mossad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mossad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2016 Cumartesi

önemli detay;FETÖ'den Hilton’da Mossad ajanlarıyla toplantı.

FETÖ'ye bağlı kapatılan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Başkanı Cemal Uşşak'ın 15 Temmuz darbesinden 7 ay önce 2 MOSSAD ajanıyla İstanbul'da yaptığı görüşme Emniyet'in takibine takıldı. 1 Aralık 2015 itibariyle GYV Başkanlığına getirilen Uşşak'ın bu göreve gelir gelmez yaptığı ilk işin Türkiye'deki İsrail ajanlarıyla temasa geçmek olduğu anlaşıldı. Uşşak ile İsraiili'ler arasındaki ilk temas, 1 Aralık 2015 günü saat 11:10 sularında kaydedildi.

MOSSAD'LA GÖRÜŞTÜ KAÇTI

İsrail'in İstanbul Başkonsolosluğu'nda görevli bir şahıs ile görüşen Uşşak, Şila adında MOSSAD ajanıyla bir hafta sonra görüşme yapmaya karar verdi. İkinci görüşme ise 8 gün sonra, 9 Aralık saat 10:40'da gerçekleşti. Bu kez telefonun ucunda Şila adını kullanan İsraiili vardı. Uşşak, Şila ile Harbiye'deki Hilton Otel'de öğle yemeğinde biraraya gelmek istediğini belirtti. İsrailli ajan Uşşak'ın bu talebini kabul etti ve 13:30'da buluşmak için randevu verdi. Uşşak, o gün saat 13:40'da Harbiye'deki Hilton Otel'in Restoranına gittiğinde masada hem Şila hem de Korin ismini kullanan iki İsrai ajanı bulunuyordu. Uşşak iki kadın ajanla yaklaşık 2 saat boyunca başbaşa görüştü. Uşşak'ın bu görüşmeden kısa bir süre sonra ise yurt dışına kaçması dikkat çekiyor.

TALİMATLAR GÜLEN'DEN

Emniyet raporlarına göre Uşşak, FETÖ içerisinde talimatları bizzat örgüt lideri Fetullah Gülen'den alıyor ve örgütün sözcülüğünü yapıyor. FETÖ ana kadrosu içerisinde yer alan Uşşak'ın sürekli ABD'te seyahat ettiği belirlendi. Uşşak'ın mali hareketleri de yakın markaja alındı. Feza Gazetecilik, Yeni Nesil Gazetecilik, Yayın Teknolojileri gibi şirketlerde ve TRT'de sigortalı çalıştığı tespit edilen Uşşak'ın 2013 yılında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca FETÖ tarafından öldürüldüğü belirtilen Hrant Dink adına kurulan vakfa 3000 TL bağışladığı da belirlendi. FETÖ, İsrail ve MOSSAD ile ilişkilerine ayrı bir önem verdi. Emniyetten savcılığa gönderilen raporlara göre Gülen ile MOSSAD arasındaki ilişkiyi bizzat sağlayan isim Gazeteciler Yazarlar Vakfı'nın Yüksek İstişare Heyeti'nden Alaaddin Kaya. FETÖ içinde ismi "Yahudi Alaaddin"e çıkan Kaya'nın dışında örgütün bir de İsrail imamı bulunuyor. Öte yandan eski Zaman Gazetesi yazarı Kerim Balcı'nın İsrail ile FETÖ irtibatını kuran isimler arasında olduğu değerlendiriliyor.

Yeni Şafak.


