koc etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
koc etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2015 Pazar

YERLİ OTOMOBİL FİKRİNE BAKIN KİM KARŞI ÇIKMIŞ


Olmasaydın Olmazdık ! 10 Kasım’daki Reklamlarını hatırladınız mı ? Hayranlıklarını şimdi daha iyi anlayacaksınız..! )Yıl 1961. Yer Ankara… Birinci Otomotiv Sanayi Kongresi yapılmaktaydı. Kongre’ye katılanlar arasında işadamları, bürokratlar, mühendisler, gazeteciler vardı. Kongre’nin öncülüğünü yapan isimse daha sonra Türkiye’nin siyasi hayatına damgasını vuracak olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dı.
www.yalanyazantarihutansin.org_36Erbakan,1956 yılında daha 30 yaşında iken Gümüş Motor Fabrikasını kurarak Türkiye’nin ilk büyük sanayi hamlesini gerçekleştirmiş, yine 1960 yılında Ankara’da yapılan Sanayi Kongresi’nde ilk kez “Türkiye’nin kendi otomobilini üretebileceği” fikrini ortaya atmıştı. 1961 yılındaki Otomotiv Kongresi bu çabaların bir sonucu toplanmıştı. Kongre salonu oldukça kalabalık ve heyecanlıydı. Salonda Türkiye’nin kendi otomobilini üretebileceğinin inancı ile heyecanlanan mühendislerin yanı sıra, yerli otomobil fikrine karşı çıkan işbirlikçi Masonlar da bulunmaktaydı.
Bunlardan biri de, Bernar Nahum’dur. Bernar Nahum, Lozan gizli danışmanlarından olan ve Türkiyenin adım adım İslam’dan uzaklaştırılmasını, her yönden zayıflatılıp parçalanmasını amaçlayan Siyonist Yahudi planın fikir babası Haham Hayim Nahum takımındandı.
Bernar Nahum, Koç Otomotiv Grubu’nun temsilcisi olarak toplantıdaydı.
Parantez açalım: Vehbi Koç ile Bernar Nahum 1944 yılında tanışmış, bu tanışma Koç Grubu için tarihi bir dönüm noktası olmuş, . Grup hızla büyümeye ve küresel bir şirket olmaya başlamıştı. Koç ile Nahum ortaklaşa Otokoç’u kurmuş ve başına da Nahum atanmıştı. Bir iddiaya göre Bernar Nahum, Lozan anlaşmasının mimarı meşhur Hayim Nahum’un oğlu olmaktaydı. Bir iddiaya göre de Koç grubu’na ait, BEKO’nun BE’si Bernar’dan, KO’su Koç’tan alınmaydı.
Gelelim ayakkabılı eyleme:
Bernar Nahum, Birinci Otomotiv Kongresi’nde konuşurken salondaki hava giderek elektriklenmeye başlamıştı. Çünkü Otokoç’un ortağı ve yöneticisi Nahum, salondaki heyecanın aksine otomotiv sanayinin zorluklarından bahsetmekte ve yerli otomobil fikrine karşı çıkmaktaydı.
O sırada ön sıralarda oturan genç bir mühendis, bir kürsüde konuşan Bernar Nahum’a, bir de ayakkabılarına bakmaktaydı. Makina Kimya Endüstrisi’nde (MKE) çalışan Erbakan’ın Millici ekibinden olduğu anlaşılan mühendisin ayağında kurumun yeni dağıttığı postallardan vardı. Nahum konuşmasına devam ederken ön sıradaki genç ise, postalının bağcıklarını çözmeye çalışmaktaydı. Çünkü öfkesi iyice kabarmıştı.
Nahum; “Bursa’da şeftali üretmek otomotiv üretmekten hem daha kolay hem daha kazançlıdır” dediği anda da ortalık karışmıştı. Nahum’un “otomotiv yerine şeftali üretmeyi” önermesine dayanamayan genç mühendis ayağından çıkardığı postalı kürsüye fırlatmıştı.
Postal, Nahum’un alnına çarparken, MKE’li vatansever: “Bize otomobili siz ürettirmiyorsunuz, sizler bizi batıya mahkûm ve mecbur ediyorsunuz” diye bağırmaktaydı. Ve bu genç mühendis te Erbakan gibi, milli ve yerli kalkınma sevdalısıydı.
Herkes unutmuş olsa da işte bu olay ilk ayakkabılı protestoeylemi olarak tarihe geçmiş bulunmaktadır.
Artık yazmak zorundayız. Her şeye rağmen Türkiye’nin ilk yerli otomobili “Devrim”i yapma fikri bu kongre’nin sonucunda ortaya çıkmıştır. Yapılmıştır da… Ama biliyorsunuz benzin koymayı unuttukları() için yürümemiş ve öylece kalmıştır.
Oysa, Erbakan ilk yerli otomobil fikrini 50 yıl önce ortaya attığında, ne Kore’nin Hyundai’ı, Ne İran’ın Samand’ı, ne Hindistan’ın Tata’sı, ne Çin’in Cherry’si vardı. Ne kadar acıdır ki, şimdi sokaklarımız Hyundai, Tata, Cherry ile dolup taşmaktadır.
Son bir not: Türkiye’ye “Otomobil yerine şeftali üretilmesini” öneren Bernar Nahum hakkında bakın Rahmi Koç yıllar sonra ne buyurmuşlardı:
“Koç’un otomotiv sanayi işine girmesini, büyümesini ve kâr etmesini sağlayan Mösyö Bernar’dır. Vehbi Bey’in büyük itimadını kazanmış biriydi ve Vehbi Bey, o ne derse kabul ederdi. Bernar Nahum eldeki paranın daima otomotiv işine yatırılmasını istemiştir.”
Capital Dergisi-2008

