paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2017 Cumartesi

Ermenilerin Osmanlı’daki Altınlarını Fransızlar Gaspetmiş!

Kimsenin parası Osmanlı’da kalmadıErmeniler’e ait taşınmazlardan elde edilen 5 milyon Osmanlı altınına İngilizler’in el koyduğunun ortaya çıkması büyük yankı uyandırdı.
İngilizler’in zorunlu göçe tabi tutulan Ermeniler’in taşınmazlarının satışından elde edilen 5 milyon Osmanlı altınına el koymasının ortaya çıkması büyük yankı uyandırdı.
Osmanlı’nın göç eden Ermeniler’e paralarını ödediğine dair arşivlerde binlerce makbuz bulunduğunu belirten uzman tarihçiler “Osmanlı’da kimsenin parası kalmadı” fikrinde birleşti.
Dışişleri Bakanlığı’nı da harekete geçiren BUGÜN’ün haberini tarih profesörleri değerlendirdi. Türk Tarih Kurumu (TTK) araştırmacısı Prof. Dr. İbrahim Ethem Atnur, Alman bankalarına yatan Osmanlı altınlarına Versaille Anlaşması’ndan sonra İngilizler’in el koyduğunu söyledi.
Ankara Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Kurt, Osmanlı’nın Ermenilere paralarını ödediğini kaydederken, İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Arslan, Osmanlı’da hiçbir milletin parasının kalmadığını ifade etti. Tarihçi Prof. Dr. Sina Akşin ise paranın Anadolu’da yer alan göçmenler için kullanılmış olabileceğini aktardı.
İNGİLİZLER PARALARA EL KOYDU
Türk Tarih Kurumu (TTK) araştırmacısı Prof. Dr. İbrahim Ethem Atnur:“Tehcirden sonra giden vatandaşların mallarına el konuluyor. Ama bu tamamen sahipsizlikten kurtarma anlamında yapıldı. Devlet alıp da kendi hazinesine koymadı. Herkesin kendi adına kayıtlar alınıp yapıldı. Araştırmalarımızda bunlara ulaştık. Ama bunlarla ilgili büyük sorunlar ortaya çıkıyor.
Ermenilerin Almanya ve Avusturya ülkeleri vatandaşlarına borçları var. Onlar da parasını isteyince 1915 Eylül’ünde Ermenilerden alacaklı olanlara dair bir kararname çıkarılıyor. Ondan sonra da alacaklarla verecekler karşılaştırılıyor.
Bunun kayıtları zaten Osmanlı Devleti’nde var. Almanya’da bankaya yatan paralara Versaille anlaşmasından sonra İngilizler el koydular. Osmanlı Devleti savaş bittikten sonra bu malları iade ediyor. Bazı Ermeniler kaldıkları yere geri dönemediklerinden bunlar paralarını İstanbul’da almış. Maliye Ermenilere paralarını ödemiş. Osmanlı arşivlerinde bu konuyla ilgili binlerce belge ve makbuz var.”
HİÇBİR MİLLETE BORCUMUZ YOK
İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Arslan:“Osmanlı Devleti kesinlikle Ermenilerin parasına el koymadı. Onlar zaten göçe zorlandıklarında mallarını satıp parasını alıp gitti. Zaten tüm Ermeniler de göçe zorlanmadı. Riskli bölgelerde yer alan Ermeniler tehcire zorlandı. Göç edenler 1918 yılında geri döndü ve yerlerini satmayanlar aynı yerlere geri yerleştiler. Zaten bunlara eski mallarını geri alma hakkı da verildi. Bütün Ermenilerin malları satıldı diyemeyiz. Ama Ermenilerden kalan okullar satılmış olabilir. Bir yolsuzluk yapıldı mı onu bilmiyoruz. Para Osmanlı’nın elinde kalmadı Ermenilere geri verildi. İtilaf devletleri Ermenilerin elindeki o paralara el koymuş olabilir. Ama Osmanlı’da hiçbir milletin parası kalmadı.”
BELGELERİYLE ORTAYA KOYDU
Tarihçi Prof. Dr. Sina Akşin: “Bu konuda ben çalışma yapmadım ama Prof. Dr. Kemal Çiçek uzun zamandır bu konuda çalışmalar yapıyor. Kemal hocamız çalışmasında 5 milyon Osmanlı altını liranın Alman bankalarına yatırıldığına dair belgelere ulaştı.