FETÖ'YÜ soruşturan avukat Amsterdam


Avukat Amsterdam, 15 Temmuz darbe girişimini organize eden FETÖ ile ilgili AA muhabirine verdiği röportajda, ABD'nin terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen'i Türkiye'ye iade edeceğine inandığını söyledi.
"Türk halkının, Gülen davasının emsali olmayan bir dava olduğunu anlaması önemli. Batılıların Gülen örgütünün bir suç örgütü olduğunu ve terör ürettiğini idrak etmesi zaman alacak." diyen Amsterdam, 240 kişinin yaşamını yitirdiği ve yaklaşık 2 bin 200 kişinin de yaralandığı 15 Temmuz darbe girişimini "katıksız bir terör faaliyeti" olarak nitelendirdi.
Türkiye ve ABD'nin teröre ilişkin uluslararası anlaşmalarda imza atan taraflar olması sebebiyle FETÖ'nün elebaşı Gülen'in Türkiye'ye iade yolunun açık olabileceğini ifade eden Amsterdam, " Ben bu meselenin çözüme kavuşacağından eminim ama dediğim gibi bu hükümetler arası bir süreç. ABD, Gülen meselesinde yapıcı bir ilişki istediğini söyledi. Bence bu diplomatik takasın doğal akışı içerisinde sürmesine izin vermeliyiz. " diye konuştu.
Gülen'e dair soruşturmaları ABD'de terörist başıyla bağlantılı ve hükümette siyasi etki için paranın değiş tokuş edildiği organizasyon ağlarını ortaya çıkaran avukat Amsterdam, "ABD'nin bilgisi olmadan birisinin devlet, yerel ve federal politikalara nüfuz etmesi inanılmaz derecede sofistike ve anlaşılması güç. Açıkçası bunu hiç inandırıcı bulmuyorum. Gülen'i yönlendiren bir 'abi' olduğunu düşünüyorum aksi taktirde bütün bunlar hiçbir anlam ifade etmiyor." dedi.
FETÖ'nün dolandırıcılık eylemleri
Amsterdam, Gülen'in ABD'de denetlenmeyen sözleşmeli okul sistemine iyice yerleştiği ve yaptığı faaliyetlerin fark edilmediğini vurgulayarak "Diğer okullar Gülen için lobi oluşturmaya yardımcı oldular, yani yalnız değil.” ifadesini kullandı.
Gülen'in yardım aldığından şüphe duymayan Amsterdam, Indiana eyaletinden 400’den fazla hükümet görevlisinin Türkiye’ye Gülen tarafından düzenlenen seyahatlerle gitmesinin şok edici olduğunu dile getirdi.
ABD'nin çeşitli bölgelerinde, 500 milyon dolarlık hacimli Gülen okullarında 6 bin öğrenci bulunduğunu bildiren avukat, bu okulların devletten aldığı fonların bir kısmının Gülen örgütüne aktarıldığını söyledi.
Örgütün en bariz sahtekarlıklarından birinin ülkede, ABD vatandaşları tarafından doldurulamayan istihdam konumlarına yabancıların yerleştirmesi için kullanılan H-1B vizesiyle ilgili olduğunu Amsterdam, “Söz konusu örgüt sistematik olarak on yılı aşkın bir süredir ABD Göç Yasası'nı çiğnedi" dedi.
FETÖ’nün okullarındaki öğretmenlere yıllık olarak 55 bin dolar ödeme yaptığını ancak çalışanların maaşlarının yüzde 15 ila 20’sini örgüte geri ödemek zorunda bırakıldıklarına işaret eden, Amsterdam “Bu sadece buzdağının gözüken kısmı.” dedi.
Gülen'in, bir diğer sahtekarlık faaliyeti olarak paravan şirketler kurduğunu ve katmanlı tahviller kullandığını anlatan Amsterdam, Texas’taki bir paravan şirketin vergi mükelleflerin zararına 18 milyon dolar gelir elde ettiğini kaydetti.
Davayı "Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD’deki Gülen ile mücadelesinde dezavantajlı durumda olduğunu düşündüğü" için aldığını söyleyen Amsterdam, "Türkiye’ye karşı yıllardır adil davranılmamış ve hak ettiği saygı gösterilmemiştir. Sahte bayrak olarak gördüğüm Gülen tehlikesini ortaya çıkararak Türkiye’ye karşı yapılan bu yanlışı düzeltmek istedim.” ifadelerini kullandı.
Washington’un darbeyi kınamakta geç kalmasını "büyük bir yanlış” olarak gören ve “ABD’nin başarısız kalkışmada rolünün olduğu” fikrine sıcak bakmayan Amsterdam, “Barack Obama hiçbir zaman bir darbeyi desteklemez." dedi.
Amsterdam, ABD’nin Ortadoğu politikasını “son derece problemli” olarak nitelendirerek, “Türk vatandaşları, bu davranışın (kınamanın gecikmesinin) Amerika’nın bakış açısından değil, karmaşık problemleri olan Obama yönetiminden kaynaklandığını anlamalılar." diye konuştu.
"ABD aslında Amerika halkının karşı karşı olduğu tehlikeyi ortaya çıkardığı için Türkiye’ye borçlu" diyen Amsterdam ve ekibi, gelecek haftalarda Gülen ile ilgili Ohio ve Chicago’da yaptıkları araştırmanın sonuçlarını açıklamayı planlıyor. Eylül ayının sonlarına doğru da, Gülen’in uluslararası arenadaki faaliyetlerine ilişkin bir kitap yayımlanacak.
Amsterdam, “Bir yönüyle sahtekar diyebileceğimiz Gülen ile ilgili insanları eğitmemiz gerekiyor. Bu organizasyonun, benimsediğini ilkelere nasıl ihanet ettiğini ve Amerika’nın siyasi sistemine yaptığı geniş çaplı bağışlarla nasıl nüfuz ederek cezalardan muaf olmak istediğini herkese göstermek gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
NATO üyesi Türkiye ve ABD arasında suçluların iadesi anlaşması bulunmasına rağmen Ankara, defalarca FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in iadesini istemişti. Türkiye, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin "İddialar yerine kanıtları görmek istiyoruz" sözleri üzerine Gülen'e dair resmi belgeleri ABD'ye göndermişti.

