bekir hazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bekir hazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2015 Salı

Winston Churchill kimdir?


22 Mart 1647... Afrika'yı İngilizlere kaptıran Hollandalılar Asya'ya açılmaya karar veriyor. Dalacaklar bir ülkeye ve iliğine kadar sömürüp, yer altı kaynaklarını Amsterdam'a taşıyacaklar. Gemi yola çıkıyor, Güney Afrika'yı dolanırken batıyor. Canlarını zor kurtaran Hollandalılar Güney Afrika'ya çıkıyor. Koloni kurup, hızlı bir nüfus artışıyla ülkeyi ele geçiriyorlar. Ve müthiş bir zulüm başlıyor.Çünkü sömürgeci Hollandalılar ırkçılıkta tavan yapmış durumda.Ve dünyanın en zengin altın ve elmas kaynağına ulaşıyorlar.Altın ve elmas ortaya çıkınca İngilizler durur mu? "Afrika bizim" diyerek, kara kıtanın en ucunda yaşayan İngilizlerin haklarını koruma bahanesiyle büyük bir orduyla karaya çıkıyorlar. 1800'lü yılların sonlarında Hollandalı ve İngilizler arasında müthiş bir savaş başlıyor. Güney Afrika'da.

Tarihe "Boerler Savaşı" olarak geçen mücadelede her iki taraf da köleleri ön cepheye sürüyor. Ölenler genelde Afrikalı siyahiler, Hindistan, Filipinler gibi ülkelerden getirilen Müslümanlar oluyor. İşte bu savaşı takip etmek üzere genç bir İngiliz gazeteci de Güney Afrika'ya çıkartma yapıyor.
Ancak Hollandalılara esir düşüyor. Bir süre sonra esir kampından kaçıp geliyor, İngiliz ordusuna asker olarak katılıp kanlı savaşın tarafı oluyor. Gazetecilikten askerliğe giden hikaye İngiltere'de büyük yankı buluyor. Eleman bir anda İngiltere'de halk kahramanı oluyor. Döndüğünde bu hikaye onu Bakanlığa taşıyor. Bakanlık yaparken 1.Dünya Savaşı patlıyor, "Çanakkale'yi denizden geçelim, İstanbul'u işgal edelim" teklifini getiriyor. O teklif kabul görüyor. Afrika'daki savaşın çıkardığı bakan aradan yıllar geçtikten sonra kendini 2.Dünya Savaşı'nın ortasında ve Başbakanlık koltuğunda buluyor. Evet onun adı tahmin ettiğiniz gibi Winston Churchill.
Güney Afrika'da kanlı iki sömürgecinin savaşından bir isim daha çıkıyor ve dünya tarihine damga vuruyor. İngilizlerin yetiştirdiği, Kraliçe'ye göbekten bağlı bu kişi ülkesi Hindistan'dan Güney Afrika'ya geldiğinde bir gerçekle karşı karşıya kalıyor.
Hindistan'dan İngilizler'in getirdiği binlerce Hintli, Güney Afrika madenlerinde köle gibi büyük işkenceler altında çalıştırılıyor,savaşta cepheye sürülüyor. İşte buna isyan ediyor bizim eleman. İngiliz hayranlığından tövbe ediyor, Afrika'daki Hintlilerin hakları için mücadeleye adıyor kendini. Onun adı da Mahatma Gandhi... Peki o dönemde bizimkiler ne yapıyor. İttihatçı Jön Türkler gidip Paris ve Londra'ya yerleşiyor.
Osmanlı'yı yıkmak için kendi ülkelerine savaş açıyor. Londra'dan, Paris'ten hatta Yunanistan ve PATRİKHANE'den bile PARA alıyor. Güney Afrika'daki İngiliz Sömürge Valisi Cecil Rood'u Türk gençliğine "ÖRNEK ALINACAK BÜYÜK REHBER" ilan ediyor. 1908'de İstanbul'a dönen İngiliz elçi Malet'in arabasının atlarını söküyor. İngiliz elçisini omuzlara alarak Beyoğlun'daki elçiliğe kadar kahraman gibi taşıyor. Ve dahası 26 imzayla İngiliz elçiliğine bir mektup veriyor; "Tarih boyunca harekat ve fetihlerinde hürriyet ve adalet gibi iki vecibe-i insaniyeyi güçlendirmek ve yaymak için en çok fedakarlıklar göstermiş, en fazla başarı elde etmiş bir hükümet-i muazzama olması sebebiyle SAYGIDEĞER İNGİLİZ DEVLETİ'ni MEDENİYETİN ÖNDERİ unvan-ı celislesiyle tebrik ediyoruz" diye giriyorlar o mektuba. "Türk Milleti'nin kalbinde ebediyen kaim ve daim olacak bir muhabbet duygusu medydana getirmiş olan İngiliz Devleti'nin siyasi tavrını takdir etmek VAZİFESİ herkesten çok BİZE düşer" diyerek bağlılık yemini ediyorlar. Güney Afrika'daki BOERLER savaşında sonuna kadar İngiliz devletinin yanında olduklarını açıklıyorlar. Mektuba imza atanların içinde gazeteciler, aydınlar, milletvekilleri, bakanlar ve DİN ADAMLARI var. Evet Boerler savaşından çıkarak dünya tarihine damga vuran iki isim Chirchill ve Gandhi kendi insanları ve ülkelerinin çıkarları için savaşıyor. BİZİMKİLER ise İngiliz çıkarları için "EMRİNİZE AMADEYİZ" diyerek bağlılık yemini ediyor. Bugün yaşadığımız olaylara bakınca DEĞİŞEN NE? Ülkesini satanlar, kendi ülkesine OPERASYON yapanlar, Londra'da, New York'ta bağlılık yemini edenler, Yahudi lobilerinde, localarda"Emrinizdeyiz" diyerek Türkiye'yi yerden yere vuranlar... Tam gaz devam ediyorlar... Onlar BOER'ler... Yani Britanya Ordusu Erleri... Onun için sık sık yaban ellerde ortaya çıkıyorlar!!!

