlı
Türkiye, ALTIN'dan ve BANKACILIKTAN parayı çuvalla götürecek" 
diye haykırıyor.
25 Kasım 20013...
İran ile Batı'nın anlaşmasıyla altın ticaretinin yeniden başlayacağını açıklayan Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan,"Ambargolar nedeniyle İran'da haksız gerekçelerle önümüze konulan altın ticareti yeniden başlayacak. Altın ve kıymetle madenler başta olmak üzere İran'a altın yeniden sevk edilebilecektir. Bankacılık sistemi de rahatlamış oldu" diyor.
Rotschild, Kraliçe, Londra-New York-Tel Aviv...
BANKA ALTIN ve PETROL artı İRAN...
Koyun fotoğrafları alt alta...
Daha ne diyeyim!!!