Kilictaroglu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kilictaroglu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2015 Perşembe

İş Bankası Paralel'e soydurulmuş

Hükümeti devirmek için kurduğu tezgahlar bir bir ortaya çıkan Paralel örgüt ileCHP ittifakının kirli para trafiği de deşifre oldu.
Paralel örgütün Hükümete darbe girişimine ortak olan CHP’nin, milyonlarca doları hortumlayıp paralel yapı ile kirli işlerine harcadığı ortaya çıktı. Kayıt altına alınan görüşmelerde CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran ile ‘fuatavni’ hesaplarının kullanıcısı Emre Uslu arasındaki mesaj kayıtları karanlık birlikteliği gözler önüne serdi.   
Kurulduğu günden beri şaibelerle anılan İş Bankası Paralel'e soydurulmuş
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu adına para trafiği yürüten Umut Oran ile Emre Uslu arasında geçen görüşmelerde, İş Bankası’ndan hortumlanan milyonlarca doların önce işletilmesi için paralel yapıya aktarıldığı, ardından da seçim harçlığı olarak İsviçre Bankaları üzerinden CHP’ye geri gönderildiği belirlendi. Kayıtlara göre paralel yapı İsrail ve ABD’den aldığı paraları da seçim harcamaları için CHP’ye gönderdi.
PARALAR DARBE AKTÖRLERİNE
Bu arada, CHP’nin İş Bankası’ndan çektiği paraların bir kısmının hükümete darbe girişiminde bulunan aktörlere dağıtıldığı da tespit edildi. Ortalığa saçılan kumpas kayıtlarına göre, 17 ve 25 Aralık hükümete darbe girişimini yöneten savcı Zekeriya Öz’e geçirdiği soruşturma karşılığında 250 bin dolar verilmiş. Yine devletin zirvesini dinleyen Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) tutuklanan eski başkanına ise ağzını sıkı tutması için 1.2 milyon dolar rüşvet aktarılmış. Mesajlarda, paralel yapının kumpas tezgahında Kılıçdaroğlu’nun da yer aldığı anlaşılıyor. Emre Uslu, paraların akıbetini merak eden Kılıçdaroğlu’na ‘Hocadan korkun. Bilgileriniz hocanın bilgisayarcısında’ diye tehdit ediyor.
TDK BAŞKANI ÜZERİNDEN 3 MİLYON DOLAR
Görüşmelerde CHP’nin, İş Bankası’ndan hortumladığı paraları paralel yapıya aktarmasına ilişkin dikkat çekici ayrıntılar var. Kayıtlara göre, para yurtdışındaki hesaplar ya da bazı isimler üzerinden aktarıldı. Yazışmada, CHP’li Oran, Kılıçdaroğlu’nun paraları yurtdışındaki bankalara atılmasını istediğini belirtiyor. Görüşmede ayrıca tam 3 milyon doların Türk Dil Kurumu Başkanının hesabı üzerinden aklandığı anlatılıyor.
Bunun nedenini merak eden Uslu’ya Oran’ın “İş Bankası’ndan başka türlü para alamıyoruz’ şeklinde verdiği cevap, yapılan hortumu gözler önüne seriyor. Umut Oran’ın büyük miktarda paranın yurtdışı banka hesaplarına aktarılmasını istemesi üzerine Uslu’nun,  ‘Onu Fethullah Hoca’ya söyleyin. Ben en fazla 10 milyon çekebilirim” şeklindeki cevabı, büyük soygunu ele veriyor.
25 İSRAİL, 25 ABD’DEN
Umut Oran ile Emre Uslu arasındaki görüşme kayıtlarına CHP-Cemaat ittifakının hükümeti seçimlerde alabora etmek için ABD ve İsrail’le işbirliği yaptığı da ortaya çıktı. Kayıtlar, Kılıçdarolu’nun paralel yapının İsrail’den aldığı paraları yurtdışı hesaplarına aktarılmasını istemesi kirli ittifakın uzantılarını ortaya koydu. Uslu’nun ise bu talebe “Aklımızda... Seçim harçlığı olarak 25 İsrail’den 25 de ABD’den vereceğiz” şeklinde cevap verdiği göze çarpıyor.
‘ALÇAKLIK’I İNKAR ETTİ