17 Aralık 2014 Çarşamba

Gençliğim eyvah!

1979'un ortalarıydı. Rahmetli anneannem vefat etmişti. Ağabeyimi, anneannemden kalan Kur'an-ı Kerim'in ilk sayfasındaki el yazılı kısmı okurken ve ağlarken gördüm. "Abi, okuduğun hangi sure?" diye sordum. "Ne suresi?" dedi abim.
Anneannemizin bize yadigar bıraktığı Kur'an-ı Kerim'inin kapağına, kendi el yazısıyla yazdığı vasiyetiydi o! Ve şöyle diyordu; "Canım yavrularım...
Dünya geçiciydi ve ben de uykuda idim. Şimdi uyandım ve sonsuz hayata göçettim. Benim sonsuz yeni hayatımdaki halimin adı, kabir yalnızlığıdır.
Yalnızlığımın, muhtaçlığımın ilacı sizlerdedir.
Okuyacağınız fatihalarla, yapacağınız hayır ve dualarla, muhtaçlığımı giderin!" 
Rahmetli anneannemin İslam harfleriyle ve akıcı Türkçe ile yazdığı vasiyetini sureye benzettiğim için, kendimden utandım. Sonra düşündüm. İlk-orta-lise yıllarımda, Kur'an-ı Kerim harflerini okuma ve yazma dersi mi vardı ki ben katılmamışım. O an karar verdim. En kısa zamanda Kur'an-ı Kerim okumayı, hem de anneannem gibi o güzel İslam harfleriyle yazmayı öğrenecektim.
Bu aşkla öğrenmeye başladım. İstanbul'da meşhur Sahaflar Çarşısı'nda, İslam harfleriyle yazılmış binlerce eser olduğunu ve çok geniş bir meraklı okuyucu kitlesinin bulunduğunu o zaman fark ettim. Sahaflar Çarşısı'nda bir kitap gördüm. Satıcı, "O Osmanlıca-Türkçe değil, Arapça!" dedi. Ön kapağının içinde "DİKKAT!" başlıklı açıklamayı farkettim. "Bu kitap, asırlar önce büyük İslam aliminin yazdığı Arapça kitabının, ofset tekniği ile yeniden basımıdır. İçinde Osmanlıca hiç bir kelime yoktur!" yazıyorduBir şey anlamamıştım. Dükkan sahibine, niye"ofset tekniği ile basıldığı" notu yazıldığını ve niçin "Osmanlıca kelime hiç yoktur!" dendiğini sordum. Dükkan sahibi, fısıltılı bir sesle, "Öyle yazılması kanuni mecburiyet!" dedi ve ekledi: "Kanunen, İslam harfleriyle Osmanlıca-
Türkçe kitap dizilmesi ve basılması yasaktır". 
Kanunun çıktığı zamanda kitaplar, kurşun harflerin elle dizilmesi ve sonra kalıbının çıkarılmasıyla basılıyordu.
Yeni teknoloji ofsette ise, kamerada fotoğrafı çekildikten sonra yeni metotla basılıyor. Dolayısı ile kanunun öngördüğü'elle dizilme' işlemi yapılmayarak, yasalar çiğnenmemiş oluyor. Açıkçası İslam harfleriyle eserler günümüzde ancak kanunun boşluğundan faydalanılarak ve yeni teknoloji ofset yoluyla basılabiliyor. Bunları duyunca çok şaşırdım. Biliyorsunuz ABD, laik bir ülke.