İtilaf devletlerinden özellikle İngiltere’nin paraya el koyduğunu ortaya çıkardı. Ayrıca o zamanlar Anadolu göçmen doluydu bu para onları yerleştirmek için de kullanılmış olabilir.”
TÜRKİYE’NİN ÖDEYECEĞİ BEDEL YOK
Ankara Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Kurt:“Prof. Dr. Kemal Çiçek’in bu konudaki çalışmaları ve görüşleri çok önemli. Ayrıca bu konuda Oktay Özel’in de araştırmaları var. Ermeniler tehcire gönderildiklerinde mallarını satıp parasını alıp gitti.
Ermenilerin de bu konuyla ilgili çeşitli iddiaları var ama Türkiye bu iddiaları muhatap almamalı. Özellikle o dönemde Diyarbakır’daki Ermeni topraklarının çeşitli kişilerin ellerine geçtiğini biliyoruz. Orada aslında karanlık noktalar var. Orada belki toprak satılmış olabilir. Ama Osmanlı’da kimsenin parası veya toprağı kalmadı. Düşünülürse Suriye’de, Irak’ta ve başka birçok yerde de Osmanlı parası ya da toprağı kaldı. Türkiye’nin bu konuda ödeyeceği bedel yoktur.”
HABER: HASAN BOZKURT /BUGÜN GAZETESİ
——————————————————-
Fransa Ermeni altınlarını verecek mi?
Bugün Gazetesi’nin “Ermeni altınlarının akıbeti belli oldu” manşeti ses getirdi. Müttefik ülkelerin 23 Kasım 1923’te imzaladıkları gizli bir anlaşma ile bu altınları kendi aralarında paylaştıklarının belirlenmesi gözleri o ülkelere çevirdi.
Ermeni soykırımı iddialarını sürekli gündeme getirip Türkiye’yi uluslararası arenada köşeye sıkıştırmaya çalışan Fransa peki şimdi ne yapacak. “Fransa aldığı paraları ödeyecek mi?
İşte bu soru hem önemli hem de kritik. Zira Ermeniler’in bu paraların peşine düşmeleri pekala mümkün…
Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erhan Başyurt yazdı…
Ermeniler’in kayıp altınları…
Ermeni sorununa ilişkin araştırmalarıyla bilinen Prof. Dr. Kemal Çiçek son açıklamalarıyla ezber bozdu.

Ermeniler’in zorunlu göç (Tehcir) nedeniyle terk ettikleri taşınmaz malların (Emval-i Metruke) satışından elde edilen 5 milyon Osmanlı altın lirasına meğer İngiltere ve müttefikleri el koymuş.
Prof. Çiçek’in tespitlerine göre, 5 milyon Osmanlı altın lirası Talat, Enver ve Cemal paşalar tarafından Eylül 1916’da Berlin’de gizli hesaplara yatırılmış.
Ermeni araştırmacılar, şahısların kendi isimlerine bu paraları aktardıklarını ileri sürüyor ve bu nedenle paralara ulaşılamadığını, bunun tazminat olarak Ermeniler’e ödenmesi gerektiğini ileri sürüyorlardı.
Hatta Merkez Bankası ve Ziraat Bankası’na yönelik “Bu altınları sermaye olarak kullandıklarına dair” Amerika’da açılmış davalar var.
Yeni ulaşılan bilgiler bu konudaki kafa karışıklığını ortadan kaldırıyor.
Fransa aldıklarını ödeyecek mi?
O dönemde banknot paraların bedeli olarak Alman bankalarına yatırılan 6.5 milyon Osmanlı altın lirası ile bu altınlara da İngilizler ve müttefikler tarafından el konulduğu ortaya çıkarıldı.
Versail Anlaşması‘nı müteakip, Alman bankalarındaki bu paralara el konulduğu ve müttefiklerin de 5 milyon Osmanlı altınının Ermeniler’in “Emlak-i Metruke” parası olduğunu bildiği anlaşıldı.
Müttefik ülkelerin 23 Kasım 1923’te imzaladıkları gizli bir anlaşma ile bu altınları kendi aralarında paylaştıkları belirlendi.
Prof. Çiçek’in çalışması, Kanada’ya göç eden ve Britanya vatandaşı sayılan bir grup Ermeni gencin o yıllarda dava açtıklarını ve maddi zararlarının söz konusu paradan telafi edilmesini istediklerini, mahkemenin 5 bin sterlinin kendilerine ödenmesine karar verdiğini gösterdi.
