Avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2015 Cumartesi

Avrupalılar Anesteziyi İbni-î Sinâ'dan öğrendi



Ibni-Sina ile ilgili PDF ler



Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi bilgi ve becerinin çeşitli alanlarında seçkinleşmiş olan, İbn-i Sinâ (980-1037), matematik alanında matematiksel terimlerin tanımları; astronomi alanında ise duyarlı gözlemlerin yapılması konularıyla ilgilenmiştir.

Astroloji ve simyaya itibar etmemiş, Dönüşüm Kuramı'nın doğru olup olmadığını yapmış olduğu deneylerle araştırmış ve doğru olmadığı sonucuna ulaşmıştır. İbn-i Sinâ'ya göre, her element sadece kendisine özgü niteliklere sahiptir ve dolayısıyla daha değersiz metallerden altın ve gümüş gibi daha değerli metallerin elde edilmesi mümkün değildir.                                        


İbn-i Sinâ, mekanikle de ilgilenmiş ve bazı yönlerden Aristoteles'in hareket anlayışını eleştirmiştir. Aristoteles, cismi hareket ettiren kuvvet ile cisim arasındaki temas ortadan kalktığında, cismin hareketini sürdürmesini sağlayan etmenin ortam, yani hava olduğunu söylüyor ve havaya, biri cisme direnme ve diğeri cismi taşıma olmak üzere birbiriyle bağdaşmayacak iki görev yüklüyordu.

İbn-i Sinâ, bu çelişik durumu görmüş, yapmış olduğu gözlemler sırasında hava ile rüzgârın güçlerini karşılaştırmış ve Aristoteles'in haklı olabilmesi için havanın şiddetinin rüzgârın şiddetinden daha fazla olması gerektiği sonucuna varmıştır. Oysa bir ağacın yakınından geçen bir ok, ağaca değmediği sürece, ağaçta ve yapraklarında en ufak bir kıpırdanma yaratmazken, rüzgâr, ağaçları sallamakta ve hatta kökünden kopartabilmektedir; öyleyse havanın şiddeti, cisimleri taşımaya yeterli değildir.

Batılı kaynakların “Hâkim-i Tıb”, diğer bir deyişle “Hekimlerin Piri ve Hükümdarı” olarak nitelendirdikleri İbni Sina’nın bin yıl önce kaleme aldığı Küçük Tıp Kanunu (El Kanun El-Sağir fi’t Tıbb) Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları tarafından Türkçe’ye kazandırıldı. Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, aynı zamanda Tıp Tarihi ve Etiği uzmanı Prof. Dr. Kadircan Keskinbora tarafından yayına hazırlanan kitap, 10 makale ve 110 sayfadan oluşuyor. Yazdığı kitaplar asırlarca Batı dünyasında da temel tıp kitapları olarak okutulan İbni Sina’nın Arapça yazdığı Küçük Tıp Kanunu’nda hastalıklar ve tedavileriyle ilgili birbirinden çarpıcı yorumlar yer alıyor; hangi otların hangi hastalıkların tedavisinde kullanıldığı anlatılıyor. Prof. Dr. Keskinbora, Küçük Tıp Kanunu’nun kendisinin aralarında bulunduğu 4 kişilik bir ekip tarafından tercüme edildiğini söyledi: “İbni Sina’nın yazdığı kitapların sayısı 200’ü geçiyor. Küçük Tıp Kanunu ise ‘İlimler Âlimi’ İbni Sina’nın 1013 yılında yazdığı ‘El Kanun fi’t Tıbb’ adlı 5 ciltlik tıp ansiklopedisinin bir özeti. Bu özeti hem öğrencileri için bir el kitabı olsun, hem de daha yaygın okunabilsin diye yazmış.’’ 

