13 Aralık 2015 Pazar

Türkiye’ye siber ordu lazım

Meltem ERSOY / GAZETE HABERTÜRK
Melih Abdülhayoğlu, Antakya’da doğmuş, ortaokul ve lisede 2 kere sınıfta kalmış, zar zor okulu bitirip üniversite için İngiltere’ye gitmiş ve orada attığı tohumlarla bugün dünyanın en çok satan dijtital sertifikasyon ürününün sahibi olan Comodo’yu kuran kişi. Halka arza hazırlandığı için kendisi rakam söylemiyor ama değerleme yapanlar 2 ilâ 5 milyar dolar arasında rakamlar telaffuz ediyor. Siber güvenlikte dünyanın en önemli şirketlerinden biri haline gelen Comodo’yu 18 ay önce ODTÜ Teknokent’te kurduğu şirketle Türkiye’ye getiren Abdülhayoğlu’nun hedefi büyük: Dünyayı Türk mühendislerine para öder hale getirmek. Yolun zor olduğunu, hatta İngiliz eşinin deyimiyle “dertsiz başına dert aldığını” biliyor. Abdülhayoğlu, Türkiye’nin siber güvenlik karnesini ve Comodo’nun planlarını anlatıyor:
İnternette yüzde 100 güvenlik mümkün mü?
Yüzde 100 güvenlik hiçbir zaman yoktur. Evinizde kapı var, kırılabilir. Ama herkes kıramaz. Güvenlikte yüzde 100 garanti yoktur, sadece olan tehdide göre önlem alırsınız.
"TÜRKİYE KASPERSKY İLE KORUNAMAZ, SAÇMALIK"
Türk kurumlarına ve şirketlerine de hizmet veriyorsunuz, Türkiye’nin siber güvenlikte karnesi nasıl?
Türkiye’nin karnesi bile yok. Karne için okula başlamış olmanız lazım. Bakın dünya yeni bir dünya artık. Şu an internet devriminin içindeyiz. Eskiden havada, denizde, karada savaş olurdu. Buna uzay eklenmişti. Siber de yeni eklenen alan. Ülkelerin kendilerini korumaları gereken 5 alandan biri siber dünya. Türkiye olarak siber güvenlikte çok açığımız var. Artık bir ülkeye zarar vermek için sınırına saldırmazsınız, borsasını bir hafta düşürün, banka sistemini, elektrik sistemini çökertin istediğiniz kaos olur. İnsanoğlu internete çok bağlı. Bu bağlılık aynı zamanda bir zaaf. Korumayı hem kriminal seviyede hem de devletler seviyesinde sağlamak lazım. Kriminal seviyede şirketler üçkâğıtçılığa karşı koruma sağlamalı. Bazen yapılıyor, bazen yapılmıyor. Peki devletler seviyesinde koruma sağlayacak Türk askeri nerede? Bize Türk siber ordusu lazım. Gidip Kaspersky kullanarak Türkiye’ye koruyamazsınız, bu saçmalıktan başka bir şey değil. Rus şirketidir Kaspersky, Rus devletiyle bilgi paylaşıyordur, zorundadır. Her şirket var olduğu ülkenin devletiyle çalışmak zorundadır. Bitti. Soru işareti yok. Biz de bu ekspertizi Türkiye’ye vermeye çalışıyoruz.
"HACKER EKİBİMİZ VAR"
Abdülhayoğlu, “Yetenekli hacker arkadaşları yanımıza alırız, şirketler bizden hizmet istediğinde önce onların açığı nedir, ortaya koymak için bu arkadaşlar araştırma amaçlı ve kontrol altında bu şirketleri hack eder” diye konuşuyor.
"HÜKÜMETLER DE GELİŞMİŞ VİRÜS SATIN ALIYOR"
Virüs satan şirketlerin müşterileri genelde kimler oluyor?
Herkes olabilir. Hatta hükümetler de virüs alır. Hükümetlere virüs satan 2 tane büyük şirket var. Bir tanesi Alman, biri de İtalyan. Gelişmiş virüsler satıyorlar. Wikileaks’te bu şirketlerin görüşmelerinin kayıtları çıktı. Bu adamlar ürünlerini satmak için hükümetlere gidip sunumlar yapıyor, virüslerini anlatıyor. Bu sunumlarda demişler ki “McAfee yakalayamıyor, Symantec yakalayamıyor, Kaspersky yakalayamıyor.” Comodo’yu sorunca da “Comodo’yu geçemiyoruz” demişler. Bu konuşmaların kayıtları Wikileaks’te çıktı. Bu kendi dokümanlarında var. Bu kayıtlar bizim satışlarımıza yaradı tabi.
