kanuni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kanuni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2014 Cumartesi

Süleymaniye Camiisi Sirlari ve Rüyalari



"Sultanım, Efendimiz (SAV) size bunları anlatırken bende sizin arkanızda Efendimizi (SAV) dinliyordum."

Eminönü‘ne gittiğinizde size tepeden bakan bu ihtişamlı güzel Cami hakkında anlatılan bir çok rivayet vardır… Kanuni Sultan Süleyman, Mimar Sinan‘a kendisi için bir Cami yaptırmak ister ancak bir türlü Cami’nin nereye yapılacağına karar veremez. Bir gece rüyasında Hz. Muhammed’i görür. Hz. Muhammed kendisine Cami’yi buraya yap diyerek şu anda Cami’nin bulunduğu yeri gösterir ve Cami’nin detaylarını anlatır.
Ertesi gün Kanuni Sultan Süleyman Mimar Sinan’ı yanına çağırır ve Cami’yi nereye yaptırmak istediğinden bahseder. Bunun üzerine de Mimar Sinan yapacağı Cami’yi Sultan Süleyman’a anlatmaya başlar. Sultan Süleyman çok şaşırır çünkü rüyasında Hz. Muhammed’in kendisine anlattığı Cami detaylarını dinlemektedir. Bunu rüyasında gördüğünü nasıl olup da bildiğini Mimar Sinan’a sorduğunda Mimar Sinan kendisine Padişahım o sırada arkanızda ben de vardım der. Aynı rüyayı Mimar Sinan da görmüştür ve bu şekilde inşaat işlemi başlar. Bunlar sadece rivayet tabiki ama hikaye dinlemeyi de anlatmayı da severim. Bu sayede dünya bana her zaman daha gizemli gelir.
1550 yılında yapımına başlanan Camii’nin inşaa edilme süresi 7 yıl sürmüştür. Cami temelleri atıldıktan sonra temelin yerleşmesi ve sağlamlaşması için yapımına 1 yıl ara verilmiştir. Bu süreç içinde Sultan Süleyman’ın parasının bittiği ve Cami’yi devam ettiremeyeceği söylentileri yayılır. Tahmasb Han bunu duyunca Kanuni Sultan Süleyman’a içi mücevher dolu bir kutu gönderir ve gönderiliş nedenini anlatan bir mektup yazar. Kanuni  Sultan Süleyman bu alaycı üsluba çok sinirlenir ve Mimar Sinan’a gönderilen mücevherlerin Cami’nin harcına katılmasını söyler. Mimar Sinan’da bu mücevherleri minarelerden birinin taşları arasına yerleştirir. Güneş vurduğunda parıldayan bu minareye Cevahir Minaresi denir. Evliya Çelebi bu mücevherlerin güneş ısısından etkilenerek eski parlaklığını yitirdiğini söyler.
13 Haziran 1550’de Şeyhülislam Ebussuud Efendi tarafından ilk temel taşı koyularak yapıma başlanan Cami inşaatı sırasında Anadolu’nun etrafından her biri usta binlerce kişi çalışmak için getirtilir. Sayısız demirci, duvarcı, nakkaş, kurşun döşeyici, aşçı, hamal gibi insanlarda bu sırada görev almışlardır. Cami’nin 4 sütunu da farklı yerlerden getirtilir. İstanbul’daki Kız taşından,Topkapı Sarayı‘ndan, İskenderiye‘den ve  Baalbek harabelerinden getirtilir. İskenderiye’den gelen taşın taşınması için özel bir gemi yaptırıldığından da bahsedilir. Caminin beyaz mermerleri Marmara Adası‘ndan, yeşil mermerleri ise Arabistan‘dan getirtilmiş. Cami’nin 4 minaresi avlunun dört köşesinde yükselir.