İBNİ SİNA KİMDİR? 
İBNİ Sina 16 yaşında tıp ilmini öğrenmek için kitaplar okumaya başlar. Kısa zamanda tıbbi bilgileri öğrenmek bir yana, yeni tedavi yöntemleri de geliştirir. 19 yaşına geldiğinde ise artık o bir tıp doktorudur. Küçük ve büyük kan dolaşımını birbirinden ayıran âlim olarak bilinen İbni Sina, yasak olmasına rağmen kadavralar üzerinde de çalıştı. İbni Sina’nın Kanun adlı eserlerinin ölümünden 100 yıl sonra Latince’ye çevrildiğini ifade eden Prof. Keskinbora “Bu çeviriler Batı dünyasında adeta patlama etkisi yarattı. Eserleri başta Fransa’nın en meşhur tıp fakülteleri olan Montpellier ve Louvain Üniversiteleri olmak üzere Avrupa’daki tıp fakültelerinde temel kitap olarak okutuldu. Bir bakıma İbni Sina 700 yıl Avrupa’nın da tıp hocası oldu” dedi. Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç ise “İbni Sina bin yıl önce Hidrosefali adı verilen hastalığın beyin ve omurilik sıvısının bir dolaşım bozukluğu olduğunu düşünmüş ve beyin sıvısının boşaltılmasının gerekli olduğunu kanunda bildirmiştir. İbni Sina’nın bin yıl önce gördüğü bu gerçek bu alandaki güncel tedavinin esasını oluşturan temel ilkedir’’ diye konuştu. 980-1037 yılları arasında yaşayan İbni Sina kulunç hastalığı nedeniyle öldü. 

Baş ağrısından kurtulmak için kan verin, yumurta yiyin

BAŞ AĞRISINA HACAMAT
“Ateşli baş ağrısı kandan olur. Alameti ise yüz kızarması, damarların barizleşmesi, nabız atılının büyümesidir. İlacı kan vermek ve hacamat (vücuttaki pis kanın atılması) yaptırmaktır. Alınması gereken gıda yumurta sarısı, hindiba ve sirkedir.’’

ACI ÇEKENİ HAMAMA GÖTÜRÜN
“Aşktan hüzün, uykusuzluk, sayıklama meydana gelirse akli dengesini kaybetmesinden korkulur. Bu durumda çorba türü sıvı yiyeceklerle beden nemlendirilmelidir. Her gün hamama götürülür. Menekşe yağı koklatılır. Bu bedenin ilacıdır. Ruhun aşkına gelince bu bir psikolojik hastalık türüdür. Bu kişiye nasihat edilmelidir. Ta ki duyguları olabildiğince hafiflesin. Ya da daha başka işlerle düşüncesinin meşgul edilmesi gerekir.’’ 

ASTIMA BAL-BADEM
‘Hekimlerin Piri’ astım hakkında da şu şifalı bitkileri öneriyor: “Bir kimse yürürken hareketlerinde nefes darlığı ile birlikte sert sallantı ve göğsünde ağırlık varsa pişirilmiş kuru zufa otu yedirilir, ada soğanı sıyrığı (yalamtık), geven, sarı incir, kabuksuz badem ve bal ile birlikte yedirilerek içirilir. Ceviz yağı ile birlikte nohut suyu, dereotu, yedirilir ve sıcak su içirilir.’’ 

BÖBREK TAŞI FORMÜLÜ
“Böbreklerde şiddetli ağrı meydana gelir ve hastanın idrar kabında kum kalırsa böbreklerde oluşmuş taşlardan dolayıdır. Hastaya şu ilaçlardan biri verilir: Kabuksuz karpuz çekirdeği veya çekilmiş üzüm çekirdeği veya kereviz ve anason çekirdeği verilir. Diken çekirdiği, gül çekirdeği, gül, hatmi tohumu, molehiya tohumu birer dirhem ağırlığında öğütülür, taze, mayhoş meşrubatla ezilerek içilir. Ağır yemekler ve süt ürünlerinden men edilir, acı badem yağı ile siyah nohut yedirilir.’’ 

UÇUK VE MANTARA SİRKE 
“Uçuk ve mantar tedavisine bölgeye uygulanacak olan ilaç, sarı terminalia tohum özü, meyan kökü yaprağı karışımının ezilmesi bölgeye sirke yağ ve petekle sürülmesidir. Gıda hafifletilir.’’ 

CİNSEL İSTEKSİZLİKTE YAPILACAKLAR 
“Hastaya yağlı acı yayık, şekerli süt ve zencefil içirilir. Beline menekşe yağı sürmüşse tatlı içeceklerden alıkonulur, balık eti yedirilir. Şayet soğuk tabiatlı bir kimse ise terbiyelenmiş zencefil, rafadan yumurta ve uzun biber yedirilir. Keza bal ile soğangiller, şişman piliç, kuş eti yedirilip bayat içecekler içirilir. Beli yoğurt ve yasemin yağı ile yağlanır.’’ 