Star Gazetesinde Fuat Avni ile CHP’li Umut Oran arasında geçen mesajlaşmaya dayanılarak yapılan ‘45 CHP’linin kaseti Gülen’in kontrolünde’ haberi üzerine açıklama yapan Paralel örgütün lideri Fethullah Gülen, “Mahrem görüntüleri kaydetmek, şantaj yapmak alçaklıktır” dedi. Ancak Gülen, inkar etse de liderliğini yaptığı paralel örgütün sicili özel hayatı ihlal, dinleme, kayıt ve casuslukla anılıyor. En son, Tahşiye kumpasına maruz kalan Hocalar kendilerinin cinsel içerikli kayıtlarla tehdit edildiğini belirtmişlerdi.Devletin zirvesini dinleyen/izleyen paralel polisler de, casusluk, özel hayatın gizliliğini ihlal, yasadışı dinleme gibi suçlamalardan tutuklanmışlardı. 
SİZ HOCA'DAN KORKUN
03.01.2015  SAAT 01.16
UMUT ORAN: Emre ne yaptınız
FUATAVNİ: Bi şey mi yapacaktık
UMUT ORAN: Oğlum İş Bankası’ndan alınan paraları siz işlemiyor muydunuz
FUATAVNİ: Evet ne oldu
UMUT ORAN: Şöyle söyleyeyim, benim başkan paraları yurt dışındaki atsınlar... Orada daha iyi işleniyor diyor
FUATAVNİ: İyi güzel de bunu Fethullah Hoca’ya söyleyeceksiniz. Ben çeksem çeksem 10 milyonunu çekebilirim diğerine yetkim yok.
UMUT ORAN: Hesap kimin üstüne kayıtlı
FUATAVNİ: Benim üstüme
UMUT ORAN: Tamam diyor, 5 milyon dolar işimizi görür, İsviçre’deki banka hesabına yolla
FUATAVNİ: Zekeriya para aldı soruşturma yedim diye 250 bin ona verdim. TİB’den İlhan’ı biliyorsun ona yaptığım masraf 1.2 milyon konuşmasın diye
UMUT ORAN: Eee parayı atmıyor musun ne diyeyim Kemal Bey’e
FUATAVNİ: Atıyorum da aynen şunu söyle bu kadar iş gördürüyor sonra gelip yok paralar nereye gitti diye sormasın
UMUT ORAN: Tamam sen at İsviçre’deki hesaba 5 milyon, o bize bayağı yeter. Olmazsa İş Bankası’ndan sana takviye yaparım, korkma sen.
FUATAVNİ: Ben ne korkcam siz Hoca’dan korkun, hocanın bir bilgisayarcısı var  o internet ortamında gizli bir yerde saklıyor.
UMUT ORAN: Tamam, bir şey mi dedik birlikteyiz işte, iktidar olunca yapcaz dediklerinizi.
CHP-CEMAAT-ABD-İSRAİL KiRLi iTTiFAKI
12.01.2015  SAAT 11.11
FUATAVNİ: Bu attığın banka bilgileri kimin
UMUT ORAN: Türk Dil Kurumu Başkanının, yoksa İş Bankası’nın parasını alamıyoruz
FUATAVNİ: İsmi ne
UMUT ORAN: Mustafa Kaçalin
FUATAVNİ: Ne kadar atılacak
UMUT ORAN: Üç milyon atacaksınız
FUATAVNİ: Tamam ben Kemal’i arayacam o Hoca’yı arayacak
UMUT ORAN: Tamam işte haberi var zaten Hoca’nın
FUATAVNİ: Tamamdır gönderiyoruz birazdan
UMUT ORAN: Tamam başkan diyor ki olmazsa biz yollayacaz, Hocaefendiyle yarın telefon görüşmesi yapmak istiyor.
FUATAVNİ: Onu Kemal Bey’le görüşceniz
UMUT ORAN: Tamam Kemal Bey diyor ki, İsrail’den ödeme aldıysanız bizim yurtdışı hesaplarına atsınlar
FUATAVNİ: Aklımızda, seçim harçlığı vercez
UMUT ORAN: Ne kadar
FUATAVNİ: Biz ABD’den 25, İsrail’den de 25
PARALEL’E GÜVENEREK TEHDİT ETMİŞTİ
Star'ın yayınladığı Fuat Avni ile yazışmalarını inkar eden CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Paralel Devlet Yapılanması’yla dirsek teması yeni değil. Gezi Olayları’ında sahne alan Oran, Twitter’dan o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve AK Parti’yi tehdit etti. Oran,“AKP’lilere bir tavsiye: Erdoğan’ı konuşturmayın. Her konuştuğunda siz batıyorsunuz, Halk çıldırıyor Yakında hiçbiriniz sokağa çıkamayacaksınız” diyerek tehdit etmişti. Oran, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ı hedef tahtasına koymuştu. Umut Oran, 30 Mart seçiminee sayılı günler kala Erdoğan’ın Malezya’ya kaçacağını öne sürerek,“Erdoğan, 30 Mart’ta o koltuğunda oturamayacak. Onun artık diktatörlüğü yıkılmış olacak. Bu hafta yeni gelişmeler olacak. Belki de 30 Mart’ı bile görmeden siyasetten çekilebilir” demişti.Paralel örgüt o isimleri paraya boğmuş!