"SIRF MÜHENDİDS BULAMADIĞIMIZ İÇİN MECBURAN ŞİRKET AÇAÇAĞIZ"
ODTÜ Teknokent’te 18 ay önce şirket kurdunuz, aldığınız yoldan memnun musunuz? Hedefiniz ne?
2.5 yıl öncesine kadar Türkiye ile pek ilgim yoktu. 18 yaşımda ayrıldım Türkiye’den. Her şeyi İngiltere’de öğrendim, 18 yıl yaşadım. Sonra ABD’ye gittim. Bu sürede kendimi tanıtırken teknoloji sektöründe bir Türk’ün olmasını garipseyen tepkilerle karşılaştım. “Ucuz kebap yaparsınız, ucuz tatil yerisiniz ama teknolojiyle alakanız ne?” dediler hep. Hoşuma gitmiyordu. Belki ben bunu değiştirebilirim dedim ve Türkiye’ye yatırıma geldim. Bunun için hükümet, akademi ve sanayinin birlikte çalışması lazım. Bu ekosistemi yaratalım ki Türkiye’den teknoloji malı çıksın. Türkler cep telefonu için ABD’li, televizyon için Japon, araba için Avrupa mühendisine para veriyor. Kimse Türk mühendisine para vermiyor. Portakal satarak mı kalkınacağız? Şirketim açısından baktığımda Türkiye benim için çok ufak bir pazar. Bu pazarda olmasam da olur. Ben Türkiye’ye Türk teknolojisi çıkarıp dünyaya satmak için geldim. Ben dünyaya Türk mühendisine para verdirteceğim, hedefim bu. Korugan’ı böyle yaptık, Almanya’ya sattık. Türkiye’de temel sorun özgüven eksikliği. “Google yapar, Microsoft yapar, biz yapamayız” mantık bu. Ben Türkiye’ye Bayi AŞ diyorum. Birileri yapsın, biz alıp satarız diye bakıyoruz. Şu an Teknokent’te 220 kişiyiz, 200’ü mühendis. Hedefimiz 2 binlerdi, ama mühendis bitti Türkiye’de. Şaka değil, gerçekten bulamıyoruz. Ben bu hafta bunun için Türkiye’ye geldim, satın alma yapacağız mecburen, mühendis sayısını artırabilmek için. Elinde 2-3 bin mühendis olan şirketlerle görüşüyoruz, sadece mühendis için satın alma yapabiliriz.
"ANTİVİRÜS ENDÜSTRİSİ ÜÇKÂĞITÇI"
 Antivirüs endüstrisi tam güvenlik sağlayabilir mi?
Bugün antivirüs endüstrisi olarak bilinen endüstri çok kötü ve pazarlamaya dayanan bir endüstri. Sizi koruyamayacak olan, ama size “Ben sizi koruyabilirim” diyen bir endüstri. Onun için standardı ve garantisi yok, pazarlamanın beyin yıkaması var. Antivirüs sizi korumaz, siz enfekte olduktan sonra olan enfeksiyonu temizler. Yani reaktif bir teknoloji. Bence antivirüs endüstrisi üçkâğıtçı. Oysa biz sizi koruyabiliriz.
Sizin farkınız ne?
Ben virüssüzlük garantisi veriyorum Diyorum ki, “Para konuşur, enfekte olursanız paranızı vereceğim.” Koruma pazarını değiştiriyoruz. Bizimki antivirüs değil, yeni bir teknoloji. Bu sayede de 85 milyon bireysel, 600 binin üzerinde kurumsal müşterimiz var.
3 ŞEHİR EFSANESİNİ YANITLADI
- Hacker’lar mahkemeye verilmiyor, işe alınıyor.
“Doğru ama şöyle: Hacker olmak çok zor değil. Bazı araçları (tool) kullanarak çok kolay hack yapabilirsiniz. Biz o araçları kullanan değil, yazan arkadaşları isteriz.”
- Apple ürünü Mac’lere virüs bulaşmaz.
“Yanlış, internete bağlı her yere virüs bulaşabilir. Mac’ler sırf az kişide olduğu, hacker’ların ağzını sulandırmadığı için saldırmakla pek kimse uğraşmıyor.”
- Antivirüs programları bilgileri hükümete verir.
“Doğru, her antivirüs şirketi hangi hükümetle çalışıyorsa bilgilerinizi paylaşır, buna mecburdur. Kaspersky ise Rus, McAfee ise ABD’de vardır bilgileriniz. ”
"OKULDA 2 KERE SINIFTA KALDIM"
Abdülhayoğlu, “Çok kötü bir öğrenciydim, her yıl 6 zayıf getirirdim. Ortaokul ve lisede 2 kere sınıfta kaldım. Ama eve gidip elektronik devre yapardım. Bana uygun ekosistemi İngiltere’de buldum” diye konuşuyor.

