Vahdettin belgesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vahdettin belgesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2017 Cumartesi

Son Osmanlı Padişahı Vandettin'in torunu Neslişah Evliyazade

 'Aileniz Atatürk'e kızgın mı?' sorusuna "Süründüler, evet. Ama aksi olsaydı şimdi bu ülkede oturmazdık. Ne olurdu hain denmeseydi, biraz paraları olsaydı, bu dramları yaşamasalardı… Sadece bu var. 35 padişahın mezarı burada, Vahdettin'inki Suriye'de. Niye orada kalsın? Ama asla Atatürk'e düşman ya da kızgın değiller. Belki ailemin, Osmanlı hanedanının sonu oldu ama Türk halkının da kurtuluşu oldu" dedi.

Galatasaray Adası'nın tapusunu istemesiyle gündeme gelen II. Abdülhamid'in torunu Nilhan Osmanoğlu'nun ardından son Osmanlı Padişahı Vahdettin'in 5'inci kuşaktan torunu Neslişah Evliyazade de konuştu.  Tam bir Atatürkçü olan Neslişah Evliyazade S. Hanedan mensuplarının prensiplerine göre çok mütevazı büyütülmüş. Osmanoğlu'nun aksine Evliyazade, "Ailemizin sonu Türk halkının kurtuluşu oldu. Mustafa Kemal padişah olsaydı Osmanlı devam ederdi” diyor. Ve ekliyor “Hanedan kadınları iyi eğitimli ve feministti. Bizde herkes kendi işini kendi yapar.”
Vahdettin’in torunu Neslişah Evliyazade Posta Gazetesi’nden Canan Danyıldız’a konuştu. Söyleşi şöyle:
Sultan Vahdettin’in tam olarak kaçıncı kuşak torunusunuz?
5'inci kuşaktan torunuyum. Annem Hanzade Hanım'ın annesi Hümeyra Sultan, Ulviye Sultan'ın kızı ve Yıldız Sarayı'nda doğmuş. Sultan Vahdettin İstanbul'dan sürgün edildiğinde onunla önce San Remo'ya, oradan Nice'e birlikte giden torunu da anneannem Hümeyra Sultan.
O sürgünden dönebiliyor mu?
Evet. Hümeyra Sultan Cumhuriyet'in ilanından sonra Türkiye'ye dönebilen ilk hanedan mensubu. Atatürk, sadece kadınlara özel bir izin veriyor, o da öyle dönebiliyor.
Atatürk'le karşılaşmışlar mı peki?
Bir baloda Atatürk onu dansa kaldırıyor. Ama anneannem ölene kadar, “Benim Hümeyra Sultan olduğumu bildiği için mi kaldırdı, yoksa öylesine mi dans ettik, hâlâ bilmiyorum” derdi. Anneannem Atatürk'e bayılmış.
DEDEM VAHDETTİN'İN TABUTUNA HACİZ KONDU
Sürgünün ilk yıllarına dair neler anlatırlardı?
Hiç paraları olmadan Nice'e geliyorlar. Biraz sefil bir hayat… Nice'te Alfred Nobel'in evini tutuyorlar. Ben yıllar sonra o evi gördüm. Dedem Vahdettin'in tabutuna bile haciz konuyor, o kadar diyeyim. Yaşadıkları ülkelerde hanedan üyeleri olduklarını da söylemezlerdi, mütevazılıktan.
Sarayın kadınları aslında nasıllar?
Hepsi çok zeki ve zarif kadınlar. Çok çalışkanlar ve sözleri erkeklerden daha fazla geçiyor. Dahası sürgünde farklı işler yapmak zorunda kaldıkları için karakterleri daha da güçlü. Mesela anneannem sonraki yıllarda Amerika'ya gidiyor. Orada Nato askerlerine Türkçe öğretiyor.
Yani bizim hayal ettiğimiz gibi etraflarında hizmetliler yok mu?
Hepsi çok düzenli ve işlerini kendileri yapıyor. Çok hoş, sade ve bakımlılar. Hiçbir şeyi atmazlar. Hani hep anlatıldığı gibi, “saray kadınlarının mücevherleri, savruklukları” falan yok. Bu arada bütün Osmanlı hanedan mensupları yüksek sesle konuşur. Ve çok hayvanseverler.
Peki anneanneniz Hümeyra Sultan ve annesi Ulviye Sultan, saraydan dışarı çıkmazlar mıymış?
Hayır! Çok sosyal kadınlar. Hepsi iyi derecede İngilizce, Fransızca, İtalyanca gibi Avrupa dillerini biliyorlar ve iyi yüzüyorlar. Çok demokratlar.