18 Mart 2014 Salı

Paranin dünya mafyasi toplantisi(kim,kiminle ögrenin)


İngiliz dostları! - (MUTLAKA OKU ANLA OT GİBİ YAŞAMA)

Sovyetler Birliği'ni dağıtan GÜÇ Rusya'da tüm bürokrasiye sızmıştı.
Bürokrasinin VANASI sermayenin elindeydi.

Sermaye ya Yahudi'ydi veya Yahudi ortağı vardı.
Bürokrasiye yerleştirilmiş PARALEL DEVLET ülkeyi kilitliyordu.
Putin o sermayeyi kovdu.
Hepsi soluğu Londra'da aldı.

Kurtuluşu Kraliçe'nin İngiltere'sinde buldu.
İngiltere'nin The Times gazetesi dün ilginç bir haber yaptı. "Türkiye'nin Putinleşmesi" başlığını taşıyan haber Başbakan Erdoğan'a hakaretler yağdırıyor.

Türkiye'de DOSTLARI varmış İngilizler'in.

THE TIMES öyle diyor. Bu DOSTLAR Erdoğan'ın kulağına fısıldamalı imiş. "Sen de bir fanisin, Türkiye'nin bir Putin'e ihtiyacı yok" diye.
Biz de zaten İngilizler'in bu memlekette çok DOSTU olduğunu söyleyenlerdeniz.

Hatta TÜRK görünen İNGİLİZLER oldukça fazla. Sağolsun THE TIMES bizi yalancı çıkarmadı.

Tel-Aviv-Londra ittifakını bu köşeden hep dile getirdik. Bu konuda da tam destek çıktı The TIMES...

Son haberde Erdoğan'ı İsrail ile hakaret atışmasına girmekle suçladı.
Aşağılık gazete Gezi olaylarında Başbakanımızı Hitler'e benzetmişti.
SEAN PENN dahil çoğunluğu Yahudi yazar-sanatçı birçok ismi kullanıp, onların imzasıyla Türkiye aleyhine ilan yayınlamıştı.

Erdoğan'a "YARGILANABİLİRSİN" diyorlardı o ilanda.

THE TIMES sahibinin sesine göre havlayan bir gazetedir.