Rus halk kültüründeki düşman Türk: Ölümsüz Koşey

Nergiz HÜSEYN (İstanbul Üniversitesi Dil Merkezi Öğretim Görevlisi) / HABERTÜRK PAZAR
Türk-Rus (Slav) ilişkisinin tarihi, 2 bin yıl öncesine uzanıyor. Eski Türk kavimlerinden Hunlar, Bulgarlar, Avarlar, Hazarlar, daha sonra Kıpçaklar-Peçenekler, Polovetsler (Kumanlar) ve daha birçok Türk boyu çeşitli sebeplerle Asya’dan Batı’ya göç edip bugünkü Rusya coğrafyasına yerleşti ve aynı bölgeler bir Türk ülkesi haline geldi. Rusların karşısında daima bir Türk vardı. Tarihsel gelişim ve kültürel zenginleşme süreçlerinde Türk kavimlerinin önemli rolü oldu. Halklar arası temasların çok net göstergesi olan dil ele alınırsa, Rusça’da birçok Türkçe kelime olduğu görülür. Bugün Rusların yaşattığı, bizim unuttuğumuz Türkçe kelimeler bile var: Uragan (kasırga), yarlık (etiket), karandaş (kurşun kalem), kolbasa (salam) gibi. Biz karandaş yerine Arapça’dan alınma kalem, kolbasa yerine İtalyanca’dan salam kullanıyoruz. Türkçe kelimelerin Rusça’ya geçme kronolojisi, XX. yüzyıla kadar ilerliyor. Rusça’daki Türkçe kelimelerin büyük kısmı da Osmanlı’dan alınmış. Bu grup, Türkçe üzerinden Rus diline geçen Arapça, Farsça kelimeleri de içeriyor. Rusça’da en az 2 bin söz Türkçe. Bunlardan 500 kadarı çağdaş Rusça’da kullanılıyor.
Türklerin Rus kültüründeki etkileri toplumsal hayatın bütününü kapsıyor, hatta Rus tarihi için başlangıç ve dönüm noktası teşkil ettiği devirler de var. Çünkü tarihlerinin her döneminde Ruslar, farklı kılık ve isimlerle tanımladıkları -Hunı, Yazıgi, Peçenegi, Polovtsı, Kıpçaki, Tataro- Mongolı, Osmanı- her daim göçebe, yenilmez ve “baş belası” bir “Türk”le karşılaştı. Bu Türk, Rus halk anlatılarına da yansıdı. Bu anlatılarda, hayali kişiler ve olaylar yer alsa da gerçeğin izi vardır. Rus masallarında halkın korktuğu, zalim, barbar, büyücü olarak tasvir edilen güçlü, yenilmez atlı “Koşey Bessmertnıy” (Ölümsüz Koşey veya Köşey) adındaki kötü karakter buna en iyi örnektir.
GÜZEL KADINLARI KAÇIRAN ‘CANAVAR’
Tarihi kişiliklerin halkın bilincinden geçip mitolojik karakterlere ve masal kahramanlarına, gerçek olayların ise doğaüstü olaylara dönüşmesine sık rastlanıyor. Örneğin Attila, Kuzey Avrupa efsanelerinde mitolojik karaktere dönüşmüş, Hunların değil, kötü ruhların, şeytanların kralı halini alıyor. Bu efsanelere göre Hunların ülkesi ise cin ve perilerin yaşadığı ülke. Eskiçağ tarihçisi İordan, Hunların cadı ve kötü ruhların torunları olarak görüldüğünü söyler. Rus muhayyilesinde “Türk”ün gizemli güce sahip, ölümsüz kahramana dönüşmesi şöyle açıklanabilir:
Yerleşik hayat süren Rusların dünyası, sınır tanımayan göçebe Türklerinkinden farklıydı. Onların coğrafyası, çevrelerindeki ormanların, ırmakların ötesine geçmiyordu. Ufuk ötesi her şey, Ruslar için bilinmedik, gizemli ve meçhuldü. Bu topraklar onlara olağanüstü varlıkların, cin ve ölü ruhların yaşadığı esrarengiz yerler olarak görünürdü. İşte ‘öteki Türk’ de buralardan gelmişti.
“Öteki Türk”, yerlileri hem hayrete düşürür hem korkuturdu. Türk’ün sureti ve yaşamı mitlerle, efsanelerle örülüydü. Halk belleğinde bunlar kuşaktan kuşağa sözlü aktarıldı. Zamanla fantastik biçim aldı, çoğalarak çeşitlendi.
“Öteki Türk”ün Rus halk masallarındaki temsili Ölümsüz Koşey (bazen ‘Koş’ adına da rastlanır) zalim olarak tasvir edilir. Ama en önemli özelliği masallarda güzel kadınları (bu, başkahramanın gelini, bazen annesi olur) sevmesi ve kaçırmasıdır. Başka sebeple kötülük yaptığı masallara nadiren rastlanır. Bir örnek vermek gerekirse, bazen Koşey, Rus köylerini ateşe vermek için gelen ordu komutanı olarak da sunulur.
Bu isim Türkçe (Kıpçakça) “koşşi” (göçebe) kelimesinden gelir. Masal kahramanı Koşey, göçebe Türk’ün sembolü, Türk akınlarının kişileştirilmiş imgesidir. Çünkü yüzyıllar boyu dinmeyen Türk akınları Rusların muhayyilesini etkilemiş, bilinçleri bu varlığa ancak metafizik açıklamalar getirmiştir. Bu mistik örgü içinde betimlenen efsanevi kahramanı önce hayranlık ve korku belirlemiş, sonra Türk kavimlerinin Rus’un oturduğu toprakları ele geçirmesi ile öfke bilenmiş ve hınç dolu çağrışımlarla yüklü bir imaja sahip olmuştur. Onun ölümsüz olmasının nedeni ise akınların ardı arkasının kesilmemesi, Ruslara sonsuz görünmesidir.
‘RUS AYISI’ ‘TÜRK ÖRDEĞİ’NE KARŞI
Rus masallarındaki Koşey, yenilmezdir. Onu öldürmek içinse olağanüstü güç ve gayret gerekir. Onun ölümü yumurtadadır. Yumurtayı elde sıkarken, Koşey kendini kötü hissetmeye başlar, kırıldığında ise hemen ölür. Bazı masallarda Koşey’in ölümü o yumurtanın içinde saklanan iğneden olur. Koşey’in ölümünü muhafaza eden yumurta bizi yine göçebe Türk’e götürür. Gümüş, bazen altın yumurta biçiminde hayat koruyucu muskalar- tumarlar Türklerde çok sık kullanılır, sihirli olduklarına inanılırdı. Tumarın içine nazardan, hastalıktan, kısırlıktan, şer güçten koruyan asıl muska konulurdu (keskin kokulu otlar, baharatlar ve iğne, sivri mercan, cam gibi kesici eşyalar).