Akustik için 65 küp
Mimar Sinan, camide verilen vaazın duyulması için akustik sistemi üzerinde çalıştı, sesin bir noktadan çıkarak caminin her köşesine eşit şekilde dağılması için çaba gösterdi.
Usta mimar, bu gayeyle Anadolu'da kullanılan turşu küplerinden içi boş 65 tanesini ağızları aşağıya bakar vaziyette ana kubbenin etrafındaki duvarlara yerleştirdi ve küplerin aralarını da yumurtanın akıyla sıvadı.
Mimar Sinan'dan muhteşem akustik testi
Bir rivayete göre Mimar Sinan'ın, akustiğin temini için camide nargile içtiğini, durum Kanuni Sultan Süleyman'a şikâyet edilince padişahın hışımla gelip baktığını ve Mimar Sinan'a bunun sebebini sorduğunu, Sinan'ın da "Sultanım, bakınız bunun içerisinde tömbeki yoktur, sadece su vardır. Bu, çektiğim zaman fokurdayan suyun sesinin kubbeye nasıl ulaştığı ve caminin her noktasına eşit vaziyette nasıl dağıldığını temin için yaptığım bir çalışmadır" diyerek çalışmasıyla ilgili bilgi verdi.
İs odasının sırrı
Süleymaniye Camii'nin diğer bir özelliğinin de Mimar Sinan'ın ilk olarak buraya is odası yapmasıdır. Yapıldığı dönemde elektrik olmadığı için cami 275 adet kandil ve bunlara ek olarak mihrabın 2 yanına yerleştirilen dev mumlar ile aydınlatıldı.
Mimar Sinan'ın yanan mumlardan çıkan isin camiye zarar vermemesi için orta kapının üstünde bir oda tasarladı, kandillerden çıkan isin meydana gelen akımla mihrabın aksi yönüne hareket ederek kapının üstünde dışarıya açılan 4 adet küçük pencereden is odasına çekildi.
İsle mürekkep elde edildi
Sinan'ın, hava akımının is odası yönüne doğru olmasını sağlamak için camiyi is odası merkezli yaptı, bu odada biriken isle de mürekkep elde edildi. Bu mürekkeple de o günün siyasi, dini, idari bütün fermanları yazıldı.
Sebebi ise, bütün bu el yazması eserler gibi önemli belgelerde bu mürekkep kullanıldığı zaman, herhangi bir akıcı maddenin dökülmesiyle yazılar kaybolmuyor. Kaybolması için illa ki o kağıdın tahrip olması gerekiyor.
Müthiş menfez hesabı
Bunlara ek olarak is odasından caminin içine açılan 2 adet menfezden bakıldığında birinden sadece cami içindeki "Allah" yazılı levhanın, diğerinden de "Muhammed" yazılı levha görülüyor. Bu durum da yine ince bir hesapla ayarlandı.
Kubbeyi taşıyan fil ayakları
Süleymaniye Camisi'nin 53 metre yüksekliğinde, 26,5 metre çapındaki merkezi kubbesini taşıyan fil ayaklarından 2'sinin Mısır veya şu anda Lübnan sınırları içinde kalan Baalbek'ten, 2'sinin ise Afyonkarahisar'ın İscehisar ilçesinden getirildiğinin rivayet ediliyor.
Osmanlı döneminde bu fil ayaklarında kürsülerin olduğunu, ilim adamlarının buradan halka tefsir, İslâm hukuku, hadis ve tasavvuf dersleri verdiği söyleniyor.

Örümcek ağına karşı deve kuşu yumurtaları
Mimar Sinan, Süleymaniye Camii’ni yaparken, avizelerde bulunan kandil çanaklarının aralarına devekuşu yumurtaları koydurtmuş.
Aradan 400 yıl geçtiği için o yumurtaların çoğu kırılmış ya da çalınmış. Sayıları 300’den 30’a düşmüş. Geriye kalan 30 yumurta da, zaman içinde bildiğimiz yumurta renginden, karara karara kahverengiye dönüşmüş. Ama dikkatlice bakıldığında onların kocaman yumurtalar olduğu anlaşılır.
Bunun sebebi yüzyıllar sonra ortaya çıkar. Kurumuş devekuşu yumurtası insanın duyamadığı akrep, örümcek gibi haşeratı uzak tutan bir koku yaymaktadır.
İstanbul'un Süleymaniye Camii Osmanlı'nın padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptırdığı 2 büyük camiden biri.
Süleymaniye Camii, İstanbul'un da simgesel olarak en önemli yapılarında, çok büyük boyutlu ve etrafında koca bir külliye var.