Bu durumda İngiltere de Ermeniler’in kayıp altınlarının kendisinde olduğunu kabul etmiş oluyor.
Yine Ermenistan’ın Dostları Derneği’nde görevli eski istihbaratçı F.C.Corbyn’in 1932’de yaptığı araştırmada, müttefiklerin bu parayı Osmanlı’dan zarar gören kendi vatandaşlarının tazminatları için kullandıklarını, o dönemde İngiltere’ye aktarılan kısmından sadece 200 bin sterlin kaldığını belirtiyor.
Başka bir deyişle, Ermeniler’in kayıp 5 milyon Osmanlı altın lirası İngiltere, Fransa ve İtalya arasında paylaşılmış.
Fransa’nın soykırımını tanıdığı hatta inkârını bile suç saymaya çalıştığı düşünülürse, Fransız vatandaşı Ermeniler’in rahatlıkla bu paralarının peşine düşmeleri mümkün…
Tarihçiler komisyonu kurulsaydı
Prof. Çiçek’in araştırması bir gerçeği daha ortaya çıkarıyor.
Osmanlı Ermeni tehciri konusunda kayıtlarını eksiksiz tutmuş.
Emval-i Metruke kayıtları bile sapasağlam duruyor.
Yani, kimin malları satıldı ise kayıt altında.
Malları satılanlar arasında ödeme yapılanlar da defterlere geçirilmiş.
Malları satılmayanların eski tapu kayıtları ise halen duruyor.
Şayet Türkiye’nin önerdiği tarihçiler komisyonu kurulur, tüm ülke ve taraflar arşivlerini tam olarak açarlarsa,
mağduriyetlerin tamamını ortaya çıkarmak mümkün.
Sadece olayların sebep ve sonuçları değil, tazmin edilmesi gereken kayıplar da ortak komisyon tarafından tespit edilmiş olur.
Bütün bunlar yaşanan acıları ortadan kaldırmaz ama bir nebze hafifletir.
Ortak geçmişe bakışımızı ve gelecek tasavvurlarımızı da değiştirir.
——————————————————-

Ermenilerin kayıp altınları bulundu
Zorunlu göçe tabi tutulan Ermeniler’in taşınmazlarının satışından elde edilen 5 milyon Osmanlı altınının akıbeti belli oldu.
Diaspora Ermenilerinin sık sık dile getirdiği Ermeniler’in satılan mallarına ait paranın izine ulaşıldı. Alman bankası Reichsbank’a transfer edilen paraya Müttefik devletleri savaş tazminatı olarak el koymuş.
I. Dünya Savaşı’nda Anadolu’dan göç eden Ermeniler’e ait olduğu belirtilen 5 milyon Osmanlı altını değerindeki kayıp paranın sırrı çözüldü.
Türk Tarih Kurumu’nun (TTK) Emval-i Metruke Komisyonu’na ait belgeler üzerinde yaptığı iki yıllık araştırma sonucunda bugünkü değeriyle 1 milyar 300 milyon sterlin olan Osmanlı altınına I. Dünya Savaşı’nın galip devletlerince el konulduğu ortaya çıktı.
Savaş tazminatı olarak paraya el koydukları anlaşılan İngiltere’nin bir grup Britanya vatandaşı Kanadalı Ermeni’ye bu paradan ödeme bile yaptığı belirlendi.
TAZMİNATIN EN ÖNEMLİ KALEMİ
TTK Ermeni Araştırmaları Merkezi’nde çalışan Prof. Dr. Kemal Çiçek paranın akıbetini ortaya çıkardı.
Ermeniler’in tazminat taleplerinin en önemli kalemi olan parayla ilgili sürecin başlangıcı I. Dünya Savaşı’na gidiyor. Ermenilerin geride bıraktıkları ev, arsa ve tarla gibi gayrimenkulleri ‘Emval-i Metruke’ yani geride bırakılan mal ilan edilerek tasfiye ediliyor. Bugünkü değeri 1 milyar 300 milyon sterlini bulan 5 milyon Osmanlı altını para elde ediliyor.