Ne severlermiş, nasıl yaşarlarmış?
Et yemeklerine bayılırlar, sorbe ve dondurmaya da… Yüksek sesle konuşarak yemek yerler! Futbol delisiydi çoğu! Fotoğrafa çok meraklılar. Ellerinden her iş gelir. Sarayda öğretilirmiş ama dışarıda “Haydi çalış” deyince afallamışlar. Feministlerdi bir de! Cüceleri de var. Hepsini aile ferdi gibi sahiplenmişler.
Çok fakirlik çeken olmuş mu?
Evet. Mesela Şehzade Orhan Efendi Fransa'da mezar bekçiliği yapmış. Vefat ettiğinde cenazesinde beş kişi varmış.
Dedeniz Vahdettin vatan haini ilan edilmişti…
Ailem buna çok üzüldü, çok kırıcı bir şey. Üstelik Sultan Vahdettin Kurtuluş Savaşı'nı da, Mustafa Kemal'i de destekliyor. Ama yeni yönetimlerde her zaman böyledir ya… Eskisi suçlanır.
Tarih derslerinde siz de zorlandınız mı?
Tabii. Ben öğrenciyken de ‘vatan haini' diyorlardı. Üstelik tarih bir bütün; Fatih'i kahraman yapıyoruz, Vahdettin'i hain… Olur mu öyle şey? Sultan Vahdettin, bir gün geri dönecek diye yanına hiçbir eşyasını almamış. Bu nasıl kaçmak? İsteseydi kalırdı. Halktan da destek görürdü. Gitmeseydi iç savaş çıkardı…
Aileniz Atatürk'e kızgın mı?
Süründüler, evet. Ama aksi olsaydı şimdi bu ülkede oturmazdık. Ne olurdu hain denmeseydi, biraz paraları olsaydı, bu dramları yaşamasalardı… Sadece bu var. 35 padişahın mezarı burada, Vahdettin'inki Suriye'de. Niye orada kalsın? Ama asla Atatürk'e düşman ya da kızgın değiller. Belki ailemin, Osmanlı hanedanının sonu oldu ama Türk halkının da kurtuluşu oldu.
Sultan Vahdettin Atatürk'ü sever miydi?
Sürgündelerken, kalfalardan biri anneannem Hümeyra Hanım'a, İzmir Marşı'ndaki “Yaşa Mustafa Kemal Paşa” sözlerini “Kahrolsun Mustafa Kemal” diye öğretmiş. Anneannem de beş yaşında, ne bilsin… Şarkıyı böyle söylerken Sultan Vahdettin duymuş ve “Bir daha benim askerime kahrolsun deme” diyerek kızmış. Kimsenin böyle bir şey demesine izin vermezmiş.
Ailenizde Vahdettin'den ya da saraydan kalan yadigarlar var mı?
Tuğrası bizde. Çok şık, zarif.
Parlamenter sistem mi yoksa başkanlık mı?
Ben liberalim, parlamenter sistemden yanayım.
En çok hangi sarayı seviyorsunuz?
Topkapı Sarayı'nı çok beğeniyorum. Bir gece kalacaksın deseler orayı tercih ederim.
TAPUSU OLAN TOPRAĞINI ALABİLİR
Sizin de Nilhan Sultan gibi “Şurası bizim, geri verin” diye isteyeceğiniz yerler var mı?
Benim bildiğim tapusu Osmanlı hanedanına ait olan bir yer yok. Sultan Vahdettin'e ait olan bir mülk varmış, orayı da o dönem satmış. Ellerinde tapuları olan hanedan üyeleri varsa, tabii ki almalılar. Ona bir şey diyemem.
Vahdettinin torunu Neslişah Evliyazade: Ailemizin sonu Türk halkının kurtuluşu oldu
At biniyorsunuz; çok şampiyonluğunuz var…
Evet, şampiyonluklarım var. 15 yaşından beri at biniyorum. Milli biniciyim. Babam Osman Refik'in dedeleri Nejat ve Sedat Evliyazade, atlara çok meraklıymış. Bana da onlardan geçmiş. Türkiye Jokey Kulübü'nü kurmuşlar. Altay Spor Kulübü'nü de onlar kurmuş. Kırmızıya yakın renkteki atlarından birinin adı Al Tay'mış.
ATATÜRK SULTAN OLSAYDI OSMANLI DEVAM EDERDİ
Saray içi o kadar modernken, bu yönetime niye yansımamış?
Bence bu zamanlama ve karakterle ilgili. Dedem Vahdettin, sultan olmayı zaten hiç istememiş. O dönem hanedanın başına kim gelse bir şey değiştiremezdi. Ancak Mustafa Kemal gibi bir karakter sultan olsaydı, belki Osmanlı yönetimini modernleştirebilirdi. Osmanlı devam edebilirdi