21 Aralık 2014 Pazar

MOSSAD’ın köstebeği


İsrail’in İstihbarat ve Özel Operasyonlar Enstitüsü’nün (MOSSAD) Lübnan’da Hizbullah örgütüne ajan sızdırdığı ortaya çıktı. Washington Post’ta yer alan bir haberde Mossad’ın Muhammed Şavraba isimli ajanını 2006 yılında köstebeklik yapmak üzere yolladığı ve üç hafta önce deşifre edilen ajanın, Hizbullah lideri İmad Muğniye'ye yönelik 2008 yılında düzenlenen suikastte çok önemli rol oynadığı kaydedildi. 
BEŞ MİSİLLEMEYİ İHBAR ETTİ 
Şavraba'nın yakalanana kadar örgüt içinde dış operasyonlar birimini yürüttüğü belirtildi. “Ünite 910” adlı Hizbullah’ın İsrail’i hedef alan bölümüne sızan ajanın  ayrıca Muhammed Amadar’ın ihbar edilmesi ve Hasan Nasrallah’la ilgili bilgi sızdırılması gibi görevlerde rol aldığı tahmin ediliyor. Şavraba’nın örgüt içinde gerçekleştirdiği casusluk faaliyetleri Hizbullah içindeki en büyük güvenlik çatlaklarından biri olarak görülüyor. Hizbullah, Şavraba’nın ajanlık yaptığını ise ancak Muğniye’nin öcünü almak için İsrail’i hedefleyen 5 misilleme saldırısının başarısız olmasının ardından anladı.
Şavraba ile birlikte tutuklanan 4 yardımcısı, Hizbullah mahkemesinde yargılanıyor. İsrail ile Hizbullah arasında  yaşanan 2006 yılındaki Lübnan savaşı  esnasında İsrail’in grubun içine köstebek sızdırmanın yanı sıra telekomünikasyon ağlarına dinleme cihazları yerleştirmek gibi casusluk faaliyetleri yürüttüğü de biliniyor.
BM’den İsrail’e ağır fatura
12 Temmuz 2006'da İsrail'in kaçırılan askerlerini almak için Hizbullah'a yönelik başlattığı saldırılarda binin üzerinde Lübnanlı sivil öldürülmüş,  Beyrut enkaz yığınına dönmüştü. 
Nasrallah’ın korumasıydı
İsrail’in olası bir suikastine karşın çok sıkı korunan Hizbullah lideri Hasan Nasrallah (solda), son olarak 17 Kasım’da Beyrut’ta taraftarlarına seslenmişti. İsrail ajanı çıkan Muhammed Şavraba’nın bir dönem Nasrallah’ın korumalığını da yaptığı belirtiliyor.

12 Eylül 2014 Cuma

IŞİD'in kurucu kahramanı kim dersiniz?