Ama din ve vicdan hürriyeti, ibadet özgürlüğü anayasal güvence içinde ve laiklikle çatışmıyor.
Bırakın İslam harfleriyle yazışmak-kitap basmak yasaklamasını, bunların öğrenilmesi resmen teşvik görüyor. Okullar, kamu binaları öğretilmesi için burslar tahsis ediyor.
Eyalet ve federal bazda resmi teşviklerle özendiriliyor. Sivil Toplum Kuruluşları'nın ve vatandaşların istedikleri alfabeyi kullanmaları, öğrenmeleri, öğretmeleri zaten serbest. ABD'de müslüman topluluklar kendi mahallelerindeki, resmi okullarını Cumartesi ve pazar günleri, 'dini eğitim, Kur'an-ı Kerim okuma, Arapça okumayazma, İslam alfabesini öğrenme' için kullanıyorlar. Hatta Başkan Bush, Amerikalı çocukların ta ilkokul sıralarından başlayarak İngilizce yanında, Arapça, Farsça, Türkçe, Urduca vb ana lisanlarla konuşur, okuryazar olmalarını teşvik için genelge çıkardı.
Arapça'yı, Farsça'yı, Türkçe'yi, vb İslam ülke dillerini ana lisanı İngilizce gibi konuşanokuyan- yazanlara kolayca ve yüksek ücretlerle iş bulma-istihdam önceliği tanındı! Gelelim günümüz Türkiye'sine.. Eğitim hayatımızın her safhasında bize kendi tarihimiz iyi anlatılmadı.
Geçmişimiz hep karalandı, çarpıtıldı, Osmanlı düşmanlığı aşılandı. Kendi değerlerimize nefret, iliklerimize kadar işlendi. Osmanlılar cahildi, okur yazar değildi, gericiydi. İlimden, fenden, medeniyetten, kültürden, sanattan uzaktı... Bütün bunlar algı operasyonuydu, yalanın ve iftiranın daniskasıydı, ama bilemezdik. Dünyanın dönmesinden Amerika kıtasının keşfine, ilk mikrobu ve hücreyi bulmadan ilk ameliyatları yapmaya kadar, sayısız keşif ve buluşun müslümanlara aidiyetini, yakın zamana kadar bilmiyorduk.
Hatta, çağının en ileri teknoloji ve yeniliklerini ilk keşfedip uygulayanların müslümanlar ve müslüman bilim insanları olduğunu yeni yeni farketmeye başladık. Kimse bize yakın zamana kadar, "Osmanlıların, Süleymaniye Camii'ne alınacak imamda bile, en az 6-evet altı yabancı dil bilecek kadar alim olması şartının aradığını" söylemedi! Dedelerimize "Cahil" dediler tarih sayfalarına gömdüler!!