18 Ocak 2015 Pazar

Bir Padisahin hüzünlü vedasi


www.yalanyazantarihutansin.org
Yedikıta dergisi, Sultan Vahdettin Han’ın dönemine ışık tutan geniş bir dosya hazırladı. Dosyada Anadolu direnişinin Sultan Vahdettin Han tarafından nasıl başlatıldığı anlatılırken, Sultanın yurtdışına çıkma sebepleri, karşılaştığı acı durumlar ve tarihi gerçekler bütün çıplaklığıyla ortaya konuluyor.
Yedikıta Tarih ve Kültür dergisi Aralık sayısında Sultan Vahdettin Han’ın dönemine ve özellikle de yurtdışına çıktıktan sonra karşılaştığı acı tablolara yönelik geniş bir dosya yayınladı. Tarihçi Yazar Ömer Faruk Yılmaz’ın kaleme aldığı ‘Sultan’ın Tabutuna Haciz’ başlıklı makalede Sultan Vahdeddin Han’ın kurtuluş hareketinin başlatan kişi olduğu yazıldı.
Vahdeddin’in ülkeyi işgalden kurtarma planı
Makaleye göre, Sultan Vahdettin Han, ülkenin kurtuluşunun işgal altındaki İstanbul’dan gerçekleştirmenin mümkün olamayacağını biliyordu ve bu sebeple işgalci güçlere karşı Anadolu’da teşkilatlanmaya karar verdi.
İngilizler, kendisinden işgalci güçlere karşı mücadele veren halkı teslim olmaya davet etmesini istiyordu. Bunu fırsat bilen Sultan Vahdeddin, görünüşte direnişleri yatıştırmak, esasında ise devleti kurtaracak teşkilatlanmayı başlatmak üzere Anadolu’ya bir heyet göndermeyi kararlaştırdı. Anadolu’ya giden heyet İstanbul’un tam desteği ile gitti. Heyet Anadolu’da padişah adına teşkilatlanmayı yapacak, padişah da uygun bir zamanda Anadolu’ya geçip devleti işgalden kurtarma yoluna gidecekti.
Saray halkı büyük destek verdi
Sultan Vahdeddin, Anadolu harekâtına el altından desteğini sürdürdü. İstanbul’dan silah, para, mühimmat ve insan gücü göndertti. Öyle ki, Hilal-i Ahmer Cemiyeti çeşitli yardımlar adı altında topladığı paraları ve muhtelif malzemeyi bir şekilde Anadolu’ya ulaştırıyordu. Hilal-i Ahmer’in bu yardımlarının içinde padişah ve ailesinin ve hatta bütün saray çevresinin yaptığı yardımların evrakı arşivlerde mevcuttur.
Padişahı dışladılar, saltanatı ve hilafeti kaldırdılar
Anadolu harekâtı İstanbul’un verdiği destekle teşkilatlanmasını sürdürmüş ve Osmanlı Devleti için bir kurtuluş ümidi yeşermeye başlamıştı. Fakat Anadolu harekâtı bir anda İstanbul’a karşı bir tavır içine girmeye, padişahı dışlamaya başladı. Son alınan kararlarla Osmanlı saltanatını kaldırma teşebbüsüne kadar giden bu tavır neticesinde Osmanlı saltanatı lağvedildi (1 Kasım 1922). İki sene sonra da Hilafet kaldırılarak Osmanlı Devleti’nin bütün resmî devlet hukuku tarihe intikal ettirildi (3 Mart 1924). Hilafetin ilgası kararı ile Osmanlı hanedan mensupları da sınır dışı edildi.
Hicretten başka yol bırakmadılar