‘Sportif hareketlerin en dengelisi yavaş yürümektir’ 

* Özel olarak yüksek sesle okumak, başı ve baştaki organların hareketini sağlar. Onları ısıtır, temizler ve yeniden güçlendirir. 

* Hızlı yürüyüş kalçaları, uylukları, bacakları ve ayakları hareket ettirir; bunları ısıtır ve güçlendirir. Sportif hareketlerin en dengelisi yavaş yürümektir. 

‘YEMEKTEN ÖNCE BİR MİKTAR SPOR YAPIN’ 

* Hareket doğal ısıyı harekete geçiri, geliştirir. Hareketsizlik doğal sıcaklığı dondurur ve söndürür. 
* Yemekten önce bir miktar spor yapın. Öncesinde ve sonrasında dinlenin. Yemekten sonra hareket etmeyin. 
* Tek cins yemek ile yetinilmemeli, farklı yemekler yenmeli. Çünkü bu tedbir bakımından önemlidir. 
* Yemeklerin farklı renklerde olması da önemlidir. Ancak her zaman olması gerekmez. 
* Yemek yağlı ise bunun yanında tuzlu veya acı yerse; yine tuzlu ve acı yerken yağlı bir şey yemesi iyidir. Yemek ekşi ise yanında tatlı yemesi zorunludur. Tatlının yanında ekşi de böyledir. 

‘Hamurlu tatlılar damarları tıkar’ 

İbni Sina, tatlılar hakkında bin yıl önce şu çarpıcı değerlendirmeyi yapmış: “Tatlılar iki türlüdür. Ballı ve hamurlu. Ballı olanlar ağızda eriyip mideye giderse sindirime yardımcı olur. Hamurlu olanlara gelince, bunlar katıdır, sindirimi ağırdır. Damar ve eklem tıkanıklarına sebep olur. Tatlılar kan yapıcıdır, cinsel iktidara yardımcıdır. 

‘Aşırı seks akla ve gözlere zarar’ 

“Cinsel iktidarın varlığının göstergesi yaş ne kadar ilerlerse ilerlesin cinsel ilişkiye şehvet duymaktır. Çocuk denecek kadar küçük yaştaki arzuya cinsel iktidar denilemez. Bu haldeki bir cinsel arzunun terk edilmesi kişiyi bunaltır, yemeğe olan isteği iptal eder. Bu konuda aşırı gitmek bedeni bitkin düşürür, görmeyi zayıflatır ve akıl dengesini bozar.’’ 

‘Yemekten sonra ılık su içmeyin’ 
“Yemekte hoş olmayan çeşide gelince; kızartma ile haşlama, kırmızı et ile balık, kurutma ile taze, et ile süt, yumurta ile et, baklagiller ile balık bir arada yemek doğru olmayan karışımlardır. Su içmek yemek üzerine susuzluğu giderir. Bunun yemekten çok olmaması gerekir ki söndürücü olsun. Yemek ile midenin kütlesi arasına girsin. Soğukluk derecesi ise insana çok açık biçimde kendisini göstermeyecek kadar olmalı. Ilık suda bir hayır yoktur.’’

‘İbni Sina’ya göre eğitim yaşı 7 mi?’

“Çocuk yedi yaşına girmeden önce yorucu ve rahatsız edici işlerin altına itilmemeli, bu şekilde bir eğitim ve terbiye etme yoluna gidilmemelidir. Çünkü bu çocuğun dinamizmini kırar, güzel yetişmesine engel olur.’’ 

‘Aşırı uyku kişiyi aptallaştırıyor’

“Uyku organları dinlendirir ve yemekleri sindirir. Kişiyi ve nefsi korur. Bedendeki doğal hareketler uyku ile olgunlaşır. Aşırı uyku bedeni soğutur, kişiyi aptallaştırır, yüzü kurutur. Uykusuzluk ise cesedi kurutur, nemini temizler, güçleri çözer, iradeyi engeller, mizacı bozar. Aşırı uykusuzluk hali akli dengesizliğe sebep olur.’’