İttihatçılar bu parayı (1915’te 22 milyon dolara denk geliyor) Eylül 1916 tarihinde Berlin’de Reichsbank’a transfer ediyor. Ermeniler’in iddiasına göre para, İttihat ve Terakki’nin üç önemli ismi Cemal, Talat ve Enver Paşaların müstear ismiyle Alman bankasındaki şahsi ortak hesaplarına yatırılıyor.
Yine Ermenilerin iddialarına göre Osmanlı’nın kendilerinden aldığı mallardan elde edilen 5 milyon altın liraya ittifak devletleri İngiltere, Fransave İtalya, galip geldikleri I. Dünya Savaşı sonunda tazminat olarakel koyuyor.
“PARAYI İNGİLTERE’DEN İSTESİN”
Bütün bu tartışmaları değerlendiren Prof. Kemal Çiçek, Ermeniler’in olduğu iddia edilen 5 milyon liranın izini 2 yıl boyunca sürdüklerini söyledi.
Çiçek, ABD, İngiltere ve Almanya arşivlerinde el konulan paranın nasıl harcandığına dair bilgiye ulaşamadıklarını aktardı. Osmanlı’dan Alman bankalarına yatırılan 5 milyon ve 6,5 milyon liralık iki farklı meblağ bulunduğuna dikkat çeken Çiçek, “Ermeniler’in olduğu iddia edilen 5 milyon liraya İngiltere ve müttefikleri savaş tazminatı olarak el koymuş ve bu parayı nerelerde harcadığına dair bir vesika bırakmamış.
Bildiğimiz kadarıyla bu 5 milyon liradan bütün Ermeniler’in haberi var, zira Kanadalı bir grup genç Ermeni, Britanya vatandaşı olmalarından cesaret alarak bu parayı talep ediyor ve İngiltere’den 5000 sterlin almayı başarıyorlar. Bu durumda İngiltere o tarihte el konan paranın Ermeni parası olduğunu kabul etmiş olmalı. Yoksa neden Ermeniler’e ödeme yapsın. Ayrıca Ermeni Dostları Derneği’nin genel sekreterliğini yapan İngiliz Yarbay Corbyn Ermeniler’e dayanarak 1930 itibariyle paradan sadece 200 bin lira kaldığını belirtiyor. Türkiye’den tazminat talep eden Ermeni diasporası paraya el koyan İngiltere’den veya müttefiklerden neden talepte bulunmuyor? Asıl adres müttefikler, özellikle de İngiltere” değerlendirmeler yaptı.
Senatörler devreye giriyor
Lozan Barış Anlaşması sonrasındabazı ABD senatörleri de1921 yılında Müttefiklerin hesaplarına transfer ettikleri 5 milyonun Ermenilerin el konan emval-i metrukemallarının parası olduğunu iddiaediyor. İddialar üzerineABD Dışişleri Bakanlığı, Londra, Berlin ve İstanbul elçiliklerini yeni ve bağımsız bir araştırma yürütmekle görevlendiriyor. Bu soruşturma 1925 yılının Mart-Temmuz ayları arasında yapılıyor. Yine Amiral Bristol tarafından titizlikle hazırlanmış bir rapor olarak Washington’agönderiliyor.

ABD 5 MİLYON LİRANIN PEŞİNDE
Ermeniler’in kayıp parasının peşine 1920’li yıllarda ABD’nin de düştüğü anlaşıldı. O dönemde Ermeni tehcirini konu eden haberlerin sık sık gündeme gelmesi üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı da tazminat olarak itilaf devletlerince transfer edilen 5 milyon altın liranın kökeni konusunda çalışmalar yaptığı tarihi belgelere yansıdı.
ABD Dışişleri Bakanı Evan Hughes’ın İstanbul’daki elçi Amiral Bristol’den 12 Şubat 1921 tarihinde ‘Müttefik hesaplarına aktarılan 5 milyon lira altının kaynağını araştırması ve aydınlatması” içerikli gönderdiği telgraf bulunuyor. Bristol’ün Dışişleri Bakanlığı’nın isteği üzerine hazırladığı 22 Mayıs 1925 tarihli raporunda, banknot için ayrılan 6,5 milyon liradan 5,2 milyon liraya müttefikleri tarafından el konulduğu teyit ediliyor.