Bu tarihten itibaren gerek basında ve gerekse resmî idarede İstanbul’a ve padişaha karşı çok ağır hakaretler ve sözler sarf edilmeye başlandı. Yalan ve uydurma haberler yaptırıldı. Padişahın istifa ettiği ve hatta gizlice kaçtığı söylendi. Bütün bunları yapanlar yine kendisinin yetkilendirip desteklediği kişilerdi. Bunlara karşı mücadele kendi evlatlarına karşı mücadele etmek olduğunu ifade ederek ‘şimdilik’ kaydıyla daha emin bir yere ‘hicret’ etmeyi uygun buldu.
Yanına tek kuruş para almadı
15 Kasım 1922’de bu isteğini İngiliz işgal makamlarına bildirdi ve 17 Kasım’da İngiliz Malaya1 Zırhlısı’na binerek bir daha dönüp dönemeyeceği meçhul bir yolculuğa çıktı. Yanına hazineden veya devletin malından tek kuruş para veya mücevher almadı. Bunlar milletime aittir dedi ve son okuduğu çok kıymetli ve mücevherlerle süslü bir kitabı bile hazineye iade etti. Gemi 20 Kasım’da Malta’ya vardı.
Mısır idaresi padişaha alaka göstermedi
Sultan Vahdeddin Malta Adası’nda bir buçuk ay kadar kaldı. Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in davet mektubu üzerine Malta’dan bir gemi ile Mısır’a gelmişti. Mısır idaresi padişaha hiç alaka göstermemiş ve karşılama bile yapmamışlardı. Buradan Süveyş’e oradan Mansura’ya, 15 Ocak 1923’te de Cidde’ye varıldı. Cidde’de bir müddet dinlendikten sonra Mekke-i Mükerreme’ye hareket edildi ve padişah burada bir aya yakın ikamet etti. Buranın havasına alışamadığını ifade ederek bir müddet Taif’te ikamet etti. Mekke-i Mükerreme’ye dönen padişah burada kalamayacağını İngiliz makamlarına bildirip Filistin’e gitmek istediğini söyledi. Hicaz’da İngilizlerin bir oyunu olduğunu ve burada kalırsa Hilafet makamını Şerif Hüseyin’e kullandırtacaklarını anlamıştı.
Yazdığı vesika ‘Âlem-i İslam’a Beyannâme’ dağıttırılmadı
Sultan Vahdeddin, Mekke-i Mükerreme’de bulunduğu sırada çok mühim bir vesika yayınladı. Bu vesika ‘Âlem-i İslam’a Beyanname’ ismini taşıyordu ve yaşadıklarını tek tek ortaya koyuyordu. Anadolu harekâtının nasıl başladığını ve kendisinin bu husustaki fikirlerini ve sonra kendisine ve Osmanlı saltanatına karşı yapılanların haksızlığını ortaya koyuyordu. Bu beyannamenin dağıtılmasına müsaade edilmedi.
Filistin’e gitmesine izin verilmedi
Sultan, Filistin’e gitmek istediğini bildirmiş fakat müsaade edilmemiştir. Sultan Vahdeddin Mekke-i Mükerreme’de bulunduğu sırada umre yapma fırsatı bulmuştu. Sultanın yeni ikamet yeri tam olarak belli edilmediği halde Hicaz’dan 20 Nisan 1923’te vapurla ayrıldı. Önce İskenderiye’ye oradan da 28 Nisan’da İtalya’ya hareket etti ve 2 Mayıs’ta İtalya’nın Cenova şehrine vardı.