‘7-14 yaşta meyve suyu içirmeyin’

“Anne bebeğini sütten kestiği zaman yemeğe dönmelidir. Yemeklerin en hafif ve yumuşağı ile başlanmalı, ağırlarına doğru yavaş yavaş ilerlemelidir. Yedi yaşından sonra, 14 yaşına erişinceye kadar çocuğa meyve suyu içirilmemelidir. Çünkü bu beyin ve sinir sistemini zayıflatır.
Ibn Sînâ, el-Ķānûn fi't-tıbb'ın ikinci kitabında, Latin dünyasında “materia medica” olarak bilinen basit ilâçların sayıları 800'e varan listesini ebced alfabesine göre düzenlemiştir. Daha önce Ali b. Sehl'in uyguladığı bu alfabetik cetvel usulünün İbn Sînâ'dan sonra İbn Cezle tarafından Taķvîmü'l-ebdân, İbn Butlân tarafından da Taķvîmü'ś-śıĥĥa'da kullanıldığı bilinmektedir (Ullmann, s. 271). Kulunç (kolik) hastalığıyla ilgili olarak İbn Sînâ, gerek el-Ķānûn fi'ŧ-ŧıb'da gerekse el-Ķūlenc adlı müstakil eserinde tıbbî bakımdan ayırıcı tanı yapmış, kolikleri safra kesesine, kalın bağırsaklara ve böbrek taşlarına ait olmak üzere türlere ayırmıştır.
Göz hastalıkları konusu çerçevesinde öncelikle “remed” (oftalmi) üzerinde duran İbn Sînâ, bu hastalığı gözün “et-tabakātü'l-mültehime” denilen tabakasının iltihaplanması yani “konjoktivit” olarak vasıflandırmıştır. İbn Sînâ'nın bu konudaki Grek kaynaklarına oftalmolog Ali b. Îsâ'dan daha iyi vâkıf olduğu, el-Ķānûn fi'ŧ-ŧıb'da oftalminin üç çeşidinin Grekçe isimlerini “tartsis, kimosis, balgamî” olarak vermesinden anlaşılmaktadır (el-Ķānûn fi'ŧ-ŧıb, II, 113). Ayrıca trahomun teşhisinin nasıl yapılacağını tarif etmiştir (a.g.e., II, 136 vd.). Eserde göz adalelerinin gerilip gevşemesini ve göz yaşı kanallarının fonksiyonunu açıklayan İbn Sînâ'nın gözün anatomisine dair verdiği bilgi, eserin 1479 tarihli Latince baskısında bir illüstrasyonla resmedilmiş ve daha sonraki bazı baskılarda bu uygulama devam etmiştir (Sudhoff, V/8 [1914], s. 11-13, 19-20).
İbn Sînâ'nın cerrahiyle ilgili tesbit ve görüşleri el-Ķānûn fi'ŧ-ŧıbb'ın üçüncü kitabında yer almış olup gerek İslâm âleminde gerekse Avrupa'da güvenilir kaynak olarak kabul edilmiştir. Selçuklu Türk Atabegi Nûreddin Zengî'nin Dımaşk'ta kurduğu hastahanede hekimlik yapan İbnü'l-Kuf, el-Umde fî śınâ ati'l-cirâĥa adlı eserinde yaraların sarılma tekniğiyle ilgili olarak el-Ķānûn fi'ŧ-ŧıb'da verilen bilgilerden faydalanmıştır (Spies - Thies, LV/4 [1971], s. 386).
Ameliyatlarda anestezi yöntemi konusunda şaraba afyon, sarı sabur, âdemotu (mandragora) ve hindistan cevizi ilâve edilip hastaya içirilmesini öneren İbn Sînâ'nın çağdaşı olan Ali b. Îsâ'nın formülü de mandragora, haşhaş suyu ve afyon şeklindedir (Erinnerungsbuch für Augenärzte, s. XXXV-XXXVII). İbn Sînâ ve Ali b. Îsâ'nın anestezi yöntemi Selçuklular zamanında Suriye ve Mısır'da kullanılmaktaydı. 1218 yılında Haçlı ordusuyla İslâm dünyasına gelen Bolognalı cerrah Hugo von Lucca Müslüman cerrahlardan bu usulü öğrenmiştir. Ülkesine dönünce bu yöntemle anestezi uygulamış, oğlu Theodorich Borgognoni de aynı usulü benimseyerek ünlü bir cerrah olmuştur. Theodorich'in Chirurgia adlı kitabında zikrettiği ameliyat ve anestezi yöntemlerine bakıldığında İbn Sînâ'nın etkisi açıkça görülmektedir (Terzioğlu, Malazgirt Armağanı, s. 52). el-Ķānûn fi't-tıbb'ın üçüncü kitabının kadın hastalıkları ve doğumdan bahseden bölümleri, özellikle üterustaki tümörler ve histeri konuları dikkat çekici bir şekilde ele alınmıştır. İbn Sînâ bu çerçevede histeriyle apopleksi arasında ayırıcı bir tanı yapmaktadır (Meyerhof - Joannides, s. 66).