Anlatacaklarım da bana ait değil!
Amerika'da konuşulan ama ne hikmetse bize bir türlü gelmeyen tartışmalardan...
Şu an ABD devleti IŞİD'i kontrol etmek, durdurmak, belki de yok etmek için ayakta! Ya da öyle olduklarını söylüyorlar! Bölgede korku salan örgüt militanlarının altındaki koca ciplere ve monte edilmiş yüksek teknolojik silahlara kimse sahip çıkmıyor!
Kuzeyde BEYAZ, aşağıda ise SİYAH cip kullanan IŞİD militanlarının sahibi yok! Bu kadar silah, bu kadar cephane, bu kadar insan, bu kadar para... Ama sahipsizler!
Ve maskeliler! İLGİNÇ!Neyse... Devam edelim...
Biliyorsunuz CIA eski BAŞKANI David Petraeus'un IŞİD örgütünü Bağdadi ile konuşup Irak'ta kurduğunu yazmıştım!
Bunu ilk kez burada okumuştunuz!
Amerika'da faaliyet gösteren "Veterans Today" adlı bir internet sitesi var!
Günümüzde neredeyse bütün büyük haberler internete kaymaya başladı!
Birileri artık bu kanalları kullanıyor!
Bu site, IŞİD terör örgütü lideri Ebu Bekr el-Bağdadi'nin gerçek adının Simon Eliot (Eliot Shimon) olduğunu yazdı...
Bunu da Edward Snowden'ın elindeki belgelere dayandırdı!
Bu küçük ama çok önemli ayrıntı Amerika ile İsrail'i zor durumda bıraktı!
Ben, David Petraeus'un ünlü işadamı Kravis'e bağlı çalıştığını yazdım! Yahudi sermayesi IŞİD'i destekliyordu! Kravissıradan biri değildi! Başkan Obama'nın yüzüne "Türkler'e verdiğin desteği artık çek!" diyebilecek kadar kendinde güç bulan biriydi!
Konuyu anlatmak için hatırlatıyorum!
Petraeus ile Biden da akrabaydı! "Veterans Today"in bu açıklaması şiddetle yalanlandı! Böyle bir şeyin mümkün olamayacağı açıklandı!
Ancak Snowden'ın cevabı vardı...
Elindeki belgelere göre IŞİD'in başında görülen Ebu Bekr el-
Bağdadi, 1971 yılında Tel Aviv'de Yahudi bir anne ve babadan dünyaya gelmişti!
11 yaşında MOSSAD tarafından eğitilen ve Filistinliler'in arasına konulan Simon Eliot, 17 yaşında MOSSAD'ın en güvendiği ajanlar listesine girdi.
Ardından Bağdat'a gitti. Bağdat'ta okudu ve El Kaide'ye girdi. Çok önemli işlere imza attı. MOSSAD, Samarra'da hayatını kaybeden aynı isimli Ebu Bekr el-Bağdadi'nin kimliğini Simon Eliot'la birleştirdi.
Artık Simon yoktu ve dünya onu Ebu Bekr el-Bağdadi olarak tanıyordu!
Edvard Snowden tarafından sızdırılan Amerika NSA teşkilatının çok gizli bilgilerinden birinde de IŞİD teşkilatının yapısı anlatılıyordu! Amerika, İngiltere ve İsrail gizli servislerinin IŞİD lideri ile olan ilişkileri net olarak görünüyordu.
Bunu gören çok isim yoktu!
Ama Türkiye ile Rusya bunları biliyordu!