CHP'nin İş Bankası'ndan çektiği ların bir kısmının hükümete darbe girişiminde bulunan aktörlere dağıtıldığı da tespit edildi. Ortalığa saçılan kumpas kayıtlarına göre, 17 ve 25 Aralık hükümete darbe girişimini yöneten savcı 'e geçirdiği soruşturma karşılığında 250 bin dolar verilmiş. Yine devletin zirvesini dinleyen Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın (TİB) tutuklanan eski başkanına ise ağzını sıkı tutması için 1.2 milyon dolar rüşvet aktarılmış. Mesajlarda, paralel yapının kumpas tezgahında Kılıçdaroğlu'nun da yer aldığı anlaşılıyor. Emre Uslu, paraların akıbetini merak eden Kılıçdaroğlu'na 'Hocadan korkun. Bilgileriniz hocanın bilgisayarcısında' diye tehdit ediyor.

İŞTE O DİYALOGLAR: 
UMUT ORAN: Emre ne yaptınız

FUATAVNİ: Bi şey mi yapacaktık

UMUT ORAN:
 Oğlum İş Bankası'ndan alınan paraları siz işlemiyor muydunuz

FUATAVNİ: Evet ne oldu

UMUT ORAN: Şöyle söyleyeyim, benim başkan paraları yurt dışındaki atsınlar... Orada daha iyi işleniyor diyor

FUATAVNİ: İyi güzel de bunu Fethullah Hoca'ya söyleyeceksiniz. Ben çeksem çeksem 10 milyonunu çekebilirim diğerine yetkim yok.

UMUT ORAN: Hesap kimin üstüne kayıtlı

FUATAVNİ: Benim üstüme

UMUT ORAN: Tamam diyor, 5 milyon dolar işimizi görür, İsviçre'deki banka hesabına yolla

FUATAVNİ: Zekeriya para aldı soruşturma yedim diye 250 bin ona verdim. TİB'den İlhan'ı biliyorsun ona yaptığım masraf 1.2 milyon konuşmasın diye

UMUT ORAN: Eee parayı atmıyor musun ne diyeyim Kemal Bey'e

FUATAVNİ: Atıyorum da aynen şunu söyle bu kadar iş gördürüyor sonra gelip yok paralar nereye gitti diye sormasın

UMUT ORAN: Tamam sen at İsviçre'deki hesaba 5 milyon, o bize bayağı yeter. Olmazsa İş Bankası'ndan sana takviye yaparım, korkma sen.

FUATAVNİ: Ben ne korkcam siz Hoca'dan korkun, hocanın bir bilgisayarcısı var o internet ortamında gizli bir yerde saklıyor.

UMUT ORAN: Tamam, bir şey mi dedik birlikteyiz işte, iktidar olunca yapcaz dediklerinizi.



LATİF ERDOĞAN'IN BUGÜNKÜ TARTIŞMA YARATAN YAZISI...



GÜLEN'İN ODASINDA MEHMET KAFKAS İSİMLİ BİR GENÇLE TANIŞTIM

Mutat görüşmelerimizden birini yapmak üzere Gülen'in kaldığı yere gittim. Görüşme öncesi, orada bulunan bazı arkadaşlar, bana, Mehmet Kafkas diyerek bir genci tanıttılar. Söz konusu genci biraz daha yakından tanımak için, nispeten tenha başka bir odaya geçtik. Yakın tarih üzerine biraz sohbet ettikten sonra kendisine de bazı sorular sordum. Gencin, kem küm edişinden hatta yüzüme boş gözlerle bakışından konuyu anladım, bir şey demeden odadan çıktım.