8 Eylül 2014 Pazartesi

Keban'dan Avrupa ülkelerine alabalık ihracatı

Keban Alabalık AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Şimşek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1996'da yıllık 30 ton kapasiteyle alabalık üretimine başladıklarını söyledi.

Daha sonra işlerini büyüterek 10 bin ton kapasiteli tesis kurduklarını ve yılda 5 bin ton alabalık sattıklarını belirten Şimşek, Elazığ'daki alabalık üretim kapasitesinin 33 bin ton olmasına rağmen sektördeki sıkıntılardan dolayı yöredeki diğer girişimcilerle yıllık 15 bin ton civarında üretim gerçekleştirebildiklerini dile getirdi.

Sektördeki sıkıntıların giderilmesi halinde il genelinde daha verimli şekilde kültür balıkçılığı yapabileceklerini savunan Şimşek, sağlıklı beslenmedeki önemine rağmen, Türkiye'de yeteri kadar balık tüketilmediğini, bu nedenle üretimlerinin büyük bir bölümünü Avrupa ülkelerine gönderdiklerini kaydetti.

İşlenmiş ürün imalatına 2012'de başladıklarını ve aynı yıl 700 ton gerçekleşen ihracatlarının 2013 yılında 2 bin tona ulaştığını aktaran Şimşek, "2013 yılındaki ihracatımız, 5-5,5 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu yılki ihracat hedefimiz 8 milyon dolar. Bu da tonaj olarak yaklaşık 3 bin ton işlenmiş balığa tekabül ediyor" diye konuştu.

Şimşek, işledikleri ürünlerin yüzde 70'ini Almanya'ya gönderdiklerini ifade ederek, şunları kaydetti:

"Fümelerimiz (tütsüyle kurutulmuş balık), pişirme tarzından dolayı Almanya'da büyük rağbet görüyor. Akdeniz'de 'isli balık' olarak adlandırılan fümelerimiz, meşe ağacının dumanında 69-71 derecelik sıcaklıkta pişiyor. 100 derecelik bir sıcaklığı görmediğinden ve yavaş yavaş piştiğinden içerisindeki proteinler, vitaminler ölmüyor. Gerçekten, sağlıklı balık yeme şekli olarak fümeyi öneriyoruz. Almanlar da bunu bildiğinden fümeye ilgi gösteriyor."

Ayhan Şimşek, Fırat Nehri'nin soğuk sularında yetiştirdikleri balıkları kısa sürede tüketiciye ulaştırdıklarını söyledi.

Almanya'nın ardından Hollanda, Polonya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan gibi Avrupa ülkelerine ürün gönderdiklerini belirten Şimşek, "Avrupa'ya balık ihraç etmek önceden bizim için çok büyük olaydı ancak şu anda çok basit ve kolay hale geldi'' dedi.

"Keban alabalığı, Amerikalıların sofralarında yer alacak"
Fümelerinin, ABD'nin Boston kentinde Mart ayında açılan fuarda görücüye çıktığını ve beğenildiğini dile getiren Şimşek, ABD'ye balık ihraç etmek için bazı firmalarla anlaşmaya vardıklarını, altyapının oluşması halinde kısa bir zamanda Keban alabalığının Amerikalıların sofralarında yer alacağını ifade etti.