3 Ekim 2014 Cuma

Gözlügü cikartmak

1800'lü yıllarda İngiltere-Fransa savaşırken birileri avucunu ovuşturuyordu.
Londra borsasında hisselerini satıyor, "İngiltere kaybetti" diye yalan haber yayıyordu. Herkes panik halinde şirketinin hisselerini elinden çıkarmaya başlıyordu.
Hem de neredeyse bedavaya...
Ve o sıfır noktasına üç kuruşla yaklaşan hisseleri de yalan haberi yayan topluyordu.
Çünkü, haberi almış ve sadece o biliyordu ki, "İngiltere savaşı kazanıyordu."24 saat sonra Londra'da ele geçirdiği tüm hisseler patlama yapacak, dünyanın en zengin adamı olacaktı.
Ve dahası İngiltere'nin sahibi unvanına kavuşacaktı.
Tek başına bu operasyonu yapan kişi Yahudi BARON Rotschild'di. Ve bugün aynı BARON'un yüzlerce torunu tüm dünyada binlerce şirketin sahibi. Tam 1600 Rotschild torunu tüm dünyaya ahtapot gibi yayılmış durumda. Çakallar gibi Irak ve Suriye'ye bakıyorlar. Dedeleri gibi kandan kazanmaya, dünyanın sahibi olmaya çalışıyorlar.
Irak ve Suriye'de atılan her bomba, sahibi oldukları silah şirketlerine milyarlarca dolar kazandırıyor. Dünyadaki tüm petrol satışlarının ardında bu aile var.
Atılan her bomba petrol fiyatlarını patlatacak.
Arap ülkelerindeki kukla krallar üç kuruş kazanırken, Rotschild Hanedanı'nın o ülkelerde petrol kuyularına oturan şirketleri kursağına kadar paraya boğulacak.
Oluk oluk akan kan arttıkça, dolar basma yetkisi elinde olan Amerikan Merkez Bankası FED'e de oluk oluk para akacak.
FED'in sahibi Rotschild Hanedanı da İsviçre Alpleri'ndeki gizli mağaralarda kurduğu üslere yüzlerce yeni KASA'lar taşıyacak.
O paralarla Ortadoğu'da yeni savaşlar dizayn edilecek. Bölge kum taneleri gibi darmadağın olacak. Tüm hedef IŞİD'i Suudi Arabistan'a kadar taşıyıp, kutsal topraklarımızı bile kan gölüne dönüştürmek.
El Kaide'nin başındaki adam Suudi Arabistan'ın en büyük inşaat şirketinin sülalesinden biriydi. IŞİD'i de Suudi petrollerinden gelen gelirle finanse ettiler, CIA-MOSSAD-MI6 şeytan üçgenine kurdurdular. Şimdi Suudi Arabistan'a kadar tüm bölgeye bela edecekler, plan bu.
İngiliz casusu Suudi aşiretleri örgütleyip Mekke önüne kadar getirdi.
İngiliz subayının komutasında aylarca muhasara ettiler. Açlık ve kıtlık baş gösterdi, Mekke'de direnen kahramanlar ölümle yüz yüze geldi. "Teslim olun, sizi serbest bırakacağız" dediler.
150 bin kişi teslim oldu, içeride "Savaşacağız" diyen 50 kişi kaldı. Teslim olan 150 bin kişiyi Mekke girişinde kazdıkları dev asa kuyularda tek tek kestiler. Üç gün boyunca süren KESME işlemi sonrası toprak KAN KIRMIZIYA döndü.
Kesilen o 150 bin kişinin tamamı TÜRK'tü.
Ve de "Allah" diyen Müslümandı.
İngiliz kültürü, üç günde "Müslümanım" diyene tam 150 bin Müslüman Türk'ü kestiriyordu. Dün neyse bugün de o.
Irak'ta, Suriye'de önüne geleni kestirerek MEKKE'ye kadar sürecek BÜYÜK bir operasyonun peşindeler.
Hedefleri KABE'yi yıkmak, Ortadoğu'yu parçalamak, BÜYÜK İSRAİL'İ kurmak.
Bunun için de KAN'dan gelecek paraya ihtiyaçları var. İsrail'i, kanla beslenerek DÜNYANIN EN ZENGİNİ haline gelen Rotschild HANEDANI ile kurdular.
Ve aynı Hanedan ile büyütecekler.
IŞİD Mekke'ye sürülü tüm dünyanın ilgisini buraya çekerken, İsrail de sessizce ortada ne Gazze bırakacak, ne de Filistin.
Başa bela olan Türkiye'nin de KÜRTLERLE kucaklaşarak büyümesini, bölgeyi karıştırarak engelleyecek. Etrafımızda istikrarsız, kanın gövdeyi götürdüğü bir yangın bırakacak.
Ateş mutlaka bize de sirayet edecek.
Tüm planları bu. Ve BÜYÜK TÜRKİYE asla buna seyirci kalmamalı. Tezkere görüşmelerini dün izlerken düşündüklerim bunlardı. Evet seyirci kalamayız.
Ordusuyla kullanılan Türkiye değil, oyunları ve senaryoları bozan Türkiye olmak zorundayız. Ankara BÜYÜK FOTOĞRAFIN ve tezgahların farkında