Tumarlar, Türklere ömür boyu eşlik etti. Yumurta biçiminde olması Türklerin kozmogonik inançlarına bağlıydı. Formu, Güneş ve Ay ile bağlantılıydı ve bu muska onların hamiliğini yapıyordu. Orta Asya’da yaygın kullanılan tumarlar Yakın Doğu’ya da yayıldı. Mısır’da Eyyubilerin birliklerini oluşturan Türk Memlüklerin ortaya çıkışıyla Türk giysileri ile birlikte Türk kuyumculuk eşyaları ile sihirli koruyucu muska-tumarlar da görünmeye başlandı. İslam’ın kabulü ile bu muskalara Kuran’dan ayetler yazılı kâğıtlar eklendi.
Rus halk masallarına göçebe Türk’le birlikte onun hayat koruyucusu, sahibini dokunulmaz kılan muska da dahil oldu. Türk gelenekleri, inanç ve mitolojik nesneleri Rus folkloruna sızdı. Rus masallarında hayat koruyucu gizemli yumurtayı hayvanlar korur -yumurta ördektedir, ördek ise tavşanda. Burada da eski Türk inançlarının yankısı vardır. Türklerin kozmogonik mitlerinde tüm mahlukatlardan önce dünyada kuşun var olduğunu görürüz. Tanrı Ülgen ilk olarak kuş şeklinde görünür. Türeyiş mitlerinde Yer-Gök henüz yok iken, suyun üstünde Ülgen ile Erlik kuş-ördek, bazı efsanelerde siyah kaz şeklinde uçarlar. Yaşamı yaratan Tanrı, ördek cismindedir. Türeyiş mitinde “Her şeyden önce ördek vardı, sonradan başka ördeği yaratan” der. Tavşana gelince, Altay Türklerinin inancına göre, Ot Ene -yaşam koruyucusu, aile, ev hamisi- tavşan derisinde tezahür eder ve bu şekilde her çadırda yer alır. Tavşan ve su kuşları (ördek, kaz) Türk sanatının yaygın motifleridir. Verimliliği, bereketi, yaşamın sürekliliğini temsil ederler ve hayatın koruyucusu olarak görülürler. Tavşan ve ördek üreyip artma, verimlilik özellikleriyle doğrudan yumurta (hayatın merkezleşmesi simgesi) ile bağlantılıdır. Koşey’in ölümü yumurta ile beraber bu hayvanlardadır. Oysa onlar, Türklerde hayatın koruyucularıdır. Koşey’in hayatının koruyucusu olan yumurta ve iğne Rus zihniyetinde terse çevrilip onun ölümü olarak görülür.
Rus masallarında Koşey’i yenmeye yardım eden hayvan ayıdır. Ayı, Rusların koruyucu büyü inancı ile alakalı totemleridir. Rus folklorunun en yaygın imajıdır, masallarda kahramana düşmanı yenmekte yardımcı olur.İki devlet arasında siyasi gerilimin yaşandığı bugünleri anlamak için işte böyle ayı ve ördeğin manasına kadar inmek gerekir...
HEM KÂFİR HEM ÇİRKİN ADAM
Rusça’da Türk için kullanılan adların çeşitliliği Rusların bin yıl boyunca farklı Türk kavimleri ile karşılaşmasının ve aralarındaki ilişkilerin karmaşıklığının göstergesidir. Avrasya coğrafyasında çok geniş bir alana yayılan Türkler, dinamik bir güç olarak, komşu halkların bazen korkunç düşmanı, bazen de itibarlı müttefikleri oldu.
Aslında Hıristiyanlık’tan önceki dönemlerde “Koşey”, Ruslarda bozkır insanı için kullanılan, göçebeleri tanımlayan, aşağılama içermeyen yaygın bir addı. Türkler için kullanılan “Koşey”, “Paganiye” (Türkçe pakgan/ bakgan-çoban) vb. gibi isimler Hıristiyanlığın Rusya’da yeni geliştiği dönemde “nehrist” (kâfir) anlamına gelen kelimelere dönüştü. O dönemde kilise, Hıristiyanlığı yeni kabul edenleri var gücüyle çölden çevirmeye; yeni ideolojiye ters olan kâfirler için kullanılan popüler terimlere olumsuz anlamlar ekleyerek çok asırlık ilişkileri kırmaya çalışıyordu. Toplum giderek “Hıristiyan-gayri Hıristiyan” diye ayrıldı ve bu ideolojik karşıtlık gittikçe daha sert biçimler aldı: Vahşi-medeni, yabancı- yerli, düşman-dost, hayvancı-çiftçi vb.
Kilise, halkın zihninde göçebeyi, hayvancıyı aşağılamak için adını sürekli putperest, vahşi, barbar gibi kelimelerle birlikte kullanıyor; Türk’e karşı antipati, düşmanlık havası yaratmaya çalışıyordu. Sonuçta kelime aynıydı ama içeriği ve tanımladığı insana yaklaşımı tamamen terse döndü. “Koşey” bugün bildiğimiz aşağılayıcı anlamı böyle aldı. Daha sonraları da halk etimolojisinde “kosta” (kemik) sözü ile ilişkilendirildi. “Koşey” çok zayıf, kemikleri sayılan, çirkin insan oldu. Bugün de Koşey kelimesinin bir anlamı “zayıf adam”dır ve masallardan uyarlanmış filmlerde Koşey’i zayıf, çirkin adam olarak görürüz.
"İSTANBUL'U KURTARMAK"
Kösey karakteri Rus masallarından kahramanlık destanlarına (bılinalar) geçmiş, İdolişe Poqanoye, Tugarin Zmeyeviç gibi kötü dev bahadırlarla özleşmiştir. İvan Godinoviç hakkındaki destanda Koşey, bahadırın gelinini kaçırmak için saldırır. Mihail Potok destanında Köşey, Altınordu Çarı gibi sunulmaktadır. Mihail’in eşinin güzelliğinden haber alıp büyük ordu ile Kiev’e saldırır, ancak bahadır onu yener. Rus halk anlatılarındaki Poqanoye İdolişe karakteri, Türk- Moğol egemenliği döneminde oluşmuş yenilmez Türklerin simgesidir. Onun İlya Muromets bahadırı ile mücadelesiyle ilgili çok sayıda destan vardır. Onlardan birinde İlya Muromets, “Hıristiyan kilisesinin çanlarını iptal ettiği için” Poqanoye İdolişe’yi öldürerek, Kiev’i (bazı yerlerde İstanbul’u) kurtarır. Poqanoye İdolişe ‘pis,’ ‘şerefsiz,’ ‘kâfir,’ Tatar’dır, açgözlü, obur gibi adlarla anılır.