Tasmanın ucunda medya imparatoru Yahudi Ruperth Murdoch var.
Dünyanın her yerinde 200'e yakın gazete, 70 televizyon, 56 milyar dolarlık mal varlığı, yıllık 27 milyar dolar gelirin olursa ne yaparsın?
Kalkarsın ülkeleri yönetmeye başlarsın.

İngiltere'de Cameron'u iktidara getiren Murdoch'a ait yayın organlarının manipülatif yayınlarıdır.

Cameron daha adayı adayı iken 2008'lerde Murdoch'un yatlarında TATİL'deydi.

Murdoch'un damadı Matthew Freud'un özel uçaklarıyla geziyordu.
Önceki Başbakan Blair'in iletişim yardımcısı Price, Observer gazetesinde diyordu ki, ''Murdoch kabinenin 24'ncü üyesiydi.

Bakanlar Kurulu toplantısında olmazdı ancak varlığını hep hissederdik. 10 Numara'da (Başbakan'ın evi) 3 adamın ne düşündüğü dikkate alınmadan tek bir önemli karar alınamaz. 3 adam Gordon Brown, John Prescott ve Rupert Murdoch'tur.'' Cameron'un basın koordinatörü Andy Coulson, Murdoch'un gazetesi News of The World editörüydü.

Kraliyet ailesi üyeleri dahil ülkedeki yüzlerce önemli kişinin telefon mesajlarını hackleyerek dinlediği ortaya çıktı.
Blair'in korumasıyla maçasını kurtardı.

Hatta bu öyle bir Murdoch GÜCÜ'ydü ki, TELEKULAK ANDY'i terfi ettirecek kadar KUDRETLİYDİ.

Aldılar Başbakan Cameron'un çalışma arkadaşı yaptılar. İngiltere'yi Musevi BARONLAR yönetiyor. Türkiye'ye Londra ayarlı saldırılar düzenleniyor.

Hedef; Obama-Putin-Erdoğan eksenini dağıtmak. Murdoch'un gazeteleri Obama'ya da "Hıristiyan değil, Hitler gibi biri" diye saldırmıştı.
Obama karşıtlarına milyonlarca dolar bağışlayan da Murdoch'tır.

Şimdi Türkiye'de tüm kaynakları kullanarak Başbakan'ı DEĞİŞTİRMEK istiyorlar.

Rupert Murdoch'un bir sözü İngiliz gazetelerinde aynen şöyle yayınlanmıştır; "Ben değişim için bir katalizörüm.

30 yıl boyunca, ardında bazı kirli şeyler bırakmadan başarılı olabilmek ve tüm bunların dışında kalabilmek mümkün değildir."

Türkiye Başbakanı'nın "YENİ TÜRKİYE İÇİN İSTİKLAL MÜCADELESİ VERİYORUZ" sözleri boşuna değildir.

Kimlerle SAVAŞTIĞI, nasıl bir BAĞIMSIZLIK mücadelesi verdiği ortadadır.

Evet... Aylar önce "YARGILANABİLİRSİN" diye ilanlar yayınlayan İNGİLİZ gazetesi adeta aylar sonraki operasyonu haber veriyor.
AKIL böyle diyor!
 —

15 Ocak 2014 Çarşamba

Alevilere oynanan tuzak,Hasan Sabbah bile solda sıfır kalır!