GÜLEN TEDİRGİNLEŞTİ VE SUSMAMI İSTEDİ

Yemek sonrası sohbette çay içilirken, Gülen, aynı genci oradakilere Mehmet Kafkas kardeşimiz, diye tanıttı. Herkes başını gence çevirip hayranlıkla seyre koyulmuşken, ben, hemen yanında bulunduğum Gülen'in duyacağı hafif bir sesle, Yakup Kadri'nin 'Zoraki Diplomat'ından mülhem, zoraki Mehmet Kafkas, diye fısıldadım. Gülen, tedirginleşerek, bana eliyle susmamı işaret etti. Odasına geçerken yanına çağırdı. 'Asıl Mehmet Kafkas, resmi bir arkadaş, mahkeme onun hakkında dört seneye yakın ceza verdi, deşifre olmasın diye böyle bir tedbir düşündük' diyerek konuyu izah etti.

MEĞER SUÇU O GENCİN ÜZERİNE YIKMIŞLAR

Meğer, lise mezunu bu fakir genç, yurt dışında bir üniversitede okutulmak, yurt dışı bursu verilmek, sonra da iş garantisi sağlanmak gibi vaatlerle Mehmet Kafkas olmaya ikna edilmiş. Mahkemeye de bu genç çıkarılmış. Daha inandırıcı olsun diye de, Mehmet Kafkas diye ifşa edilmesine karar verilmiş. İçimin nasıl ezildiğini hâlâ unutamıyorum.


21 Haziran 2014 Cumartesi

Kılıçdaroğlu ne dediğinin farkında mı?


