Resimlere Tiklayarak indiriniz
mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Şubat 2015 Cumartesi
26 Temmuz 2014 Cumartesi
Cemal Nadir Güler (1902-1947)
13 Temmuz 1902 de, babası Bulgaristan göçmeni annesi Bursanın yerlisi bir ailenin çocuğu olarak Bursa'da doğdu. Babası Şevket bey mahkemede hattat memuruy¬du. İlkokulu doğduğu yer olan Bursa'da tamamladıktan sonra ortaokulu Bilecik'te okudu. Ancak, maddî olanaksızlıklar nedeniyle, ortaokuldan sonra eğitim hayatını sürdüremedi. Devlet sınavına girerek Almanya'da mühendislik eğiti¬mi yapma hakkını kazanmıştı. Ama bu hakkını kullanmadı. Aynı zamanda, Bursa Sahaflar Çarşı'sının içindeki dükkanında hattatlık (eski yazı sanatçısı) yapan babasının da etkisi altında ressam olmaya karar verdi. 'İkinci İstanbul Seferi'nde o zamanki adı 'Sanayi-i Nefise Mektebi' olan Güzel Sanatlar Akademisi'ne (Mimar Sinan Üniversitesi) girmeyi deniyor fakat sınavları kazanamadığından çabaları boşa çıkmış ve buraya öğrenci olarak girememiştir.
Çağdaş Türk karikatürünün en önemli kilometre taşlarından biri hatta birincisiydi o. Cemal Nadir Güler ustayı bundan tam 61 yıl önce 27 Şubat 1947’de üstelik daha 45 yaşındayken yitirmiştik. Cemal Nadir de tıpkı Nazım Hikmet gibi 1902 doğumlu. Çökme aşamasındaki sancılı bir Osmanlı İmparatorluğu dönemi. Tam çocukluk yıllarına girdiğinde yani 1914’te 1. Dünya Savaşı patlıyor. Derken 1. Dünya Savaşı ardından Kurtuluş savaşı yıllarına ve kurulma sancıları çeken bir cumhuriyete denk gelen ilk gençlik yılları. Ardından, gençlikten olgunlaşmaya doğru geçtiği bir dönemde bu kez 2. Dünya Savaşı patlıyor ve 2. Dünya savaşının o sıkıntılı yokluk, karne günleri içinde buluyor bu kez kendini. Sonuçta savaşın bitiminden 2 yıl sonra da ölümü geliyor! Yani 45 yıllık kısa ömrüne 2 dünya, bir kurtuluş savaşıyla, bir cumhuriyetin kuruluş dönemi denk düşüyor. Bir insan ömrüne iki dünya, bir kurtuluş savaşı düşmesi ve o ömrün sadece 45 yıl olması bile başlı başına müthiş bir durum. Bundan 6 yıl önce 100. doğum yılı anısına, “Cemal Nadir 100 Yaşında” adlı kapsamlı bir kitap hazırlamıştım büyük usta için. Karikatürcüler Derneği olarak bir yıl boyunca süren etkinliklerle anmıştık Cemal Nadir ustayı.

Dar gelirli ailesinin geçim yükünü hafifletmek için önce bir kasnakçının ve daha sonra bir makine tamircisinin yanında çırak olarak çalıştı. Bir süre sonra tabela atölyesi açarak tabela ressamlığı yapmaya başladı. Buna paralel olarak ilkokullarda resim öğretmeni olarak da çalıştı. İlk karikatürü, 18 yaşındayken 1920 yılında Sedat Simavi'nin yayınladığı “Diken” dergisinde yayımlandı.
Bu arada 1923 yılında Melahat Hanım ile evlenmiştir.
“Ayine” ve “Zümrüdüanka” dergilerindeki deneyimlerinden sonra, 1924'de “Akbaba'da”, 1926 yılında “Resimli Dünya” dergisine de çizimler yapmaya başlamış ve bunlardan cesaretle; 1926 yılında geçimini karikatürcülükle sağlamaya karar veren Cemal Nadir'in bu uğurda çıktığı ilk İstanbul yolculuğu hüsranla sonuçlanacaktır. Babıali'deki 'Papağan' gazetesine bir süre çizen Nadir, aldığı parayla geçinemez ve gerisin geri Bursa'ya döner. Bursa'ya döndüğünde bir tabelacı dükkanı açan Cemal Nadir'in imdadına 'harf inkılabı' yetişir. Bursa'daki bütün dükkanların, resmi dairelerin vs. tabelaları yeni alfabeyle yazılacaktır ve Nadir de gece gündüz çalışmaya başlar. Cemal Nadir Bursa’da Sahaflar Çarşısı’nda açtığı hattat dükkanına astığı tabela da ‘mizah’ yeteneğini yansıtır: “Hattatların meraklısı, meraklıların hattatı...” Bu arada karikatürü de ihmal etmez ve 'Sinema Mecmuası'na reklam karikatürleri; atasözlerini tersyüz ederek oluşturduğu 'yazı ile karikatürler' çizer.