Cenova’da bir otelde kalan padişah daha sonra San Remo şehrinde kiralanan Villa Nobel isimli mekâna yerleşti ve vefatına kadar burada kaldı. Sultan Vahdeddin, buradaki ikametini hiçbir zaman daimi düşünmemiş, bir gün mutlaka bir Müslüman memleketine döneceğini umut etmişti. Fakat şartlar ve bilhassa İngilizlerin bütün yolları kapatması buna müsaade etmedi.
El Ezher Şeyhini mektupla uyarmış
Mesela Mısır’da toplanmak isteyen Hilafet kongresine karşı Ezher Şeyhi Muhammed Ebu’l-Fazl’a şiddetli bir mektup yazarak, kendisinin halife olduğunu ve birtakım oyunlar ile halife arayışına girmenin doğru olmadığını, halife arayışına girmek yerine Müslümanların sıkıntılarını gidermek için çalışmalarını bildirmişti. Hatta mektubunda kendisine Müslümanların yanında kalabileceği bir yer bulmalarını bile söylemişti.
Sultanın vefatı ve tabuta konan haciz
Sultan Vahdeddin 16 Mayıs 1926 günü akşam geç saatte vefat etmişti. 65 senelik bir hayat ve Osmanlı Devleti’nin son padişah ve son halifesi artık veda etmişti. Padişahın naaşına otopsi sonrası bir tabuta konulmasının ardından acı dolu günler yaşanır. Alacaklılar cenazesinin haczettirirler. Villa’da ne varsa, şahsî eşyalar ve sair hepsine el konulur. Padişahın cenazesi eşyalarla birlikte bir ay kadar villanın giriş katında mahsur kalır.
Abdülmecid Efendi Fransa’dan bir miktar para gönderir fakat yetmez. Cenazenin haczinin kaldırılması Fransa’daki kızı Sabiha Sultan’a nasip olur. Sabiha Sultan elinde kalan mücevherlerinden birini ve bir çift küpesini satarak babasının haczini kaldırtır.
Kabri Türkiye dışında kalan tek sultan
Bir taraftan hacizle meşgul olan padişahın yakınları, diğer taraftan da padişahın nereye defnedileceğini araştırıyorlardı. Cenazeyi Türkiye’nin hiçbir şekilde kabul etmeyeceği belliydi. Ama ne yapılacaktı, bilinmiyordu. Nihayet yapılan araştırma ve yazışmalardan Suriye’nin Şam şehrinde Yavuz Sultan Selim’in yaptırmış olduğu caminin haziresine defnedilmesine karar verildi ve hemen resmi müracaatlar yapıldı. Suriye’de Sultan Abdülhamid Han’ın kızıyla evlendikten sonra ayrılan Ahmed Nami Bey devlet başkanı idi ve bu talebi kabul etti. Fakat Fransa işgalindeki bu topraklara defin için Paris’ten izin alınması gerekiyordu ve nihayet gerekli izinler alındı. Haczin kalkmasıyla padişahın naaşı bir arabayla istasyona getirildi ve Trieste’den gemiyle Beyrut’a ve oradan da trenle Şam’a nakledildi. Şam istasyonunda cenazeyi hanedanın eski damadı ve Suriye devlet başkanı Ahmed Nami Bey askerî merasimle karşıladı. Cenaze Yavuz Sultan Selim Camii’ne getirildi ve üzerine Kâbe-i Muazzama’nın örtüsü örtüldü. Ardından cami avlusunda açılan kabre defnedildi