CHP’nin nasıl bir yola girdiğini, nasıl bir parti olmak üzere yola çıktığını anlamak için her gün ardı ardına gelişen olayları izlemek yeterli, ama bir de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun demeçlerindeki satır araları okunduğunda, işin daha da vahim olduğu ortaya çıkıyor.
Bütün sağ partilerin ısıtıp ısıtıp gündeme getirdiği 1920-1940 arası Türkiye’nin başında herkesin bildiği gibi Mustafa Kemal Atatürk vardı. Sağ partiler Atatürk’ü külliyen reddetmemekle birlikte, bu dönemi gündeme getirip, Atatürk’ü “diktatör” ilan etmeye kadar götürdüler. Bunu bizzat parti ağzıyla yapmadılar belki, ama kendilerine yakın “akil” insanlara bunu söyleterek, kafalarda derin kuşkular yaratmayı başardılar.
‘CHP’NİNKABUK DEĞİŞTİRME ÇABALARININ İŞARETİ’
Buna kimin itiraz etmesi gerekiyordu en çok: Elbette kurucusu Atatürk olan CHP’nin...
Ama etmedi.
Uzun süre sessiz kaldı, ama müdahale de etmedi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu için söylenenlere itiraz etmeyerek, sessizliğiyle bir anlamda onaylamış oldu. Kenan Evren vari bir Atatürk söylemiyle, televizyonunda Atatürk rozetleri, kitapları, anahtarlıkları falan satarak da iticiliği artırdılar. Bu bilinen bir yaklaşımdı ve CHP’nin kabuk değiştirme çabalarının işaretlerinden biriydi.
Ama CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır konuşmasındaki satır araları, aslında CHP’nin de geçmişinden kurtulmakta kararlı olduğunun ipuçlarını veriyordu.
Diyarbakır konuşmasında Kılıçdaroğlu, bölgeden oy çıkaramamalarının nedeninin, bu yöredeki halkın CHP’yi hala 1930’ların CHP’si olarak görmesinden kaynaklandığını savundu.
Kılıçdaroğlu, önce kendi kafasındaki devlet anlayışını paylaştı Diyarbakırlılarla. Devlet aygıtının halka baskı yapan aygıt olmadığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Devlet artık 30’ların, 40’ların, 20’lerin devleti değil,” şeklinde konuştu.
‘KILIÇDAROĞLU 1930’LU YILLARI NEDEN REDDETME İHTİYACI DUYUYOR?’
Kılıçdaroğlu’nun gönderme yaptığı yıllar, Kurtuluş Savaşı’nın son yıllarını, cumhuriyet ilanını, TBMM’nin kuruluşunu ve ondan sonra gelen ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümüne kadar, yani 1940’a kadar uzayan bir süreci kapsıyor.
Kılıçdaroğlu’na göre devlet vatandaşı sıcak yüzle karşılamalı. “Biber gazı, cop, toma, plastik mermiler kullanan devlet baskıcı bir devlettir.”Kemal Kılıçdaroğlu, bugünün devlet anlayışının “baskıcı” olduğunu belirtirken, yerden göğe kadar haklı olduğunu belirmek gerek. Doğru, ama tıpkı Recep Tayyip Erdoğan’ın “demir ağlar” meselesinde yaptığı gibi, dönüp 1920-30’lu yıllarla karşılaştırması, aynı zihniyetin açığa vurulmasından başka bir şey değil.
Zira ardından hemen ekliyor Kılıçdaroğlu: “Otuzların devlet anlayışı artık yok arkadaşlar.” Yani?
Neydi otuzların devlet anlayışı? Korkulan ne vardı Kılıçdaroğlu’nun dehşetle söz ettiği 1930’lu yılların devlet anlayışında? Neden reddetme ihtiyacı duyuyor?
‘BUNLAR’ DEDİĞİ MUSTAFA KEMAL VE ARKADAŞLARI…
“Milletlerin kendi tarihiyle yüzleşmesi gerektiğini” de anlatan Kılıçdaroğlu, işkence ve işkencecilerin araştırılması için CHP’nin önergeler verdiğini, ama bunun AKP tarafından kabul edilmediğini söyledi. Bunun nedeninin de, insanların 1930’ların CHP algısını taşıdığını, bunun değişmediğini düşünmelerine bağladı ve ekledi: “Bunlar zaten işkence yaptılar...”
“Bunlar,” dediği, Mustafa Kemal ve arkadaşları...
Bunu, Diyarbakır ve yöresinin bir algısı olarak sundu, ama tersini de söylemedi.
“Yok arkadaşlar,” diye kendi sözlerine açıklık getirmeye çalışan Kılıçdaroğlu, “Devlet dediğiniz aygıt, halkına baskı yapan aygıt değildir. Devlet artık 30’ların, 40’ların, 20’lerin devleti değil,” diyerek yeniden cumhuriyetin ilk yıllarına döndü.
Elbette Kılıçdaroğlu’nun, devletin vatandaşa sıcak yüzle karşılaması fikrine saygı duymak gerek. Bugünün ceberrut devleti, Kılıçdaroğlu’nun bu yakınmasını yerden göğe haklı çıkarıyor. Ama bunun 1920-30 ile bağlantısı ne? O zaman halkına suratsız, soğuk yüzle bakan bir devlet vardı da, bugün o mu tartışılıyor?
‘HANGİ TARİHİMİZLE YÜZLEŞMELİYİZ?’
“Kendi tarihimizle yüzleşmeliyiz...”
Hangi tarihle Kılıçdaroğlu? Tarih diye Diyarbakırlıların önüne serdiğiniz, tüm Türkiye’ye dinlettiğiniz 1930’lu yıllar mı? Yüzleşmemiz gereken tarih bu mu? Laf kalabalığı içinde tek gönderme yaptığınız 1920-1930 olduğuna göre, yüzleşmek istediğiniz tarih aralığı da bu.
Hangi tarihimizle yüzleşmeliyiz?
Faili meçhullerle, öyle mi? Mesela Hrant Dink’in katilleriyle mi? Ali İsmail Kormaz’ın katillerine ne dersiniz? Ethem Sarısülük, Berkin Elvan?..
Uğur Mumcu’nun, Bahriye Üçok’un, Taner Kışlalı’nın katledilişleri?
Biraz daha geri tarihimize bakalım mı? Hani şu 1 Mayıs 77 katliamı, TİP’li gençlerin öldürülmesi...
Daha da mı geri? 6-7 Eylül olayları...
Faili meçhullerle yüzleşmeye, elbette stratejik ortaklarınızla birlikte, gerçekten var mısınız Kılıçdaroğlu? Yoksa sizin yüzleşmek istediğiniz tarih belli aralıkları mı kapsıyor yalnızca?
Evet, yüzleşmek ama hiç aman vermeden, bu işin miladını da bularak, hangi iktidarların faili meçhullere yol verdiğini ortaya çıkararak yüzleşmek. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Elbette bir devlet faili meçhullerin aydınlatılması ile sonuna kadar uğraşmalı. “Faili meçhullerin aydınlatılmadığı bir devletin sosyal devlet sayılamayacağı,” sonuna kadar doğru. İşkencecilerin ve işkencenin araştırılması için CHP’nin verdiği AKP’nin reddettiği önergeler de doğru. Ama, Diyarbakır yöresinin CHP algısını “bunlar da işkence yaptılar”biçiminde açıklamak da neyin nesi oluyor? Böyle bir algı varsa eğer, kabullenip “eyvallah” demek yerine, o dönemi anlatmak, açıklamak daha dürüstçe olmaz mıydı?
‘SON NOKTAYA DOĞRU HIZLA GİDEN BİR CHP…’
Ve final: “Yok arkadaşlar, biz uygar bir Türkiye’yi yeniden inşa etmek istiyoruz.”
Türkiye’yi yeniden inşa etmek? 1920’lerden, 30’lardan kurtarmak ve ılımlı Müslüman diye Cumhurbaşkanlığı makamına referansı din olan birini aday göstermek.
Son noktaya doğru hızla giden bir CHP...
Bence bu parti şapkasını önüne alıp iyice bir düşünmeli. Kendini feshetmesine kadar da gidebilir bu iş ve hiç olmazsa Türkiye’nin kurtuluşuna tuğla koymuş CHP’lilerin anısına daha fazla zarar vermesi engellenir.
Yoksa gidiş her zamankinden daha vahim.
Mümtaz İdil