Keban'da yetişen alabalığın ve işleme standartlarının kalite olarak çok yükseldiğini belirten Şimşek, artık ABD'ye de balık ihraç etmenin kendileri için zor olmadığını söyledi.

Rusya'nın, Ukrayna krizi nedeniyle Avrupa ülkelerinden balık tedariğini kestiğini ve 40 bin ton civarındaki balık pazarının Türkiye'ye kaydığını anlatan Şimşek, yeni pazar arayışı içerisindeyken Rusya'dan gelen taleplerin önemli bir fırsat olduğunu vurguladı.

Şimşek, iki ülkenin bakanlıkları arasında yapılan sözleşme gereği ihracat onay numarası istendiğini belirterek, "Biz istiyoruz ki balıkçılara bir an önce ihracat onay numarası verilsin. Oradaki şirketlerle irtibatımız devam ediyor" diye konuştu.

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne ihtiyacı kalmadı


Türk Hava Kurumu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ünsal Ban rakamlarla Türkiye ve AB ekonomilerini kıyasladı ve şu değerlendirmeyi yaptı: Türkiye'nin AB'ye ihtiyacı kalmamıştır
Türkiye'nin artık Avrupa Birliği'ne ihtiyacı kalmamıştır. Bu çok net cümle belki de çok keskin cümle. Türkiye'nin artık Avrupa Birliği'ne ihtiyacı kalmamıştır. Avrupa Birliği'nin bir takım demokratik reformlarına, bir takım şartlarına Türkiye'nin ihtiyacı olabilir ama ekonomik anlamda Türkiye'nin artık Avrupa Birliği'ne hiçbir ihtiyacı kalmamıştır.

TÜRKİYE BUGÜN AB'YE GİRERSE ÜRETİM GÜCÜNÜ KAYBEDER

Bence Türkiye Avrupa Birliği'ne bir anda girmekle ekonomik gücünü kaybetmeyle karşı karşıya kalabilir. Bir başka ifadeyle, üretim gücünü kaybedebilir. Bakın Avrupa Birliği'ne giren ülkeler ilk yıllarda, büyüme hızlarına etkisi oluyor. Euroya geçiş öncesi bir takım enflasyonda düşüklükler vs. ortaya çıkıyor. Ama gerçekte orta ve uzun vadede değerlendirdiğimizde Avrupa Birliği bir ülkenin elindeki üretim gücünü alıyor. Dikkat edin Avrupa Birliği'nin şu anda tek bir üretim merkezi var o da Almanya'dır. Diğer ülkelerin hepsi Almanya'nın uydusu haline dönmüştür. Avrupa Birliği'nin son yaşadığı krizde karşısında sadece Almanya durabildi. Başka ülke duramadı. İtalya, İspanya, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin hepsi sallandı. Neredeyse tüm Avrupa Birliği üyeleri sallandı. Almanya diğer ülkeleri kurtardı. Almanya'da yaşlanan bir nüfus var. Almanya' da gitgide negatife doğru giden bir ülke. Dolayısıyla kendi üretim gücünü koruyabilmesi, kendi gücünü devam ettirebilmesi için yeni pazarlara ve yeni ülkelere ihtiyacı var. Bu kapsamda Yunanistan'ı da kurtardı, İtalya'yı da, Portekiz'i de kurtardı. Hatta kurtarmak zorunda kaldı...

O nedenle ilk yıllarda ekonomik büyüme hızlanır diyorum, ücret seviyeleri yükselir bu süreçte, gelir dağılımı farkı kapanır. İhracat artar ama orta ve uzun vadede Avrupa Birliği'ne giriş bir ülkenin ekonomik kapasitesinin, üretim kapasitesinin bir anda yok olmasına da neden olabilir. Bu nedenle çok dikkatli olmamız gerekiyor.