11 Aralık 2015 Cuma

Türk çiftçisinin yeni umudu “Kivimon”

Geçim sıkıntısındaki çiftçilerimizin yeni gelir kaynağı: “Kivimon”
Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi mühendislerinin uzun ve yoğun çalışmaları sonucunda ürettiği hibrit meyve, çok yakında sofralarımızı süsleyecek gibi gözüküyor.
Çukurova Üniversitesi Ziraat Mühendisliği bölüm başkanı Doç Dr. Zeki Öztorun, meyvenin özellikle yağışlı ve nemli iklimde kolayca yetişiğini belirterek “Meyvenin tadı gerçekten çok ilginç. Limondan çok kiviye benziyor ama en az onlar kadar lezeetli ve bir o kadar da faydalı. Şu an için Rize’de ki ilk denemelerimizden çok olumlu sonuçlar aldık. Bu meyve önemli bir ihracat geliri yaratacağı gibi, kredisini ödeyemeyen, borç batağındaki çiftçimiz için de önemli bir gelir kaynağı yaratacak” dedi

8 Aralık 2015 Salı

Lüks restorancı sözünü tuttu dönerci açtı!

Sunset'in sahibi Barış Tansever'in açtığı Lezzet Co Döner, hem kalitesi hem de fiyatlarıyla İstanbul'un kısa sürede en iyi dönercileri arasında yerini alacak gibi görünüyor.
Istanbul’un popülaritesini kaybetmeyen en ünlü bir kaç restoranından biri Sunset’tir. Hem belli bir müdavim kitlesi vardır, hem de özel kutlamaların buluşmaların mekanıdır. Görmek ve görünmek için de gidenlerin sayısı az değildir. Lüks ama rahat bir havası vardır.  
Barış Tansever, 20 yıl önce açtığı Sunset’i İstanbul yeme-içme dünyasının önemli markalarından biri yaptı. 20 yıl sonra tabii ki Sunset bir İstanbul klasiği sıfatını hak ediyor.
Sunset’in yemek ve içki fiyatlarının yüksekliğinden yakındığımda “Yakında kimsenin pahalı diyemeyeceği bir yer açacağım!” diyen Tansever sözünü tuttu ve Nişantaşı’nda bir dönerci açtı.
Hem dekorasyon, hem de mönü tam bir dönerciye yakışacak gibi yalın bir biçimde tasarlanmış. Mönüde sadece tarhunlu mercimek çorbası, porsiyon, pilav üstü dürüm, tombik ve az olmak üzere döner çeşitleri, patates kızartması, manda yoğurdu, cacık ve turşu gibi yan lezzetler, fırın sütlaç, el açması baklavalar, sade dondurma ve ayran, kola gibi içecekler var.

Öncelikle Lezzet Co’nun etinden kesimine, tuzundan yağ oranına ve pişme derecesine dönerleri çok başarılı. Belli ki iyi et kullanılmış. Kuyruk yağı yok. Yan lezzetler ise Anadolu’nun farklı bölgelerinden seçilen ürünlerle yapılmış. Henüz bir kez gittiğim için hepsini deneme fırsatım olmadı ama pirinçlerin Samsun Terme’den, tarhunun Antep’ten, kesme dondurmanın Kahramanmaraş’tan, el açması fındıklı ve fıstıklı baklavaların Trabzon’dan, Gaziantep’ten geldiğini okumak bile insanın hoşuna gidiyor.
Ancak her şey bir yana Lezzet Co’nun  dürümleri benim bugüne dek İstanbul’da yediğim en iyi dürüm. Ağızda adeta eriyor. İnceliği, yumuşaklığı ve lezzeti mükemmel. Lavaş soğursa incecik de olsa sertleşebilir. Bu yüzden de çalışanlar belli aralıklarla lavaşları tazeliyor, eğer porsiyon döner ısmarladıysanız. Dönerin yanında küçük bir turşu ve salata tabağı da ikram olarak geliyor.
Lezzet Co’da gramına göre döner fiyatları 11 lira ile 32 lira arasında değişiyor. Normal bir porsiyon döner 23; dürüm ise 16 lira. Manda yoğurdu, patates kızartması, cacık, pilav gibi ilave lezzetler 5 lira. Tatlılar 6- 9;  Niğde gazozu, demirhindi şerbeti, acılı ayran, çay, su gibi içecek fiyatları da 2.5 ile 5 lira arası.
Nişantaşı’nda sararmış yapraklı salatalar sunan sıradan kafelerde bile bu fiyatları bulmak zor. Lezzet Co Döner’in lezzet-fiyat kalite dengesine söyleyecek söz yok. Umarım kalıcı olur. Nişantaşı’na yolunuz düşerse gidin ve deneyin derim...