18 Eylül 2013 Çarşamba

Tarihi sarsacak Vahdettin belgesi


21 Nisan 2011 Perşembe, 08:29
Son padişah Vahdettin'in Millî Mücadele'ye desteği, İngiliz belgelerinde çıktı

Tarihi sarsacak Vahdettin belgesi
<_script /><_script />
Yakın tarihe ışık tutacak bilgilerin yer aldığı ve 90 yıldır İngiltere Devlet Arşivi'nde bulunan Türkiye Raporu orijinal haliyle yayımlandı.1921'de İstanbul'da bulunan İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold'un kaleme aldığı raporda Padişah Vahdettin'in Millî Mücadele'ye açıkça destek verdiği anlatılıyor. İstanbul'daki nazırlardan birinin bu süreçte Millî Mücadele güçlerine silah ve cephane tedarikinde bulunduğu belirtiliyor. Anadolu'ya asker, savaş malzemesi vs. göndermek için İstanbul'da örgütlerin kurulduğuna da dikkat çekiliyor. Ayrıca resmî tarihi sarsıcı şu tespitlere yer veriliyor: "İstanbul hükümeti, Yunanlılarla mücadelede Ankara'dan yana tavır koymuştur..."

Türkiye hakkında ayrıntılı ve çarpıcı bilgiler içeren belgeleri yayımlayan Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Satan, söz konusu raporların kapsamlı ve soğukkanlı analizler olduğunu belirterek, objektif veriler barındırdığını ve döneme ait bilgilerimizi zenginleştirdiğini dile getiriyor. Raporda resmî tarihi sarsıcı şu ilginç tespitler yer alıyor: "İstanbul hükümeti, Yunanlılarla mücadelede doğal olarak Ankara'dan yana tavır koymuştur... Sadrazam ve Hariciye nazırı, Ankara hükümeti ile doğrudan ilişkilerinin olmadığını söylese de buna inanmak güçtür... İstanbul hükümeti nazırları Ankara'dan bağımsız görünmekle beraber Ankara'nın görüşlerini göz önünde tutuyorlardı." Öte yandan, İngiliz diplomatlar yazdıkları raporda, İtilaf Devletleri'nin Türk-Yunan savaşında tarafsız olduklarını ilan etmelerinden sadece birkaç gün sonra bu karara uymama konusunda anlaştıklarını itiraf ediyor.

Ali Satan, An-kara'nın Milli Mücadele zamanında Müslüman ülkelerden yardım istemesinin İtilaf Devletleri'ni kaygılandırdığının raporlardan anlaşıldığını ve bu durumun raporlara, 'Ankara'nın dış ilişkilerinde panislamist bir etki görülmektedir' diye geçtiğini ifade ediyor. Kitabın, dönem ile ilgilenen herkes için kaynak bir eser olduğuna dikkat çeken Satan, "Raporlarda, azınlıkların durumu, ekonomik ve adlî reformlar, sıhhî hizmetler, gümrükler gibi pek çok konuda bilgiler sunulmakta. Yalnızca siyasî tarih için değil, sosyal tarih ve şehir tarihi araştırmaları için de değerli bir kaynak." diyor.

Dokümanların ortaya koyduğu gerçekler

"Sadrazam ve Harbiye nazırının inkâr etmesini rağmen İstanbul hükümeti, Anadolu direnişini destekliyor, silah ve cephane gönderiyor."

"Ankara'nın dış ilişkilerinde panislamist etki görülmektedir."

"İngiltere Türklerin mukavemetini, direncini görmek istiyor."

"Türkler, Yunanlıların arkasında İngiltere'nin olduğunu bilerek hareket ediyor."

(Zaman)