Putin, Snowden'dan gelen bütün bilgilere satır satır hakimdi!
B DOSYASI isimli klasör sadece IŞİD'i ve bölgede yakında kurulacak olan planı içeriyordu!
BIDEN'in BARZANİ ile yaptığı 11 telefon konuşmasını doğru okuyunca IŞİD'e verilen son görevin ne olduğu da ortaya çıktı!
Irak'a iki kez giren ve Kürtler'i Türkler'le birleştirmek isteyen Amerika, şimdi işi yavaşlatıp biraz da uzatma derdindeydi! Biden bu nedenle Barzani'yi telefonda IŞİD'le korkutup REFERANDUMDAN vazgeçirmek istiyordu!
Kürt kardeşlerimizin Anadolu ile buluşması ve beraberinde petrol kartının dünya piyasalarına sürülmesi büyük korku yarattı! Baronların kurduğu sistemin alarm vermesiydi bu! Rusya ile İran'ın para birimi olarak DOLARDAN çıkması zaten atılmış büyük bir adımdı!
Ankara'nın Kürt petrolünü Akdeniz'le buluşturması ikinci büyük travmaydı!
Bakın; Enerji Bakanı, 16. petrol dolu geminin Ceyhan'dan hareket ettiğini açıklar açıklamaz İngiliz medyası ateş açtı!
Saniye saniye Ankara takip ediliyordu!
Rahatsız olanlar belliydi!
Çayın taşıyla çayın kuşunu vurup eti de kimselere bırakmayan Kraliçe ve adamları şimdi bölgede huzursuzdu!
Maliki'den sonra onun koltuğuna gelen ismin de İngiltere'de uzun yıllar tahsil hayatı olmuştu!
Bu adamlar hiç zar atmıyorlardı!
Ancak Türkiye'den gelen ezberlerini bozacak bir çıkış hiç hesaplarında yoktu!
Bütün bu aksiyonları bozmak için içeriden vurmaya kalktılar!
İçeride görev alanların görünümü YERLİ olsa da akıl ve kalpleri yabancıydı!
Obama çok net söyleyemese de Türkiye'nin rotasının arkasındaydı!
Onun da içeride sorunları var!
Dengelerin üzerinde gitmek zorunda!
Irak'ta bu nedenle bir orta yol bulma derdindeler!
Türkiye'nin içinde olmadığı hiçbir formül hayata geçirilemez! Her senaryo Ankara'ya göre yazılmak zorunda!
Irak'ta referandumun iptali de geçici bir erteleme! İsteseler de istemeseler de Fatih'in torunlarıyla Selahaddin Eyyubi'nin torunları elele verecek!
Bizi bizden ayıranlar buradan sökülüp atılacak!
Bu büyük oyundu ve 150 yıl önce bu tuzağa düştük!
Dünyanın dengesi için bu tezgahı bozmak zorundayız!
BAĞDADİ örneğinde olduğu gibi karşımıza çıkanların gerçekte KİM OLDUĞUNU çözmekle işe başladık!
Arkası gelecek!
Pirincin içindeki siyah taşlar atıldı, gitti!
Şimdi en zor olan evredeyiz!
BEYAZ TAŞLARI ayıklıyoruz!
Artık 77 milyondan da çok fazlayız!
Bütün bölge biziz! Herkesin gözü İstanbul'da, Ankara'da!
Kendimizi fark etmek, zafere giden yoldaki ilk taş!
Ne mutlu ki özümüze döndük! Bizi, bir kez daha bulduk!
Mesele buydu!
Gerisi teferruat!