İşte Cevahir Minaresi'nin yapılışı
Süleymaniye Camii'nin mimarisindeki bir diğer özellik de avlunun hemen solunda bulunan ve daha küçük boyutta olan "Cevahir Minaresi".
Evliya Çelebi'den rivayetle caminin yapımının uzaması karşısında mali açıdan sıkıntı çekildiğini düşünen İran Şahı Tahmasb Han, Kanuni Sultan Süleyman'a inşaatın devamı için elmas ve değerli taşlar gönderdi.
Kanunu Sultan Süleyman ise kendisini öfkelendiren bu hediyelere cevaben, caminin her taşının bu taşlardan çok daha değerli olduğunu söyleyerek taşları mimarbaşına verdi. Mimarbaşı Sinan da bu taşları, inşa ettiği cami minaresinin taşlarının içine yerleştirdi. Bu minare, bu değerli taşları içinde barındırdığı için "Cevahir Minaresi" diye biliniyor.
Mimar Sinan'ın ana kubbesinde "Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir" mealindeki Nur Suresi'nin yer aldığı camide, bazı ayetlerin anlamları ile bağdaşan yerlere yerleştirildiği söyleniyor.

Ebcet hesabında ilginç detay
Süleymaniye Camii içindeki ölçülerin de ebcet hesabına göre hesapladığı ifade ediliyor.
Cami içindeki mesafeler ölçüldüğünde, bütün mesafelerin ebcet hesabı ile "Allah" isminin katları olduğu, minare yüksekliği, kubbe çapı gibi bazı uzunluk ve açılar birbirine orantılandığında "Pi" sayısı ya da dünya ekseninin eğim açısı olan 23 gibi rakamları verdiği söyleniyor.
450 yıldır ayakta kalan ve Mimar Sinan'ın deyimi ile "Kıyamete kadar yıkılmayacak" olan Süleymaniye Camii'nde tezyinat çalışmalarına başlanacak.
Camide çok ciddi olmayan hasarların onarılması, süslemelerin aslına uygun olarak yenilenmesi amacıyla yapılacak çalışmalar için yarın ihale yapılacak.
Ramazan ayı ile beraber başlaması planlanan çalışmaların, Ramazan ayında camide ibadeti engellememek için dışarıdan başlayacağı ifade ediliyor.
Öncelikle son cemaat mahallinde ve avluda eskiyen yerlerin onarılacağı, Ramazan sonrası ise ufak çaptaki tezyinat çalışmalarının daha çok ana kubbenin sıvasındaki çatlakların onarılması ile devam edeceği kaydediliyor.
Caminin en önemli özelliği olan akustiği sağlayan ana kubbede meydana gelen sıva çatlakların onarılıp, kubbe süslemelerinin aslına uygun olarak yapılacağı belirtiliyor.

24 Aralık 2013 Salı

Padisaha yüzünü göstermeyen

Yıl 1546...
Yusuf diye bir genç...
İslam alimlerinden İbrahim Gülşeni Hazretleri'nden ders alıyor.
Tasavvuf yolunda ilerliyor.
Edirne'ye geçip Mevlevi Dergahı'na geliyor.
İnsanlara İslamiyet'i anlatıyor.
Onu çekemeyenler oluyor. "Cinayet işledi" diye iftira atıyorlar.
Yapılan araştırmada "Yalan" olduğu ortaya çıkıyor.
Mevleviyye yolunun büyüklerinden olan Yusuf Sinaneddin-i Sineçak Hazretleri'nden halk özür diliyor.
Yalvarıp Edirne'de kalmasını istiyorlar.
Ancak o İstanbul'a geliyor.
Sütlüce'ye yerleşiyor.
İnsanlara iyiliği ve Allah yolunu anlatıyor.
Dünya ve ahiret saadeti kazanmaları için ömrünü adıyor.
Zamanın Padişahı Kanuni Sultan Süleyman...
Sineçak Hazretleri'nin hizmetlerini ve tasavvufta katettiği yolu öğreniyor.
Sohbet edip, hayır duasını almak için İslam Alimi'ni saraya davet ediyor.
Yusuf Sineçak Hazretleri; Sultanlardan, devlet adamlarından, devlet ve siyaset işlerinde olanlardan ve dünya adamlarından uzak durmayı prensip edindiği için "SARAYA DAVET"i kabul etmiyor.
Kanuni üç defa daveti yineliyor.
Üçünde de "DUALARIMIZ SİZİNLE ama bizim devletle işimiz olmaz" denilerek reddediliyor.
Kanuni "O gelmezse biz gideriz" diyor.
Saltanat kayığına atladığı gibi soluğu Sütlüce'de alıyor.
Talebeleri Sineçak Hazretleri'ne durumu haber verip "Ne olur Padişahı kabul edin" diyorlar.
Gelen cevap "Söyleyin gelmesin" oluyor.
Padişah kapıya dayanıyor.
Talebeler yalvaran gözlerle Sineçak Hazretleri'ne bakıyor.
Sineçak Yusuf Baba oturduğu yerden kalkıyor.
Tatlı tatlı gülümseyip; "Pekala o gelirse biz gideriz" diyor.
Çilehaneye giriyor.
Talebeler kapıyı açıp Kanuni'yi içeri alıyor.
Cihan İmparatoru Kanuni, Sineçak Hazretleri'nin yanına geldiğinde şoka giriyor. Zira yere uzanmış ve ölmüş bir adamla karşılaşıyor.
Hatta Sineçak Hazretleri'nin, elleriyle yüzünü de kapattığına şahit oluyor.
Ertesi gün tüm İstanbul halkının katıldığı büyük törenle defnediliyor cenaze.
Ve Yusuf Sinaneddin-i Sineçak Hazretleri "Padişaha yüzünü bile göstermeyen Mevlevi ALİMİ" olarak tarihe geçiyor.