4 Aralık 2015 Cuma

Rus uçağının düşürülmesinin arka planı

Rus uçağının düşürülmesinin arka planındaki inanılmaz detay
İHA
Askeri ve diplomatik kaynaklar, 24 Kasım 2015 tarihinde Türk hava sahasını ihlal eden Rus uçağıHatay Yayladığı bölgesinde Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesini analiz etti. Olayın hemen ardından Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) açıklamalarına göre uçağın 5 dakika süreyle 10 defa ikaz edildiği hatırlatıldı. Kaynaklara göre, Pentagon'dan Albay Steve Warren'ın yaptığı basın açıklamasında, koalisyon güçleri olarak Türk tarafının ikazlarını duyduklarını belirtti.
Hollanda'da yayın yapan RTL-4 televizyonuna konuşan, ismi açıklanmayan Hollandalı bir pilot ise, "Kalkıştan hemen sonra acil durum frekansından Türk Hava Kuvvetleri'nin çağrısını duyduk. Türk hava sahasına girmek üzere olan uçak (Rus uçağı) onlarca kez Türkler tarafından uyarıldı. Ama Ruslar bir kez bile cevap vermedi" açıklamalarında bulundu.
 
RUS TARAFI NE DİYOR?
Düşürülen Rus savaş uçağının iki pilotundan hayatta kalmayı başaran Rus pilot Konstantin Murachtin ikaz edilmediklerini öne sürdü. Katıldığı televizyon programında sırtı ekrana dönük olarak konuşan pilot, "Hiçbir şekilde uyarı almadık. Ne telsiz, ne göz teması... Hiçbir iletişim kurulmadı" dedi. Pilot, "İkaz edilmiş olsaydık geri dönerdik" diye konuştu. Rus jetinin Türk hava sahasını ihlal etmediğini de iddia eden Murachtin, "1 saniye dahi" Türkiye hava sahasında bulunmadıklarını öne sürdü.
 
OLAY SONRASI Rusya BÖLGEYE S-400'LERİ GETİRDİ
Rus uçağının düşürülmesinden hemen sonra Rusya'nın bölgeye, en gelişmiş hava ve füze savunma sistemi olan S-400'leri getirdiğine dikkat çeken kaynaklar, daha doğrusu limandaki gemisinde hazır bekleyen bu hava savunma füzelerini uçağın düşürülmesinden bir gün sonra 25 Kasım 2015 tarihinde bölgeye konuşlandırdığını ve 28 Kasım 2015 tarihinde faal hele getirdiğini belirtti.
Kaynaklara göre, Rusya'nın, "Sanki bir olay olsa da gerekçe bulsak da şu getirdiğimiz füzeleri hemen faal hale getirsek" der gibi olayın üstüne hemen faaliyete geçmesi, "Bu bir tesadüf olabilir mi?" sorusunu akıllara getirdi. Durumu "Elbette tesadüf olabilir" şeklinde yorumlayan kaynaklar, "Normal bir ortamda, Rusya'nın S-400'leri bölgeye getirmesi hem ABD hem de İsrail tarafından kesinlikle kabul edilemeyecek bir gelişmeydi. Yaptığı örtülü talepleri ABD ve dolaylı olarak NATOtarafından kabul görmemiş ve sert bir 'hayır' cevabı almıştı. ABD Rusya'ya 'Hangi gerekçeyle bu füzeleri getireceksin? Sana karşı bir hava tehdidi mi var? IŞİD mi seni vuracak? Muhalifler mi vuracak?' diyerek bu tür bir girişimi iyi niyetli görmediklerini, görmeyeceklerini açıkça kapalı kapılar ardında Rusya'ya iletmiştir" ifadelerini kullandı.
 
S-400'LERE İTİRAZ EDEN ÇIKMADI
Ancak Rus uçağının düşürülmesi olayından sonra Rusların S-400'leri bölgeye konuşlandırmalarına itiraz eden çıkmadığına dikkat çeken kaynaklar, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Gerekçe artık vardı ve Rusya'nın eli güçlenmişti. Ayrıca olay sonrasında Rusya artık istediği gibi Türkiye'den Suriye'ye geçen yardım konvoylarını vuruyor, Lazkiye kuzeyindeki Türkmen Dağı bölgesini rahatça bombalıyor. Artık Türkiye'den gelebilecek herhangi bir itiraza karşı kendisini daha serbest hissediyor. Bu uçağın düşmesi kime yaramıştı? Türkiye'ye mi? ABD'ye mi? Rusya'ya mı? Tabii ki Rusya'ya. Savaş uçağını düşürülmesini hemen ardından Rusya tarafından başlatılan kampanyanın ne kadar abartılı ve ne kadar senkronize işlediği de ayrıca bir merak konusudur diyor NATO'daki ve AB'deki bazı stratejistler. Sanki her şey önceden düşünülmüş de olayın olması bekleniyormuş gibi. Burada esas sorular şunlar: Rusya uçağı bu 4'üncü ihlalde vurulmasaydı, acaba 5'incisi, 6'ıncısı, 7'ncisi denenecek miydi? Şimdi neden ihlaller kesildi? Amaç hasıl oldu da onun için mi? Rusya bu olaydan sonra PYD'ye daha çok yanaşma imkanı buldu ve açık olarak destek vermeye başladı. ABD kontrolündeki bir PYD şimdi RUSYA ile de çok daha iyi bir ortamda görüşme imkanı buldu ve Rusya ABD'nin PYD etkisini kırmakta başarılı olabilecek mi bu sayede? Türkiye'nin ESAD'a yönelik keskin tutumu bu olayla biraz daha kırılmış olacak mı? Türkiye'nin sesi daha mı cılızlaşacak? Suriye'de çok uzun bir süre kalmayı hedefleyen Rusya bu sayede Suriye'de kalıcı olmayı mı planlamaktadır?"
 