Bu arada “Akbaba” dergisine yolladığı karikatürleri ilgi çekmeye başlar. 1928 yılında günlük karikatür çizmek üzere Akşam gazetesinin başyazarı Necmettin Sadak, Cemal Nadir Güler’i davet eder. Ve kısa bir tereddütten sonra 15 yıl boyunca çalışacağı Akşam gazetesi için ikinci İstanbul yolculuğuna çıkar. Yeni yazının kabul edildiği dönemde yenilik olarak birinci sayfadan günlük karikatürler çizmeye başlar. Daha sonra ünlü Akbaba adlı mizah dergisinde düzenli karikatürleri yayınlandı. Cemal Nadir'in bugün bile tanınan en önemli tipi Amcabey, 1929 yılında Akşam gazetesinin idarehanesinde doğar. 1930 yılında “Son Posta” gazetesinin yayın hayatına atılmasıyla birlikte, Amcabey orada yayımlanmaya başlar. Kısa sürede büyük beğeni kazanan Amcabey, Son Posta gazetesinde günlük bant karikatür olarak uzun süre devam etti. 1943'e kadar Akşam gazetede çalıştı. Amcabey haftalık dergisi son sayısını 25 Mart 1944’de çıkararak veda eder yayın hayatına. Cemal Nadir bir yandan Akşam'da çalışırken bir yandan da “resimli dünya”, “karikatür”, “yücel” dergilerinde de karikatürleri yayımlandı. 1943 yılında Akşam'dan ayrılır ve hayatını kaybedene kadar çalışacağı Cumhuriyet'e geçer.İkinci Dünya Savaşı sırasında da Hitler faşizmine çizgileriyle karşı duran karikatürleri Cumhuriyet gazetesinde yayınlattı.
Cemal Nadir'e kadar Türk karikatüründe resim çizgisi kullanılıyor, resim özelliği taşıyan ve bol alt yazılı karikatürler çizilmekteydi. Tiplemelerde ve mizah anlayışında Fransız etkisi göze çarpıyordu. Onunla birlikte çizgilerde sadelik başlamıştır.Türk karikatürünün resmin etkisinden uzaklaşmasına katkıda bulunması, yazı azalmış ve çizgiyle anlatım ön plâna çıkmıştır, karikatürde yerli tipler yaratması ve halka özgü mizah anlayışını karikatüre yansıtmasıyla, çağdaş Türk karikatürünün öncüsü kabul edilir.
1941 yılında Vedat Günyol'la birlikte çocuklara yönelik “Arkadaş” isimli bir dergi yayınladı. 17 haftalık bir ömrü oldu bu derginin. Çeşitli dergilerde yayınlanan karikatürlerinin yanı sıra, 1942-1944 yılları arasında Amcabey adlı mizah dergisini yayınladı. Sadece çizerlikle yetinmedi, Aynı zamanda Ankara ve İstanbul radyoları için skeçler ve "Yüzkarası" adlı bir de tiyatro oyunu yazdı ve oyun İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahnelendi. Karikatürlerini “Amcabey'e Göre” (1932), “Karikatür Albümü” (1933), “Karikatür Albümü” (1939), “Akla Kara” (1940), “Dalkavuk Karikatür Albümü” (1943), Seçme Karikatürler Albümü (1944), Harp Zenginleri Karikatür Albümü (1945), Siyası Karikatürler Albümü (1946) ve “Amcabey Albümü” (1946) adlarıyla albümleştirdi. Ünü, ülke dışına taşan karikatüristin yurt dışında da aldığı bazı ödülleri vardır. 1932 yılında yayımlanan Amcabey albümü de Türk karikatür tarihinin ilk albümü olur.
1946 seçimleri için Halk Partililer ondan propaganda afişleri istediler. Siyasi inancı C.H.P.’den yanaydı. Gecesini verdi, gündüzünü verdi, zekâsını ve gönlünü verdi onun için. Birbirinden güzel beş resim yaptı. Yoldan geçenleri önünde durduracak beş resim! İki yüz elli lira yolladılar. Öfke ile reddetti. 1946 seçimleri öncesinde kendisine CHP'den Bursa milletvekilliği önerildiğinde 'Partili olursam karikatür çizemem' diyerek teklifi reddediyor.
Viyana Uluslararası Karikatür Yarışması'nda birincilik alan, karikatürleri pek çok yabancı dergide yayımlanan Cemal Nadir beş kişisel karikatür sergisi açtı, 10 karikatür albümü yayımlandı. Özellikle ABD' de açtığı sergi büyük ilgi uyandırdı. Karikatür konusunda birçok konferans verdi. Aynı zamanda ülkemizdeki ilk çizgi film çalışmalarını da o başlattı fakat bu denemesini tamamlayamadı.