Para Müttefikler’e pay edildi
Emval-i Metruke parasına müttefiklerce el konulduğuna İngiliz donanmasında deniz yarbayı rütbesinde bir asker ve aynı zamanda “Ermenistan’ın Dostları” adındaki bir derneğinde sekreteri olduğu anlaşılan F.C. Corbyn’nin araştırması da ışık tuttu. 1932 yılında yayımlanan Corbyn’nin araştırmasına göre ise 5 milyon Osmanlı altını 23 Kasım 1923 yılında Osmanlı devletinden tazminat hakkı olan vatandaşlarına dağıtılmak üzere müttefiklerce pay edildi. Üstelik yapılan anlaşmaya göre bu tazminat parasından Ermeniler’in bir kuruş bile alma hakları yoktu. Yine Corbyn’nin araştırmalarına göre o tarihlerde İngiltere’nin elinde sadece 200 bin sterlin kalmıştı.

2 Kasım 2014 Pazar

'Kininizi unutun'


Ünlü organizatör Erkan Özerman, Ermeni asıllı dünyaca ünlü Fransız şarkıcı Charles Aznavour ile Paris'te buluştu. Charles Aznavour 'Soykırım' konusunda Ermenilere seslendi: Kininizi unutun


POSTA ÖZEL
ERKAN ÖZERMAN, CHARLES AZNAVOUR İLE PARİS'TE KONUŞTU:
'SÖYLENENLER YALAN TÜRKLERİ SEVİYORUM'
Dünyanın yaşayan en büyük sanatçılarından Charles Aznavour'u çok uzun yıllardır Paris'ten tanırım. Konuşulanların aksine Türkler'i çok sevdiğini de bilirim. Geçen yıllar içinde kendisine defalarca söyledim, "Gelin bir röportaj yapalım, samimi duygularınızı anlatın" diye. Günün şartları, ortamın baskısı, belki de Ermeni Diasporası endişesi röportajın yapılmasını mümkün kılmadı. Dünyaca ünlü Chico&Gypsies grubu, Charles Aznavour’un şarkılarını kendi müzik anlayışları çizgisinde ve İspanyolca olarakalbüm yapmıştı. Konserleri dolup taştı, Fransızlar, İspanyol ezgili Aznavour şarkılarına bayıldı. Paris'in en ünlü müzikholü olan Olympia'da 3 yıl önceki Chico&Gypsies'in konserini, Charles Aznavour ile birlikte izlemiştim. Topluluğun kurucusu ve yıldızı Chico'nun hayat arkadaşı Ghade Şakir’in Türk olması da dostluğumuzu pekiştirdi.
Sonunda aklıma şöyle bir fikir geldi: Charles Aznavour, Chico, Ghade Şakir ve Türkiye'nin Paris Büyükelçisi Hakkı Akil'i, Paris'te bir öğle yemeğinde buluşturmak! Benim gibi, Galatasaray Lisesi mezunu olan yakın dostum Büyükelçi Hakkı Akil'i aradım. 'Ermenistan’ın İsviçre’deki büyükelçisi de olan ünlü şarkıcıCharles Aznavour ile bir öğle yemeğine ne dersin?' dedim. Sağolsun kabul etti. Paris'te bir lokantada buluştuk, 3 saat sohbet edip öğle yemeği yedik.
İşte bu röportajı da o sırada yaptım.
* Charles Aznavour'un Ermeni olması nedeniyle Türkler'i sevmediği, Türkiye'nin aleyhinde bulunduğu şeklinde bir inanç var?