"RUSYA İHLAL DURUMUNDA TÜRKİYE'NİN TAVRINI ÇOK İYİ BİLİYORDU"
Rusya'nın Türkiye'nin angajman kurallarını çok iyi bildiğine dikkat çeken kaynaklar, yaşanan durumu şöyle analiz etti:
"Rus uçağının düşürülmesine kadar geçen sürede aslında Türk tarafının tüm hamleleri açık ve netti. Türkiye, 22 Haziran 2012 tarihinde üzerinde hiçbir mühimmat yükü bulunmayan F-4 keşif uçağının düşürülmesi sonrasında açıkladığı angajman kuralları ile hava sahası ihlallerine müsaade etmeyeceğini tüm dünyaya iletmişti. Bu olay sonrasında, sınır hattı üzerinde F-16 uçakları sürekli olarak devriye görevine başladılar. Müteakiben 23 Mart 2014 ve 16 Mayıs 2015 tarihlerinde hava sahasını ihlal eden Suriye'ye ait bir uçak ve bir helikopter Hava Kuvvetlerimize ait uçaklar tarafından düşürüldü. Rusya'nın Suriye'ye müdahalesinden sonra Rus uçaklarının 3 defa hava sahasını ihlal etmesi üzerine 01 Ekim 2015 tarihinden başlayarak yapılan 5 resmi görüşme dışında, çeşitli vesilelerle defalarca yapılan telefon görüşmelerinde gerek Dışişleri Bakanlığı gerekse Genelkurmay Başkanlığı yetkilileri bu ihlallerden çok rahatsız olunduğunu, bunun tekrar etmesi durumunda hiç istenmeyecek durumların ortaya çıkabileceğini ifade ederek Rus tarafını uyardılar. Ayrıca angajman kurallarının Rusya'nın dikkate almamasının devlet ciddiyetine yakışmadığı, her devletin diğer devlete karşı sınırlar söz konusu olduğunda çok hassas davranması gerektiği hemen her gün yapılan ikili görüşmelerde de dile getirildi. Olayın ciddiyetini göstermesi bakımından, Türkiye hava sahasını ihlal eden insansız hava aracını 16 Ekim 2015 tarihinde (yaklaşık bir ay önce) düşürdü. Rusya tarafından ne kadar kendilerine ait olmadığı deklare edilse de, aynı modele benzer İHA'ların Rusya tarafından üretildiği de aşikardır. Dolayısıyla Rusya, uçaklarının Türk hava sahasını ihlal etmesi durumunda, Türkiye'nin yapacağı müdahaleyi çok iyi biliyordu."
 
"BUNLARI BİLMEYENE PİLOT DENEMEZ"
NATO'da üst seviyelerde görev yapan sivil ve askeri kesimin dile getirdiği bir ihtimal ise "Acaba Rusya, stratejik hedefleri için bir uçağını feda mı etti?" şeklinde. Pilot Konstantin Murachtin'in kesinlikle Türkiye sınırından içeri girmediğini, hiçbir uyarıyı duymadığını söylediğine dikkat çeken söz konusu NATO kaynağı, şunları aktardı:
"Eğer uçağın haritası yanlış yüklenmiş ve 'Guard' denilen telsiz frekansı kapalı tutulmuşsa o zaman, Türkiye'ye girmediğini düşünecek ve hiçbir uyarı duymayacaktır. Uçaklarda normal şartlarda iki telsiz kanalı kullanılmaktadır. Biri guard kanalı, diğeri ise pilotların istedikleri frekansta kendi unsurlarıyla görüşebilecekleri milli frekans kanallı telsizdir. Uluslararası alanda mutlaka açık olması gereken 'guard' kanalıdır ve 'bunu duymadık' deme mazereti kabul edilmez. Buradan bir çağrı varsa pilot diğer kanaldaki konuşmasını kesip bu kanalı dinlemek zorundadır veya 'otomatik guard' denilen bölümü tercih ederse, ki esas olan budur, 'guard' kanalından bir çağrı geldiğinde diğer kanaldaki görüşme otomatik olarak kesilir ve pilot guard'ı dinlemek zorunda kalır."
 
"TÜRK UÇAĞININ RADARININ KİLİTLENMESİNDEN SONRA RUS UÇAĞI HİÇBİR KAÇINMA MANEVRASI YAPMADI"
Bütün bunları bilmeyene "pilot" denilmediğini de belirten kaynaklar şu çarpıcı analizlerde bulundu:
"Burada ne olduğu da bilinmemektedir. Ayrıca bölgedeki Rus Hava Harekat Merkezi'nin de Rus uçağına, Türkiye hava sahasına girdiğinde ve Türk uçağının kendisine yaklaştığında ikaz etmesi gerekirdi. Garip olan başka bir durum da, Türk uçağının radarının kilitlenmesinden sonra Rus uçağının hiçbir kaçınma manevrası yapmaması. Satranç ustalığı ile ünlü Rus aklı, bir piyonu feda ederek Suriye maçını kazanmak istemiş olmasın? Evet, oyunda Türk tarafının kuralları açıktı, belki de fazlasıyla açıktı."