21 Eylül 2013 Cumartesi

Kanuni'nin kalbini ararken kayıp Türk kasabasını buldular


Kanuni Sultan Süleyman 1526'da, yani tahta çıkışının henüz 6'ncı yılında Mohaç zaferiyle Macaristan kapılarını açarak Avrupa'da "Muhteşem" diye anılmaya başlamış, 40 yıl sonra döndüğü bu ülkede Zigetvar kalesinin fethinden bir gün önce, 6 Eylül 1566'da hayata gözlerini yummuştu.
Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa, Şehzade Selim gelip tahtı devralana kadar binbir oyunla padişahın ölümünü vezirlerden bile 48 gün gizledi. Kanuni'nin naaşı, İstanbul'a bozulmadan taşınabilmesi amacıyla tahnit edildi (geçici olarak mumyalandı). Söylenceye göre bunun için kalbi ve iç organları çıkarıldı, misk ve amberle yıkanıp altın bir leğenle gömüldü. Naaş ise, geçici olarak defnedildiği otağ-ı hümayun (saltanat çadırı) içindeki yatağın altından, İstanbul'a  götürülmek üzere alındı. Ama hızla çürüyen iç organlar geride kaldı.
123 YIL SONRA O TÜRBE YIKILDI
Oğlu II. Selim, organların gömüldüğü yere 1573-1577 yılları arasında bir türbe yaptırdı. Türbeyi 25-30 silahlı muhafız korusa da Osmanlı'nın sınır boyundaki bu mekan sık sık saldırıya uğradı. Gücünü kaybeden Osmanlı 1689'da bölgeden çekildi. 1693 yılında Avusturyalılar türbeyi yağmalayıp yıktı. Bölgedeki bir tepede (Turbek) bulunan Szüz Maria Kilisesi'nin papazı 1913'te Avusturya-Macaristan ile aynı safta Dünya Savaşı'na girmeye hazırlanan Osmanlı'ya "Kanuni'nin türbesi buradaydı" diye dostluk mesajı verdi. Oysa bu kilisede sadece Osmanlıların kullandığı tipte tuğlalardan yapılmış eski bir bölüm bulunmuştu. Binayı Kanuni'ye bağlayan tek delil bile yoktu.
ŞAŞIRTICI BİR YERDE
En az 120 yıldır süren bilimsel araştırmalarda sona geliniyor. Orijinal türbenin yeriyle ilgili son bulgular dün TSİ 18.00'de Zigetvar'da Macar yetkililerce açıklandı. TİKA Başkanı Serdar Çam da kürsüdeydi.
Araştırmayı yürüten ekibin başındaki Peç Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Norbert Pap imzalı bildiriye göre 8 ay süren son çalışmalarda Kanuni'nin geçici mezarı aranırken "şaşırtıcı bir yerde, çok sürpriz bir keşif yapıldı." Kanuni'nin kampının kaleye 3 km uzaklıktaki Turbek'te (Türbe) değil, bundan 2 km. daha kuzeyde, bugünkü Zsiboti Ut kasabasının bulunduğu bölgedeki Szölöhegy'de (Üzüm Tepesi) olduğu saptandı.
Pap toplantıdan sonra Hürriyet'e yaptığı açıklamada şunları söyledi:
MİNİ BUZ ÇAĞI İÇİN BİLGİSAYAR MODELLEMESİ"O dönemde bölgede yaşanan Mini Buz Çağı nedeniyle, yollar, ormanlar, akarsular, bugün sandığımızdan çok farklıydı. Biz bilgisayar modellemeleri kullanarak o dönemin coğrafyasını yeniden yarattık. Geçen nisanda bu bölgedeki bir bağda tesadüfen Osmanlılara ait bir kalıntı bulundu. Kazıları bu bölgeye yoğunlaştırdık. Şimdiye kadar yapılan yüzeysel incelemeler dahi bu bölgede kaybolmuş bir Osmanlı kasabası keşfetmemize yetti. Yüzeyin hemen altında Osmanlı evlerinin temellerini, Türk seramiklerini, gümüş