NOT: 
Yazamam ama MİT son yıllarda BAĞDADİ'nin hikayesinden çok daha önemli bir operasyona imza attı! Eğer o gün gelirse, o ismi ve yaptıklarını açıklarım! Ya da bir kitapta toplarım! "Geri geldik" diyorum ya, boşuna değil...
Devletinizle gurur duyun!

4 Kasım 2013 Pazartesi

Fidan i dikme degil sökme operasyonlari


Bazı haberler var ki, uzun süre iz takibi yapmayı gerektiriyor.
MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı hedef alan sistematik yayınlar gibi.
Başka bir deyişle, Başbakan Erdoğan'la başlayıp, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile devam edip, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'la zirve yapan yayınlar demek daha doğru.
Bunların temelinde mutlaka İsrail'i esas alan bilgiler yer alıyor, eşzamanlı olarak yayınlanıyor ve hemen Yahudi sermayesi tarafından çıkarılan diğer yayın organları tarafından kısa sürede Türkiye karşıtı kampanyaya dönüştürülüyor.
Son dönemde Hakan Fidan hedefteydi ya, yakında tekrar başa dönüp Başbakan Erdoğan aleyhinde kampanyaya başlayacaklar demektir.
Başbakan'ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan'ın dediği gibi, satrançta esas hedef, şah; yani Başbakan Erdoğan. Ama şahı yemek için onun kalelerini, vezirini de etkisiz hale getirmek gerekiyor.
Wall Street Journal ve Washington Post'ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı hedef alan yazılar, ayrı kalemlerden çıkmış ama benzer iddiaları dile getiriyordu.
Hakan Fidan'ın başında bulunduğu MİT, İsrail istihbaratı Mossad'a çalışan 10 İranlının ismini bu ülkeye bildirmiş.
Jewish Press isimli internet sitesi ise işi bir adım daha ileri götürerek, Hakan Fidan'ın şahsını hedef aldı.
'Hakan Fidan bir sabah arabasında özel bir sürprizi hak ediyor' dedi.
Her satırından, 'kontrespiyonaj' yani 'karşı casusluk' kokan bu satırların istihbarat savaşlarının bir parçası olduğunu anlamak için, istihbaratçı olmaya gerek yok.
Gazeteci olmak yeter.
MİT Müsteşarı'na yönelik saldırının arkasında İsrail'in bulunduğu ya da Amerika'daki Yahudi lobisinin işi olduğu yönündeki haberlerin dayandığı birçok nokta vardı.
Doğrudan İsrail'in menfaatlerinin hedef alındığı haber, bir dezenformasyon ürünüydü ama Yahudi sermayesinin yayın organlarında çıkmıştı.
İsrail devleti, 'Hakan Fidan haberleri bizden kaynaklanmıyor' şeklinde açıklama yaptı, iki müttefiki arasında, 'istihbarat savaşları' çıkmasından endişe eden ABD, Fidan'dan memnun olduğunu ifade etti. Ama kampanyanın ucu yine döndü dolaştı ABD'de istihbarat örgütleriyle içli dışlı olan kendisini İsrail'in menfaatlerini korumakla yükümlü hisseden isimlere çıktı.
KAMPANYAYI YÜRÜTENLERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ
Hakan Fidan'a yönelik kampanyanın arkasındaki isimlerin ortak özellikleri var.
Amerika'da istihbarat kuruluşlarında görev yapmışlar. Ortadoğu ve terör, İslam ülkeleri ve terör örgütleri gibi alanlarda uzmanlar. Güvenlik birimlerinden ayrıldıktan sonra Yahudi sermayesi tarafından çıkarılan yayın organlarında ve aynı düşünceye yakın düşünce kuruluşlarında önemli görevlerde bulunuyorlar.
Dindar bir Yahudi olup olmadıkları ancak kendilerini ilgilendirir ama , 'Derin İsrail' olarak tanımlanabilecek tezlerin sahibi ve savunucuları.
İLK İSİM: JONATHAN SCHANZER
Şimdi MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a yönelik kampanyanın arkasındaki isimleri ve kuruluşları tek tek tanıyalım:
1-Hakan Fidan'la ilgili olarak Wall Street Journal ve Washington Post'ta yayınlanan haberlerde Jonathon Schanzer imzası yer almıyor ama çıkan haberlerde onun parmak izlerini görmek mümkün.
Başkan Obama'yı bir hayli yıpratan ve ABD'yi iflasa sürüklenmenin eşiğine getiren borçlanma tavanıyla ilgili haberlerle gündeme geldi ABD Hazine Bakanlığı. Sizi yanıltmasın, Hazine Bakanlığı sadece Amerikan hazinesiyle ilgilenmiyor. Aynı zamanda Amerikan başkanlarının koruma birimi buraya bağlı ve bakanlık etkili istihbarat yapılanmasına sahip.