Yalan! Bugüne kadar ağzımdan Türkiye aleyhinde bir tek cümle çıkmamıştır. Hadi bulun, getirin. Kökeni Ermeni diye bir insanı suçlu ilan etmek, hedef haline getirmek ne vicdana sığar ne de insanlığa. Benim annem Türk. İzmitli. İzmit ve Adapazarı'nda onlarca akrabam vardı. Annem anadil olarak Türkçe konuşurdu.Türkiye'yi çok sever, sık sık İstanbul'a gider gelirdi. Babam Gürcü. Kimler tarafından çıkarıldığını bilmediğim şu cümle beni derinden yaralıyor: 'Ermeni asıllı Türk düşmanı'. Ne rahatsız edici, ne üzücü, ne aşağılık biriftira bu. Osmanlı dönemindeki eski defterleri açıp, o acının yaşandığı dönemde henüz kurulmamış olan Türkiye Cumhuriyeti’ni suçlamak, çok uzaklarda kalmış yaraları deşmek kime ne fayda sağlar? Beni politik çekişmelerin içine sokmak, Ermeni Diasporası'nın içindeymiş, adamıymış gibi göstermek, Türkiye için kendi söylemek istedikleri sözleri ben söylemişim gibi ilan etmek, beni kullanarak soykırım kavgasını tekrar tekrar gündeme getirmeye çalışmak gerçekten çok ayıp ve ahlak dışı bir tavır. Ünlü olmanın faturasını ödetiyorlar bana. Maalesef bazı Türkler de buna inanıp beni gerçekten Türk düşmanı zannediyor. Geçen yıl bir demeç vermiştim. 'Türkler soykırım sözcüğüne kırılıyor ve üzülüyor' demiştim. Diaspora yeri yerinden oynattı. Bana söylemedikleri kalmadı. Biliyor musunuz, bugün hayatta olmayan sevgili annemin en yakın arkadaşı bir Türk'tü: Ferda Kahraman. Paris'ten, Türkiye'ye gezmeye gittiğinde onlarda kalırdı. Ferda önemli bir işadamıydı, Kore'nin Türkiye Fahri Konsolosu’ydu. Benim de hayattaki en yakın üç-beş arkadaşımdan biriydi. İzmir’den Çeşme’ye giderken trafik kazasında maalesef genç yaşta öldü. Hatırladıkça hep içim sızlar. Mümkün olur da 64 yıl sonra Türkiye’ye yine gelirsem ilk göreceğim kişiler Ferda'nın kızlarıdır. Onları bulacağım.
'ÖFKE ZAMANI DEĞİL'
* Fansız devlet televizyonunun birinci kanalında kanalında program yapan ünlü sunucu Michele Drucker sizi programına çağırmış ve stüdyodaki konuklara dönüp, 'Aramızda Türkler varsa soykırımı kabul etsinler ve Charles Aznavour'dan özür dilesinler" diye, o ortamda hiç anlamı olmayan gereksiz sözler kullanmıştı. O an neler hissettiğinizi çok merak ediyorum?
Benim o an orada söylediklerimi hatırlamıyor musunuz? Seyircilere dönüp şöyle demiştim: 'Şayet stüdyodaki konuklar arasında Türkler varsa hepsine hoşgeldiniz, mutlu oldum, beni çok mutlu ettiniz demekistiyorum. Türkiye çok güzel bir ülkedir.' Sonrada canlı yayın sürerken Michele Drucker’e dönüp şu uyarıyı yaptım: 'Bu söylediklerine hemen son ver!'
* Ermeni kökenli başka ünlü yıldızlar, sanatçılar da var. Ama bu soykırım konusunda nedense hep sizi ön plana çıkarıyorlar. 
Ben Fransa'da doğup büyüdüm. Şarkılarımı Fransızca yazdım, söyledim, filmlerimde Fransızca konuştum. Dünyanın her yerinde Fransız olarak tanınıyorum. Çünkü Fransız vatandaşıyım. Sanatçı yapım gereği de olaylara politik olarak değil hep insani olarak yaklaştım. Beni, komşuları tarafından bir toprak parçasının içine hapsedilmiş, ciddi ekonomik zorluklar nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalan Ermeniler ve gittikçe nüfusu azalan Ermenistan ilgilendiriyor, düşündürüyor. Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırkapısının kapalı olması beni çok üzüyor. Bir çok şey Ermenistan'a yine Türkiye’den geliyor. Ama Gürcistanüstünden. Ermenistan’ın hem Türkiye hem de Azerbaycan ile sınır kapılarının açık olması lazım. Komşular dost olmalı. Kin ve öfkeler artık unutulmalı. Ermenistan'a büyük devletlerden gelen yardımla, ki bu yardımın çoğunluğu da silah yardımıdır, Ermenistan halkı böyle mutlu olamaz. Bu silahlar, sulh içinde yaşamanın da asla garantisi değildir. İşte hep bunları söyledim ve yine söylüyorum. Daha önce dediğim gibi; ben olaylara insanı açıdan yaklaşıyorum, politik değil.
* Şimdi ben bu sözlerden şunu anladım: Siz, Ermenistan uyguladığı uluslararası ilişkilerden memnun değilsiniz. Açık olarak bunu eleştiriyorsunuz, Ermenistan hükümetini başarısız görüyorsunuz. Ama siz aynı zamanda Ermenistan’ın İsviçre’deki büyükelçisisiniz.