Yunanistan'ı görüyorsunuz gerçekten içler acısı durumda. Neler yaşadığını hepimiz biliyoruz. Borsası 2 binlerden 200'lere 300'lere kadar düştü. Bundan 15-20 yıl önce hatırlayalım hepimiz "Yunanistan kadar bile olamadık" diye konuşuyorduk. Bugün geldiğimiz noktada asla Yunanistan'dan bahsetmiyoruz. Bizim rakiplerimiz, yarıştığımız ülkeler değişti. Artık Türkiye dünyada en önemli güçlerden birisi olmuştur. (Sabah)

8 Mayıs 2014 Perşembe

Avrupa'nın tek umudu Türkiye

Rusya ve Ukrayna arasındaki gerginlik sürerken, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin neredeyse tamamı doğalgaz ve petrol ihtiyacının yüzde 100'ünü Rusya'dan karşılıyor. Rusya'nın vanaları kapatması demek bu ülkelerdeki ekonomik aktiviteyi durduracağı gibi insani olarak da bu ülkelere büyük zarar verecek. İşte bu yüzden AB dikkatli adımlar atmak zorunda. AB'nin, enerji güvenliği kapsamında uygulamaya almaya hazırlandığı projelerden biri de Güney Akım'dı. Karadeniz'in altından geçerek Ukrayna'yı by-pass edecek boru hattı için gerekli onayı alan Ruslar inşaata önümüzdeki ay başlamayı planlıyordu. Fakat Avrupa'da işler değişti... 

PROJENİN NEREDEYSE TAMAMI TÜRKİYE'DEN GEÇİYOR
Akşam gazetesinin haberine göre; son olarak Avrupa'da siyasi gelişmelerin boru hattı görüşmelerini olumsuz etkilediği belirtiliyor. Avrupa Komisyonu'nun Enerjiden Sorumlu Üyesi Günther Oettinger, "Gazprom'a ayrıcalık tanımak önceliklerim arasında değil" ifadesini kullandı. Rusya ve Ukrayra arasındaki gerginliğin Avrupa'ya yansımaması için geliştirilen bu projenin tehlikeye girmesiyle birlikte Avrupa'nın tek umudu olacak. Projenin neredeyse tamamı Türk topraklarından geçeceği için Türkiye enerjide bölgenin kalbi olacak. Hem boru hattından kendisi için gerekli gazı alacak hem de transit ücretle kasasını dolduracak. 

İLK GAZ 2018'DE AKACAK
TANAP, 2018 yılından itibaren başlangıçta yıllık 16 milyar metreküp gaz taşımaya başlayacak. Türkiye hattan 6 milyar metreküplük doğalgazı aldıktan sonra kalan 10 milyar metreküp Avrupa'ya iletilecek. Hattın ikinci etabı tamamlandığında 31 milyar metreküplük yıllık kapasiteye ulaşması bekleniyor Türkiye bölümünün yaklaşık 1,830 km olması beklenen TANAP boru hattı 20 ilden geçecek.

KUZEY IRAK'TA MÜJDE YAKIN
TANAP, Türkiye için tarihi bir proje. Fakat Türkiye'nin enerji alanındaki önemini ortaya koyan diğer bir gelişme de Kuzey Irak'ta yaşanıyor. Kuzey Irak petrolünün Ceyhan üzerinden dünyaya açılması konusunda artık Erbil ve Bağdat arasındaki görüşmelerde sona gelindi

4 Aralık 2013 Çarşamba

Avrupaya vizesiz seyahat


Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, "Tahmin ediyorum en geç üç yıl içerisinde bütün vatandaşlarımız AB üyesi ülkelere vizesiz seyahat edebilecek" dedi.
Bakan Bağış, EMC Forum çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
AB ile vize muafiyeti konusunda imzaların atılacağına ilişkin bir soru üzerine Bağış, bunun, üzerinde yıllarca çalışılan bir proje olduğunu belirterek, "Bugüne gelinmesi için sadece Türkiye üzerinden AB ülkelerine giden üçüncü ülke vatandaşlarının geri kabuluyle ilgili müzakere dört yıl sürdü ve üç yıl evvel bitti. İki yıl önce o metin paraflandı. Biz imzalamak için bir ön koşul koyduk. Ne zaman Türkiye vatandaşlarının vize muafiyetinin önü açılır, bunun yol haritası üzerinde anlaşırız, o zaman biz bu metni imzalarız dedik" diye konuştu.
Bağış, Türkiye'ye sunulan vize muafiyeti yol haritası konusunda ciddi bir müzakere yapıldığına dikkati çekerek, şunları söyledi:
"Kısa bir süre içerisinde AB yetkilileri ülkemize gelecek ve vatandaşlarımızın vize muafiyet sürecini başlatmak için yol haritasını resmiyete döküp imzalar atılacak. Geri kabul anlaşmasını eş zamanlı yapmayı öngörüyoruz. Bu konuda Sayın Başbakanımızın ilk günden itibaren çok büyük hassasiyeti oldu. Vatandaşlarımızın haklarının korunması için çok net talimatları oldu."
"En geç üç yıl içerisinde bütün Türkiye vatandaşlarının AB üyesi ülkelere vizesiz seyahat edebileceğini tahmin ettiğini" vurgulayan Bağış, " Vize kolaylığı önerisini bundan dört yıl evvel reddettik. Biz dört yıl dik durduk ve bunun neticesindevize muafiyet görüşmelerine başladık. Vize kolaylığına başlasaydık orda kalırdı bu iş" ifadelerini kullandı.