Jonathan Schanzer ise uzun bir süre görev yaptığı Hazine Bakanlığı'nda parlak bir terörle mücadele analisti olarak gösteriliyor.
Bu birikimiyle kısa adı, 'FDD' olan, Demokrasiyi Koruma Vakfı (Foundation for Defence of Democracies) isimli düşünce kuruluşunda başkan yardımcısı olarak görev yapıyor.
Cumhuriyetçiler'in içinde Yahudi tezlerine en yakın duran kuruluşlardan biri olan FDD'de görev yapmasına rağmen, Ortadoğu, terör, İslamcı terör örgütleri, El Kaide, Selefiler, devletlerle terör örgütleri arasındaki ilişkiler, terörün sermayesi gibi konularda uzman isim olarak görüşlerine başvuruluyor. Kısaca ona Ortadoğu analisti deniliyor. Özel uzmanlık alanı Filistin ve Hamas olmasına rağmen daha çok devletler ve terör örgütleri arasındaki ilişkilerde uzman olarak gösteriliyor. Resmi özgeçmişinde, 'ABD Hazine Bakanlığı'nda bir terör finans analisti olarak çalıştı' bilgisinin altının çizilmesi bundan olsa gerek.
Tabii bunların İsrail'in terör örgütü olarak saydığı örgütler ve ülkeler olduğunu anlamak için kahin olmaya gerek yok.
Örnek, ABD'nin İran'a uyguladığı ambargonun finans boyutundaki en önemli isimlerinden biri olarak gösteriliyor Jonathan Schanzer.
FDD'nin resmi internet sitesindeki CV'sinde 'Yahudi Politikalar Merkezi Direktörü olduğu ve JPC dergisinin editörlüğünü üstlendiği' bilgileri de yer alıyor.
Aşağıdaki bilgilerin olduğu gibi:
'Dr Schanzer Emory Üniversitesi mezunu, Kudüs İbrani Üniversitesi'nde yüksek lisans ve Kings College London'da doktora yaptı. Ayrıca 2001 yılında Kahire Amerikan Üniversitesi'nde Arapça okudu.
Dr Schanzer'in yazılarına ulusal basında geniş yer verilir, Kongre'de sunumlarda bulunur ve televizyonlar tarafından sık sık görüşüne yer verilir.
ABD'de çıktığı TV programlarında bir süre İran'ın nükleer programını engellemek için Türkiye topraklarında faaliyet gösteren MOSSAD ajanlarının, 'Türkiye derin devleti' tarafından engellendiği ve aynı yapının, HAMAS'a yardım ettiği tezini işledi.
Türkiye'den bazı gazeteci dostlara da sahip olan Schanzer'in en önemli özelliği ise, her şeyi yazması değil, kimi kritik konuları yazdırması...
Yazdırdığı bir haberin medya kampanyasına dönüşmesi ise Dr. Schanzer ve ekibinin işi.
Hakan Fidan olayında görüldüğü gibi.
İKİ NUMARADA YİNE BİR 'FDD' ANALİSTİ: DAVID BARNETT
Jonathan Schanzer gibi FDD'de görevli David Barnett. Ancak Dr. Schanzer kadar etkili bir isim olarak gösterilmiyor. FDD bünyesinde analist olarak görev yapıyor ama Jonathan Schanzer'in desteği onu kurum içerisinde ayrıcalıklı yapıyor.
Kamuya açık CV'sinde, 'Sina Yarımadası ve Gazze Şeridi yanı sıra Hizbullah, Hamas ve Filistin İslami Cihad dahil olmak üzere yabancı terör örgütleri içinde Selefi mücahitler hakkında yorumlar, makaleler yazdığı' belirtiliyor.
Biz Schanzer tarafından desteklenmesinin onu ayrıcalıklı bir konuma ittiğini söyledik ama tanıtım yazısında, Selefi gruplar hakkında FDD Başkan Yardımcısı'na yani Jonathan Schanzer'e notlar hazırladığı bilgisine yer veriliyor.
Aynen İsrail STK'larına ve Dünya Bankası'na finansman ve Filistin konularında notlar hazırladığı, bilgisi gibi.
Johns Hopkins Üniversitesi'nde de görev yapan David Bernett, selefi gruplar hakkında Yahudi sermayeli medya kuruluşlarının zaman zaman görüşüne yer verdiği bir isim olarak gösteriliyor. Bu arada konuşmacı olarak katıldığı programlarda İbranice'yi tercih ettiği de notlar arasında yer alıyor.
EKİBİN ÜÇ NUMARASINDA MICHAEL DORAN VAR
Aslında gölgede kalmaması gereken bir isim. Kendisini tanıyanlardan, 'O zaten gölgede kalmış birisi değil' eleştirisi gelirse itiraz etmem. Çünkü CV'si bunu ortaya koymaya yetiyor.