Evet büyükelçiyim... Ama bu benim bağımsız yapımı etkilemez. Ben bağımsız büyükelçiyim. Yani Ermenistan'dan aldığım emirlere göre hareket etmiyorum, etmem ve edemem. Kendi bildiğim doğrulara göre hareket ediyorum. Bunu da herkes böyle biliyor.
* Fransa'nın dünyada en çok tanınan ve saygı duyulan sanatçısısınız...
(Charles Aznavour çok gülüyor) Annemin ülkesi Türkiye’de yaşasaydım demek ki dünyadaki en ünlü Türk sanatçısı olacaktım! Kader...
Eşiniz ve çocuklarınızın 'soykırım' kelimesine yaklaşımı ne? 
Bu soruyu onlara sorman gerekir! Ben sana ailedeki yapıyı anlatayım, cevabını sen bul. Eşim İsveç asıllı ve Protestan. Ben Türk-Gürcü asıllıyım, Fransızım ve Gregoryan’ım. Kızım, Cezayirli ile evlendi. O aile koyuMüslüman. Diğer çocuğumun eşi Musevi. Bizim ev din konusunda çok zengindir. Bütün dinler bizim evin çatısı altında temsil ediliyor. Kimse, kimsenin düşüncesine, inancına karışmaz. Nitekim, evlilik yaparken de çocuklarıma eşleri Müslüman ya da Musevi diye hiçbir şey söylemedim. Ayrıca hepimizin her milletten yakındostları var. Ne güzel. Mesela şu an masada yanımda oturan hanımefendi en yakın Türk dostum olan Ghade Şakir'dir. (Ghade Şakir, büyük hayırsever merhume Semiha Şakir'in kızı.)
'TÜRKLER ÇOK VİCDANLI'
* Tüm anlattıklarınızdan ortaya çıkan şu: Bugüne kadar bilinenin aksine siz Türkler'i çok seviyorsunuz. 
Evet, seviyorum. Türkler vicdanlı insanlardır. Baksanıza; IrakSuriye, Kobani'den gelen 2 milyonu aşkın mülteciye topraklarını açtılar. Onları savaştan, ölümden kurtardılar. Türkiye'de 100 bini aşkın Ermenistan vatandaşı kaçak olarak çalışıyor, ekmek yiyor, para kazanıyor, ülkelerine para yolluyor. Türkiye bunu görmezden geliyor, hiç ses çıkarmıyor. Ankara istese o 100 bin Ermeni'yi 24 saatte bulur ve sınır dışıedebilir. Tamam, Osmanlı döneminde büyük acılar yaşandı. Masumlar katledildi. Bu bir utançtır, kabustur, felakettir. Kabul... Ama bunu hala kaşımanın, gündeme getirmenin, ortalığı bulandırmanın kime, neye, ne gibi bir faydası var ya da oldu. Şu anda Ermenistan'ın Türkiye'ye ihtiyacı var. O sınır açılmalı. Ermenistan'ın refahı ve huzuru için bu gerekli. Ben, 2015 çerçevesinden bakıyorum ve olaya insani yaklaşıyorum.
ANNESİ İZMİTLİ AZNAVOUR’A İZMİT’TEN ‘ALTIN ÇINAR ÖDÜLÜ’
Her yıl Kocaeli-İzmit’te yapılan ‘Altın Çınar Ödülleri Töreni’ bu yıl ilk defa İstanbul’da düzenlenecek. 4 Kasım Salı akşamı saat 19:00’da İstanbul Pera Müzesi’ndeki törende layık görülenlere ödülleri sunulacak. Geçen 6 yıl içinde bu ödülü; Prof. Dr. Türkan Saylan, Suna Kan, Leyla Umar, Erol GünaydınHalil ErgünAyten AlpmanAhmet Ümit, Pera Müzesi adına Özalp Birol, Türkan ŞorayEmel SayınErol EvginOkan Bayülgen, Mehveş Emeç, Ayşe Kulin, Gülriz Sururi, Erkan Özerman, Ayla Algan, Esin Avşar, Perran Kutman, Serra Yımaz, Sabancı Müzesi adına Nazan Ölçer, Pınar Kür, Nermin Bezmen ve Gökşin Sipahioğlu almıştı. Bu yıl ödül alacak isimler arasında annesi İzmitli olan ünlü Fransız sanatçı Charles Aznavour da var. Ödülünü, Paris’teki buluşma sırasında Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Hakkı Akil ve Erkan Özerman Charles Aznavour’a önceden takdim etti. Aznavour, “İzmitli hemşehrilerinin bana ödül verdiğini annem görseydi çok memnun olurdu” dedi.