1 Aralık 2015 Salı

Rus Maxim

Herkes bilmiyor ama Türk şirketleri başta Moskova olmak üzere Rusya’da büyük işler yapıyor. Birkaç yıl önce tamamlanan Moscow City gökdelenini Renaissance Construction adlı Türk şirketi inşa etmişti. Rusya’da yüzün üzerinde Türk inşaatçılık şirketi faaliyet gösteriyor. Birçok prestijli yapı ve aralarında Soçi’deki olimpiyat tesislerinin de bulunduğu binaların bir bölümü Türk şirketlerinin imzasını taşıyor. Tıpkı Duma’nın tadilatında, Moskova – St. Petersburg otoyolunun yenilenmesinde ve yeni St. Petersburg hava limanı terminalinde olduğu gibi.
TURİZMDE TÜRKİYE'NİN YERİ DOLDURULABİLİR Mİ? 
Maksim bundan böyle nasıl para kazanacağını, 4,5 milyon Rus ise parasını artık nerede harcayacağını düşünüyor. Geçen yıl 4,5 milyon Rus Türkiye’de tatil yapmıştı. Türkiye’ye hayran kalmayanına da rastlamadım. Ruslar Türkiye’yi çok seviyor. Ya da seviyorlardı. Peki ya şimdi? Moskova sokaklarında sorduğumuz genç bir Rus kadın, 'Ne yapalım, biz de Kırım’ı deneriz. Türkiye tabii ki çok daha güzel ama elden ne gelir ki?' diyor.
İsrailli turizmciler Türkiye’den doğacak boşluğu doldurmak için kolları sıvamışlar. Moskova’nın bütün kavşakları Ölüdeniz meraklılarını cezbedici reklam panolarıyla dolu. Tel Aviv ve Kudüs cazibe merkezi olma yolunda. 'İsrail’in Rusça konuştuğu' çoktandır herkesin malumu.
En büyük seyahat organizatörlerinden Tez Tour’un sözcüsü Larisa Akhanova ise Türkiye’ye gerçek alternatif bulmanın son derece zor olduğunu söylüyor. Akhanova DW mikrofonlarına şöyle konuşuyor: 'Rusya’daki oteller yetmiyor. Bu kadar Rus’un aynı zamanda ülkesinde tatil yapabilmesini sağlayacak altyapıdan yoksunuz.'
Akhanova diğer seçeneklerinin Kıbrıs, Abu Dabi ve Tunus olabileceğini, Moskova ve St. Petersburg’da yaşayanların ise Almanya’yı tercih ettiklerini sözlerine ekliyor. Rus turistlerin seyahat ettikleri ülkeler arasında Mısır ve Türkiye’den sonra Almanya geliyor. Moskova ile Berlin arasındaki uçak yolculuğu 2,5 saat sürüyor. Biletler de oldukça ucuz.
BİRÇOK BRANŞI ETKİLEYECEK
Maksim ve onun durumda olanları rahatsız eden kararnameye dönelim. 1 Ocak’tan itibaren vizesiz yolculuk yapılamayacak. Charter seferleri de iptal edilecek. Tarifeli uçak seferleri (şimdilik) uygulama kapsamına girmiyor. Aksi takdirde Türk Hava Yolları her gün 88 seferi iptal etmek zorunda kalırdı. Türk mallarına da ambargo geliyor. Narenciye, domates, tekstil ürünleri ve otomobil parçaları Rusya’ya giremeyecek. Bazı yerel makamlar yaptırımları daha yasalaşmadan uygulamaya başlamış bile. Radyodan, Türk TIR’larının Beyaz Rusya sınırında bekletildiğini ya da Krasnodar’daki 39 Türk işadamının seyahat belgelerinde usulsüzlük olduğu gerekçesiyle kapı dışarı edildiğini öğreniyoruz.
İzvestia gibi devlet güdümlü Rus gazeteleri ise yatıştırmaya çalışıyor: 'Sanıldığı kadar kötü değil. Zaten kimse fark etmiyor.'
Rusya Tarım Bakanı da “Türkiye’nin Rusya pazarından çıkmasını vatandaşlarımız hissetmeyecek, bundan böyle Azerbaycan, Özbekistan, Fas ve İsrail’den ithalat yaparız” diyor.
Özbek üzümü daha tatlı, Fas domatesi de daha sulu olabilir. Ama Maksim işsiz kaldıktan sonra neye yarar? Maksim kaderci felsefesini şöyle dile getiriyor: 'Efes yasaklanır ve Rusya’da yüzde 17 oranında daha az bira içilirse ne olur? Az buz şey değil. Yoksa yeniden daha fazla votka içmeye mi başlarız?'"

Bizim firmanin mülteciler icin yaptigi yardim



Hand in Hand und Ton in Ton


Die Kleinste Band der Welt von und mit Moderator Dennis Brandau ist in Schleswig-Holstein unterwegs, um Flüchtlingen zu helfen - in musikalischer Mission versteht sich. Für die Aktion holt er sich Unterstützung von Musiker Jan Röschmann. Mit Gitarre und Gesang wollen Sie ihren Teil dazu beitragen, die Spendensumme zu steigern. Die Idee: Gegen eine Spende können sich Firmen in Schleswig-Holstein eine Stunde Akustik-Konzert an ihren Arbeitsplatz holen.

Kollegen im Land

Livemusik in der Mittagspause oder Mini-Konzert zum frühen Feierabend - liebe Chefs, tun Sie ihren Mitarbeitern in der Vorweihnachtszeit etwas Gutes. Liebe Kollegen, sprechen Sie mit ihrem Chef - so schnell und einfach kommen eine tolle Pause, mit bester Musik und einem richtig guten Zweck nicht wieder zusammen.

Sie spenden - wir spielen


NDR 1 Welle Nord Moderator Dennis Brandau (r.) und Jan Röschmann posieren. © NDR Fotograf: Oke Jens
Für den volleren Klang holt sich Dennis Brandau (r.) Unterstützung von Musiker Jan Röschmann.
Wenn Sie Lust haben, dass die Kleinste Band der Welt in Ihre Firma kommt, dann bewerben Sie sich mit Ihrem Spendenangebot per Mail über das Formular für ein exklusives Konzert an Ihrem Arbeitsplatz. Die Spende wird erst fällig, wenn die Kleinste Band der Welt bei Ihnen auftritt.