Türkçe Olimpiyatları'ndaki sponsorluğu olduğunu sandık. Ama değilmiş.
Yayın bitip eve döndüğümde ve bir kez daha dinlediğimde o sponsorluğun, geçen kasımda Lütfi Kırdar'da düzenlenen ve benim de katıldığım Muharrem Orucu İftarı sponsorluğu olduğunu anladım. Şimdi tabii olaya genel olarak baktığınızda bunda bir tuhaflık yok. Yani sonuçta Koç, Alevi ve Sünni kardeşliği adına atılmış bir adımı desteklemek için Gülen'in sponsorluk teklifini kabul etmiş. Bu yönde atılan her adıma yürekten destek vermeyi düstur edindiğim için, bir kez daha "Allah razı olsun Koç ailesinden" diyorum ama tabii haklı olarak da şunu sormak istiyorum: Madem bu organizasyonun asıl mimarı Fethullah Gülen'di... Madem sponsorunu bile o seçti... O halde bu niye bizden gizlendi? Niye davetlilere aslında o iftar yemeğinin düzenlenmesinin arka planında cemaatin, Gülen'in olduğu söylenmedi? Beni iftara davet eden Anadolu Alevi ve Bektaşi Derneği Başkanı Cengiz Hortoğlu'ydu.
Kardeşlik temalı organizasyonu kendilerinin yaptığını ve iftarın sponsorluğu için de Mustafa Koç'a ve Adnan Polat'a kendilerinin teklif götürdüğünü söylemişti. Hoş... İftara gittikten ve Zekeriya Öz'le aynı masaya oturduktan ve onun Alevilik ritüelleriyle dalga geçen o hallerine şahit olduktan sonra hafif bir nevrim dönmüştü ama ana teması kardeşlik olan böyle bir organizasyonla ilgili halis olmayan sözcükler sarf etmek istememiştim o an. Ancak tabii o gün yanlış anlaşılmamak ve bir kez daha fitneci damgası yememek adına diyemediğimi bugün artık çok net diyebilirim.
Çünkü Cemaat'in Alevilerle yakınlaşma çabası görüntüde iyi niyetli ama perde arkasındaki durum öyle değil. Yani işin arka planı başka!
Ne diyorum ben aylardır: "Başbakan Erdoğan'ın, iktidarın silkelenip sırtından atmaya çalıştığı bu vampirimsi derin yapı şimdilerde CHP'nin sırtına çöreklenmiş durumda!" İşte Muharrem iftarı düzenlemek, sponsorlarını belirlemek, camicemevi yan yana projeler üretmek ve de Aleviler'e çiçekler, güller uzatmak da bu çöreklenmenin ön almasıydı. Başbakan dünkü grup toplantısında bu derin yapıyı Selçuklu devletini içten içten kemirerek yok etmeye çalışan Haşhaşiler'e benzetti biliyorsunuz.
Ama yanlış benzetme bence. Çünkü Haşhaşiler'in lideri Hasan Sabbah bile bizim Hocaefendi'nin öngörüsüne, zekâsına sahip olamamıştır.
Düşünün... Adam biliyor ki CHP'nin tabanının yüzde 70'ini Aleviler oluşturuyor.
Sandığa CHP için en çok onlar koşuyor. Onun için de 2 yıldan beri var gücüyle oraya oynuyor.
Ve bakıyorsunuz ki gelinen noktada Fethullah Gülen inanılmaz başarılı.
Ha kabul etmiyorlar. Bas bas bağırıyorlar yazınca, söyleyince ama emin olun CHP Ankara'dan filan değil artık, Pensilvanya'dan yönetiliyor.
Kılıçdaroğlu parti meclisi'nden, parti tabanından değil, Fethullah Gülen'den aldığı talimatlarla partiyi dizayn ediyor.
Mustafa Sarıgül'ün partiye transferi de, Mansur Yavaş'ın transferi de ve daha birçok il ve ilçedeki adayların transferleri de Hocaefendi eliyle gerçekleşiyor.
Yalansa çıksın yalan desin Kılıçdaroğlu! Asla diyemez! Çünkü her şey ayan beyan ortada artık.
Hale bakın lütfen. 3 yıl önce gizlice buluştuğu ve 4 buçuk saat toplantı yaptığı istihbaratçı Sabri Uzun ve Hanefi Avcı'nın avukatı Fidel Okan'ın anlattıklarını duyunca; "Bunlar cemaat değil resmen çete çete! Örgüt!" diyen Kemal Bey şimdi ise "Cemaat filan beni ilgilendirmez!" diyor.
İlgilendirmez tabii... Niye ilgilendirsin ki! Almışsın arkana memleketin koca koca holding sahiplerini bile okyanus ötesinden parmağının ucunda oynatan, istediği herkesin göbek bağını istediği gibi kesen emekli vaizi... Seni bağlar mı artık bu saatten sonra cemaatinin ne haltlar yediği, memleketin dibini falan nasıl oyduğu Kemal Bey!