bir madalyonu, hali vakti yerinde bir halka işaret eden porselen gibi lüks malzemeleri çıkardık. Türbe temellerinin kendisini henüz bulamadık ama bu bölgede olduğunu düşünmek için artık yeterince delil var. Nitekim zamanında türbenin yanında cami, mevlevihane ve kışla da yapılmış, bunlar palanka ile çevrilmiş. Sonradan iki mahalle büyüklüğündeki Turbek dediğimiz bu kayıp yerleşim Halveti dervişlerince yönetilmiş. Son keşifler bu kayıp kasabayı bulmuş olabileceğimizi gösteriyor. Sıradışı bu yerleşimin kaynağı olduğunu sandığımız türbeyi bulmak için kazıları sürdüreceğiz."
Hürriyet oradaSON keşfin yapıldığı bölgeye dün Türk medyası ve hatta Türk bilim adamlarından önce Hürriyet gitti.
Önce Zigetvar kalesinin 5 km kuzeyindeki Zsiboti Ut kasabasında bir üzüm bağında, Osmanlılara ait bir nöbetçi kulesinin kalıntıları bulundu. Buranın birkaç yüz metre kuzeyindeki yamaçtan kale de görülebiliyor. 1913'ten beri dillere pelesenk olan kilisenin bulunduğu yerin kaleyi görmeyen, askeri açıdan elverişsiz bir noktada bulunması dikkat çekiyor. Yeni saptanan mevki; keşfedilen kalıntılar, savaş alanına hakim bir noktada olmasına karşın top menzilinin dışında kalması gibi nedenlerle padişahın çadırı ve dolayısıyla geçici kabri için daha muhtemel bir yer gibi görünüyor.
Hedef 2016'ya kadar bulmakKAZI ekibinin başındaki Macar uzman Erica Hancz, "Kilisenin altından türbeye dair hiçbir buluntu çıkmadı. Türbenin artık burada bulunmadığına eminiz" diye konuştu. Hancz, Hürriyet'e, "Şimdi bu yeni bölgeyle ilgili çok sayıda arşiv belgesini taramak, gerekli izinleri alıp bağ evlerinin yakınında kazı yapmak gerekiyor. Kanuni'nin ölümünün 450. yıldönümü olan 2016'ya kadar türbeyi bu bölgede bulacağımıza inanıyorum" dedi.
Türk bilim insanları o kadar emin değil... Ya izler süpürüldüyse...
TÜRK bilim insanları sonuçlardan o kadar da emin değil. Dün sempozyum, hararetli tartışmalar yaşanacağı anlaşılınca basına kapatıldı. Macarlar, Türk akademisyenlere önceden bilgi verilmediği suçlamasına, "Bilgi verdik. Örneğin duayen tarihçi Prof. Halil İnalcık daha üç hafta önce buradaydı. Keşif onu çok heyecanlandırdı" yanıtını verdiler.
Türk heyetindeki bir uzman, Hürriyet'e,  "Macarlar kilisenin altında türbe olmadığını kanıtlamaya çalışıyor. Bu sonuca varmak için daha fazla araştırma yapmak gerek. Bölge alüvyonla dolmuş. Bunlar temizlenip türbenin temeli aynı yerde, kilisenin altında aranmalı" dedi.
Macar kazı ekibinin çalışmalarına doğrudan katılan tek Türk akademisyen olan İstanbul Üniversitesi'nden sanat tarihi uzmanı Yrd. Doç. Dr. Fatih Elcil ise sonuçları Hürriyet'e şöyle değerlendirdi: "Kilisede türbeye dair bir iz bulunamadığı doğru. Ama ben bu aşamada 'Türbe orada değildir' diyemem. Bunu demek için türbenin kalıntılarının bir başka yerde bulunması gerekiyor. Sonuçta türbe kilisenin olduğu yerde yapılmış, ama tüm izleri daha sonra süpürülmüş de olabilir."
                