11 Eylül saldırılarının yaşandığı, Başkan Bush'un savaş çizmelerini giyip Irak ve Afganistan'ı işgal ettiği, 'İslamcı teröristlere' karşı savaş açıldığı, ABD'nin Neocon imparatorluğuna dönüştüğü bir dönemde ulusal güvenlikle ilgili birimlerde görev almış bir isim.
Dostları ona 'Mike' diyor. Cumhuriyetçi Parti'nin İsrail yanlısı militarist kanadıyla yakın ilişkili. Karanlıklar prensi Richard Perle ve Bush döneminin işgal politikalarının mimarı Paul Wolfowitz'e yakınlığı ile biliniyor. Bu dahi onu önemli bir adam yapmaya yeter.
Ortadoğu ve güvenlik konularında uzman olduğu bilgisinin yanına, Bush döneminde en uzun süre görev yapan ulusal güvenlik danışmanlarından biri notunu düşmenin yararlı olduğuna inanıyorum.
Bir ve iki numaradan farkı, FDD'de değil de Brookings Enstitüsü'nde görev yapması değil elbette ki...
11 Eylül saldırıları ve El Kaide konusunda ilginç bir bakış açısına sahip olan Daren'in, Türk masalları başlıklı makelesine bakınca, ülkemizle de yakından ilgilendiği anlaşılıyor.
Bir istihbarat ve güvenlik devleti olan İsrail'de üç ayrı istihbarat birimi faaliyet gösteriyor.
- Kısa adı MOSSAD olan ve en çok tanınan 'İstihbarat ve Özel Operasyonlar Enstitüsü' dış istihbarattan sorumlu.
- İç istihbarat ise, Shin-Bet yani 'Şabak'a ait. Filistinlilerin çok yakından tanıdığı örgüt Şabak. İşkenceleri yapan da baskınları gerçekleştiren de o.
- Askeri istihbarat; Aman. 'Agaf Ha Modiin'. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri gibi hiçbir askeri birime bağlı olmayan Aman, daha çok askeri teknoloji casusluğu ve Arap ordularına yönelik istihbarat çalışması yapmakla yükümlü.
Devşirme casus için Mossad'a geçit yok
Tüm bunların yanısıra Hakan Fidan'ın hedef seçilmesinde Mossad parmağını inkar etmek mümkün değil. 28 Şubat süreci ve özellikle de PKK ile mücadelede İsrail'le işbirliği yaptığımız 90'lı yıllarda Türkiye'yi bir operasyon üssü gibi kullanmaya alışan İsrail istihbaratı, MİT tarihinde ilk kez, 'İstihbarata Karşı Koyma' faaliyeti ile karşılaşınca, alanının daraldığının farkına varmıştı. Hakan Fidan MİT Müsteşarlığı'na atandığı andan itibaren doğrudan hedefi olmuştu İsrail'in.
Dananın kuyruğunun koptuğu olay ise, Mossad'ın, Türk vatandaşları arasından İran'a karşı casusluk yapmak üzere eleman devşirme faaliyetlerinin tespit edilmesi üzerine kopuyor.
Örneğin İstanbul, Iğdır, Van, Konya ya da Osmaniye'de İran'la ilişkili Türk vatandaşlarını İsrail casusu olarak yetiştirme faaliyetlerinin farkına varılarak engellenmesi...
Yani her devletin yaptığı İstihbarata Karşı Koyma faaliyeti. Başka bir deyişle kontrespiyonaj çalışması.
Bugün İran'a karşı yetiştirilecek olan casusların yarın Türkiye'ye karşı kullanılması tehlikesinin önüne geçilmesi. Yani elini kolunu sallayarak Türkiye'de faaliyet yapan İsrail'in nasırına basılması.
Sanıyorum sadece bu sebep dahi Hakan Fidan'ın hedef seçilmesine yeter.
Müslüman ülkeler hedefte
MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a yönelik en etkili operasyon üssünün ise, kısa adı FDD olan, 'Foundation for Defence of Democracies' yani 'Demokrasiyi Koruma Vakfı' isimli kuruluş olduğu anlaşılıyor.
11 Eylül saldırılarının ardından kurulan ve ABD'nin askeri müdahalesine destek oluşturmak için alelacele kurulan kuruluşlardan biri. FDD'in mali desteğini ise Yahudi işadamlarının güçlü bağışları oluşturuyor. 2006 yılında düzenlenen 'Teröre Karşı Küresel Savaş' başlıklı konferans ABD Başkanı George W. Bush'tan övgü alan FDD etkinliklerinden biriydi. FDD'nin resmi internet sitesindeki, 'TOP sorunlar' olarak sıralanan başlıklara bakmanın faaliyet alanı hakkında fikir edinmeye yeteceği kanaatindeyim. Afganistan, El Kaide, Arap Baharı, Mısır, Terörle Küresel Savaş, İran, İsrail, Kuzey Afrika, Filistin ve Suriye... Seçimlerde Başkan Obama'ya karşı kampanya yürüten Yahudi koalisyonu içinde yer alan FDD, şu sıralarda İran'la yakınlaşma siyaseti güden Obama'ya sert eleştiriler yöneltmesiyle tanınıyor.