27 Şubat 2014 Perşembe

Kilictarogluna dikkat


Medya daha ilk yılında adını "Çarkçı" koydu. 
Sabah söylediğinden akşam çark ediyordu çünkü. 
Güne Kürt olarak başlayıp geceyi Türkmen olarak kapattığını... 
Öğlen gazetecilerin "Balbay aday gösterilecek mi?" sorusuna "Yok öyle şey!" deyip akşam vekillere verdiği yemekte Balbay ve arkadaşlarına adaylık çağrısı yaptığını... 
Ve sayısı bini aşan öteki çarklarını bilmeyen var mı!
Hatırlıyorum, Erdoğan ilk başlarda onun bu hallerine bakıp "fıkra gibi adam" demişti.
Partilileri ise hep tetikte kalmayı, hemen karar vermemeyi öğrendiler. Öyle ya, diyorlardı; Genel Başkan bugün böyle dedi ama yarını beklemek gerek, bakarsın yarın bambaşka şeyler söyler!
Yıllar böyle geçti, geldik 2014'ün zor günlerine... 

*** 
Şimdi oturmuşuz... 
Kılıçdaroğlu'nun üç yıl önce Samanyolu TV spikerine "Kim veriyor bu dinleme kayıtlarını? Bunlar gizli değil mi? Bu belaltı siyaset değil mi?" diye çıkışmasıyla, bugün doğruluğu kanıtlanmamış bantları mecliste dinletmesini karşılaştırıp doğrudan Samanyolu TV spikeri kendisiymiş gibi konuşmasını buruk bir şaşkınlıkla karşılıyoruz.
Yanılıyoruz.
Zaten Kılıçdaroğlu'nun bu tutarsızlıkları aklını Erdoğan'ı iktidardan göndermekle bozmuş beyaz Türkler'in umurunda bile değil.
Biz de artık gerçekle yüzleşmek zorundayız. Baykal'a kaset darbesinin ardından onu sahneye itenlerin derdi tutarlı, sağlam,kalıcı muhalefet falan değildi.
İktidarı düşürmek için uzun sürecek bir hazırlık ve geçiş aşamasında her "yol"a çekilebilecek birine...
Silivri'de kamp kurmaya kalkıştıktan iki ay sonra Ergenekon ve Balyoz davalarının yeniden yargılanmasını dert etmeyecek kadar esnek birine... 
Bir siyasi anafor aktörüne ihtiyaç vardı.
Kılıçdaroğlu işte bu adamdı. 
***

Lafı daha fazla uzatmadan uyarmak istiyorum...
Çok kritik bir eşikteyiz! 
Kılıçdaroğlu'nu arkadan itenler şimdi de ondan insanları sokağa dökecek bir çıkış yapmasını istiyorlar. 
Nişantaşı ve Kadıköy devrimcilerinden(!) öteye uzanmaları zor.
Fakat olur ya, iş tehlikeli noktalara uzanırsa, CHP bunun siyasal vebalini ödeyemez.
Geçen aralıkta Huffington Post'tan Joe Lauria baş başa görüşmelerinde Kılıçdaroğlu'nun "Sarıgül için çekilebilirim" dediğini yazmıştı.
Hani insan düşünüyor...
Acaba bütün belaltı ve pis işleri Kılıçdaroğlu'na yaptırıp sonra "sevgi kazansın" diye çekilmesini mi istiyorlar?
Pek muhtemel!