TİKA'dan destekTİKA Başkanı Serdar Çam, Hürriyet'e dün Zigetvar'da açılan Türk Evi'nde şunları söyledi: "Başbakanlar arası protokol gereği ortak değerler bilimsel veriler doğrultusunda araştırılıyor. Kanuni Sultan Süleyman Hazretleri'nin türbesi zaten İstanbul'da. Buradaki noktanın belirlenmesi bu anlamda çok önemli değil. Ama Macar uzmanlar başka bir yer tespit ederse, biz onun araştırılmasına da yardım ederiz. Önemli olan burada ortak anılara saygı gösterilmesi. O da zaten yapılıyor."
Peki Kanuni'nin kalbi nerede?Bu soru cevaplanmasa da Budapeşte ELTE Üniversitesi Türkoloji profesörü Geza David şöyle diyor:
"Ahmed Feridun Bey, Sokullu'nun sır katibidir. Kanuni'nin ölümüyle ilgili her şeye otağda tanıklık etmiştir. Tüm detaylardan Zigetvar Seferi tarihinde bahsetmesine rağmen iç organ meselesine hiç değinmemiş. Bu, zaten Müslümanlığa göre normal değil. Bu da olay yerinde olmayanların sonradan uydurduğu bir detay olabilir. Evliya Çelebi asılsız birçok yerel söylentiyi seyahatnamesine almıştır. Bugün-yarın bulunabilecek olan altın leğen değil, ilk türbenin temeli."
Boşnak Başkan'ın dedesi çözdürdüAraştırmanın üç kilit ismiyle, Mohaç ile Zigetvar'ın ortasındaki tarihi Peç şehrinde dün gece bir restoranda buluştuk: 2010'da İstanbul ve Essen ile birlikte Avrupa Kültür Başkenti olan Peç'in Belediye Başkanı Janos Kolovics, bir Türkolog olan Macaristan'ın Ankara Büyükelçisi Dr. Janos Hovari ve Dr Norbert Pap.
Son keşif için önemli bir tarihi belge ise karşımda oturan Başkan Janos Kolovics'in büyük dedesinden gelmiş... 1737'de 80'li yaşlarında olan Boşnak asıllı Ferenc Kolovics, Kilise ile bir mülkiyet anlaşmazlığına düşmüş. Kolovics'in o dönemde mahkemeye sunduğu belgede, bundan 150 yıl önce Zigetvar'da Osmanlı vakfı olan binaların listesi de var. Dolayısıyla Kanuni'nin türbesinin de neredeyse adresi veriliyor.
BÜYÜKELÇİ: HEDEF 22'NCİ YÜZYILTİKA da geçtiğimiz günlerde Osmanlı arşivlerine göre türbenin muhtemel koordinatlarını Macar uzmanlara iletti. Tüm bunların Kanuni'nin kalbinin gömüldüğü yeri, bir anlamda ikinci kabrini bulmaya yetip yetmeyeceği bugün şekillenecek. Ama bir İstanbul beyefendisinin Türkçesi ile konuşan ve  Belediye Başkanı Kolovics'i "Sancak Beyi Ferenc Bey" diye tanıtan Büyükelçi Janos Hovari, çok daha önemli bir noktaya parmak basıyor:
"Biz Zigetvar'da Türk Evi'ni, yakında restore edeceğimiz Süleyman Camii'ni ve Osmanlı kalesini 100 yüzyıllık projeler olarak düşündük. Bunlar bizim ortak tarihimiz. Çanakkale Savaşı'nda Türk Boğazları'nı savunan ve Budapeşte yapımı olan en büyük top da öyleydi. Tekirdağ'daki, Kütahya'daki Macar müzeleri de öyle. Biz uzun zaman önce savaşan, ama ondan da uzun süredir kardeş olan, benzer bir dil ve geçmişe sahip iki milletiz. Bunlar bizim anılarımız, bizim hikayemiz. TİKA ile beraber bu anılara sahip çıkma, onları ihya etme işine daha yeni başlıyoruz. Hedef 22'nci yüzyıl....