6 Kasım 2013 Çarşamba

Avrupa'nın borç batağı sürüyor



Küresel piyasalarda son dönemde ABD Merkez Bankası'nın (Fed) tahvil alım programı ve 1 Ocak 2014'te göreve başlaması beklenen yeni Başkanı Janet Yellen'in izleyeceği politikalara odaklanmasına rağmen, son 5 yılın sürekli değişen kararlara karşın değişmeyen sorunu Avrupa Birliği ve borç krizi güncelliğini korumayı sürdürüyor.
Avrupa Birliği'ne üye 28 ülkenin kamu borcunun Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya (GSYH) oranı, yılın ikinci çeyreği itibarıyla yüzde 86,8, 17 üyeli Avro Bölgesi'nde ise yüzde 93,4 seviyelerinde bulunuyor.
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre, birlik ülkelerinin kamu borç sorunu, son 5 yıldır defalarca uygulamaya konan kurtarma paketleri ve alınan tüm önlemlere rağmen hız kesmeden artışını sürdürüyor.
Geçen yılın ikinci çeyreğinde yüzde 89,9 olan Avro Bölgesi'nin kamu borcunun GSYH'ye oranı, bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 93,4'e yükseldi. Aynı dönemde 28 üyeli Birliğin kamu borcu da yüzde 84,7'den yüzde 86,8'e çıktı.
Birliğin öncü ekonomileri Maastrich'te sınıfta kaldı
AB'nin lokomotifi Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya, kamu borcunun GSYH'ye oranını yüzde 60'la sınırlayan Maastricht kriterleri açısından sınıfta kaldı. Zira Birliğin en büyük ekonomisi Almanya'nın kamu borcunun GSYH'ye oranı, yılın ikinci çeyreği itibarıyla yüzde 79,6, 2. büyük ekonomisi İngiltere'nin yüzde 89,6, 3. büyük ekonomisi Fransa'nın yüzde 93,5, 4. büyük ekonomisi İtalya'nın ise yüzde 133,3 seviyelerinde bulunuyor.
En fazla borç Yunanistan'da
Avrupa Birliği ülkeleri arasında en fazla kamu borcuna sahip ülke yüzde 169,1'le Yunanistan. Daha önce birlik tarafından defalarca kurtarılan ve yeni bir kurtarma paketinin gündemde olduğu ülkenin kamu borcunun GSYH'ye oranı geçen yılın ikinci çeyreğinde yüzde 149,2 seviyelerinde bulunuyordu.
Birliğin kamu borç sorunu yaşayan bir diğer ülkesi de Portekiz. Ülkenin geçen yılın ikinci çeyreğinde 118,1 olan kamu borcu, bu yılın aynı döneminde yüzde 131,3'e yükseldi.
Türkiye kriterleri tutturuyor
Türkiye'nin, izlenen politikalar sonucunda 2012 yılında yüzde 36,2 olan AB tanımlı genel yönetim borç stokunun milli gelire oranı gerilemeye devam ederek, 2013 yılının ikinci çeyreğinde de yüzde 35,9'a indi.
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, Türkiye'nin kamu borcunun GSYH'ye oranının bu yıl sonunda yüzde 36, 2014'te yüzde 34, 2015'te ise yüzde 33,5 olarak gerçekleşmesi bekleniyor.