TÜRK BÜYÜKELÇİSİ SORDU: 'İSTANBUL'DA KONSER VERMEYE NE DERSİNİZ?'
Türkiye'nin Paris Büyükelçisi Hakkı Akil ile Charles Aznavour iyi bir dostluk kurdular. Yemek sırasında karşı karşıya oturdular ve bol bol sohbet ettiler. Büyükelçi, Charles Aznavour'a ,"1000 yıldır dost olan, birlikte yaşayan Türkler ve Ermeniler neden son 100 yıldır kırgınlar! Biz düşman olmamalıyız" dedi. Charles Aznavour'un bu sıcak cümle karşısındaki yaklaşımı çok netti: "Sayın büyükelçi, inanın ki, Türkiye'yi çok seven ve özleyen Ermeniler'in sayısı diğerlerinden kat be kat fazla." Bunun üzerine Büyükelçi Hakkı Akil sordu: "Türkiye’de önümüzdeki yılın başlarında konserler vermeye ne dersiniz?"1950'den beri Türkiye'ye gelmemiş olan Aznavour bu teklifi büyük sevinçle karşılayıp, "Neden olmasın?" dedi. Şimdi 55 yıllık bir organizatör olarak bu işin gerçekleşmesini sağlamak bana düşüyor. Tabii devletimizin desteği ve katkısıyla...
ERMENİSTAN'IN ULUSAL KAHRAMANI

Aznavour, Ermenistan’ın Birleşmiş Milletler’deki daimi elçisi.
90 yaşındaki Charles Aznavour, Fransa’nın yaşayan en ünlü sanatçısı. Ermeni bir ailenin oğlu olarak 24 Mayıs 1924’te Paris’te doğdu. Annesi Knar Baghdasarian İzmit’ten Fransa’ya göçmüş sıradan bir oyuncuydu. Babası Mişa Aznavuryan ise Gürcistan’dan göç eden bir şarkıcı. Aynı zamanda 60’a yakın filmde rol alan Charles Aznavour sanatçı yönü kadar insani olaylara duyarlılığıyla tanınıyor.
Ermenistan için vakıf kurdu 
1988’de Ermenistan’da 20 bin kişinin öldüğü 7.2’lik depremden sonra ‘Ermenistan için Charles Anzavour Vakfı’nı kurmuş ve Ermenistan’a büyük yardımlarda bulunmuştu. Ermenistan hükümeti 2004’te kendisine ülkenin en yüksek mertebesi olan “Ermenistan Ulusal Kahramanı” ödülü vermişti. 2008’de Ermenistan vatandaşlığı da verilen Aznavour 2009’da Ermenistan’ın hem İsviçre Büyükelçisi, hem de Birleşmiş Milletler’deki (BM) daimi elçisi olarak resmen atanmıştı.
'Benim annem Türk, hayalim de Türkiye'ye gitmek'
Ermenistan’ın gelişmesi için ömrünü adayan Charles Aznavour 2011’de şu sözleri söyleyince Ermeni Diasporası’ndan büyük tepki almıştı: “En büyük acıları bile unutmayız ama affedebiliriz. Benim hayalim Türkiye’yi ziyaret etmek. Bunu söylediğimde bazı Ermeniler bana acayip bakıyorlar. Türkiye çok güzel bir ülke, insanları kesinlikle düşündüğünüz gibi değil ve mutfağı da harika. Dahası canım annemin ülkesi. Annem Türkçe konuşuyordu, Arap harfleriyle Türkçe yazıyordu ve okuyordu. Soykırım kelimesi rahatsız edici bir kelime ve beni de artık rahatsız etmeye başladı.”



Charles Aznavour Türkiye’ye toplam iki kez geldiğini anlattı:
“1950’de şarkıcılığımın ilk yıllarında İstanbul’a gitmiştim.Harbiye’deki Hilton Otel’i daha yeni inşa edilmişti.Taksim’de bir gazinoda şarkı söyledim. Daha henüz pek tanıyanım yoktu. İkinci defasında bir arkadaşıma geldim. Ferda Kahraman’a. Onun evinde bir hafta geçirdim. Ferda, çok çok iyi arkadaşımdı. Maalesef trafik kazasında öldü.”