Yarattığı tiplerle toplumsal bir eleştiri yapan Cemal Nadir, Arkadaş dergisinde çizdiği Dede ile Torun karikatürlerinde bilgi ile cehaleti, yeni ile eskiyi karşı karşıya getiriyordu. Amcabey tiplemesiyle toplumdaki çarpıklıkları, çıkarcı tipleri, ikiyüzlülükleri alaya alırken, Dalkavuk tiplemesiyle de dalkavukluk yaparak çıkarlarını koruyanları eleştiriyordu. Yeni Zengin tiplemesi toplumdaki sonradan görmeliği, Akla Kara tiplemeleri de eğitimsizliği ifade eden karakterlerdi.
Ölümünden sonra İstanbul Cağaloğlu'da yıllarca çalıştığı Akşam gazetesinin bulunduğu Acımusluk Sokağı'na ve Bursa' da bir caddeye Cemal Nadir adı verildi ve yine Bursa’da Kültür Park’ta heykeli dikilmiş, bir galeriye de adı verilmiştir.
1992'den itibaren adına uluslararası cemal nadir karikatür yarışması düzenlenmeye başladı.
Cemal Nadir Güler, Eminönü Halkevi'nde verdiği bir konferanstan yorgun ve terli olarak evine döndükten sonra doktorlar tarafından ilk konulan teşhis grip olmuştur. Fakat daha sonrasında pek çok hastalığın belirtisine rastlanmıştır. Maalesef en sonunda, "kan zehirlenmesinden öldü." Denildiğinde, Şimdiki yeni antibiotiklerin kolayca yenebileceği bir kalp iltihabından 27 Şubat 1947′de yağmurlu bir günde henüz 45 yaşındayken dünyaya veda etti.
Cemal Nadir karikatürü 15 Ekim 1942 de şöyle tarif etmiştir:
Ben karikatürü bir güzel koku gibi insana bir an zevk verdikten sonra elde bir boş şişe veya sarı bir leke bırakıp havaya karışan bir marifet olmaktan başka türlü anlıyorum. O ne palyaçoluktur, ne de göbek attıran, çeneleri ağrıtan kahkahadır. Bence karikatür , insan beyninin muhtaç olduğu tebessüm ve tefekkürü (düşünceyi) temin eden bir güzel sanat olmalıdır...
|
EVLİLİKLERİ :
1. Evliliği ; 1923 yılında Melahat Hanım ile evliliğinden Gönül Güler (Tunaman) adında bir kızı vardır.
2. Evliliği ; 1929 yılında Müzehher (NihaI) Karamağralı ile evlendi. 1934 de boşandı.1930 yılında Nihal adlı kızı doğdu.
3. Evliliği ; Ayşe hanım ile evlendi.
4. Evliliği ; Malike Hanım ile evlendi.
Cemal Nadir’in kendisine atfedilen pek çok fıkra vardır. Bunların içinde en ünlüsü onun az gülmesiyle ilgilidir...
1. Evliliği ; 1923 yılında Melahat Hanım ile evliliğinden Gönül Güler (Tunaman) adında bir kızı vardır.
2. Evliliği ; 1929 yılında Müzehher (NihaI) Karamağralı ile evlendi. 1934 de boşandı.1930 yılında Nihal adlı kızı doğdu.
3. Evliliği ; Ayşe hanım ile evlendi.
4. Evliliği ; Malike Hanım ile evlendi.
Cemal Nadir’in kendisine atfedilen pek çok fıkra vardır. Bunların içinde en ünlüsü onun az gülmesiyle ilgilidir...
Üzüntülü bir gününde Cemal Nadir’e sorarlar:
- Bu ne somurtkanlık Allah aşkına üstad?.. Halbuki sen “Güler”sin!..
Cemal Nadir cevap verir:
- Yanılıyorsun dostum... Ben “Nadir Güler”im!..
- Bu ne somurtkanlık Allah aşkına üstad?.. Halbuki sen “Güler”sin!..
Cemal Nadir cevap verir:
- Yanılıyorsun dostum... Ben “Nadir Güler”im!..
Karikatür dergileri
Türkiye'de Çıkan İlk Mizah Gazetesi
Letâif-i Asâr
Memleketimizde çıkan ilk mizah gazetesi, müstakil bir mizah gazetesi olmayıp "Terakki" isimli gazetenin ilave nüshalarıdır.
1868 de Ali Raşit ve Filip Efendiler "Terakki" isimli gazeteyi kurmuşlardı. Arapça olarak çıkan "Elcevaip" isimli bir gazetedeki yazıyı iktibas ettiği için kapatıldı.
1874 senesine kadar bir kaç defa daha kapatılıp açılan günlük TERAKKİ gazetesi; haftada bir defa kadınlara mahsus ilave sayısı ve bir de yine haftalık bir mizah ilavesi çıkarmıştır. Bu ilave mizah gazetesi ilk türkçe mizah gazetemizdir. Bu mizah gazetemizin ismi "Letaif-i Âsar"dır.
Selim Nüzhet Gerçek "Türk Gazeteciliği" isimli eserinde "Letaif-i Asar" hakkında şunları yazmaktadır:
"İptidaları içinde resim olmadığı gibi, münderecatı da oldukça saçmadır. Muharrirleri öteye beriye yaptıkları tarizler, neyi kastettikleri pekiyi anlaşılmayan sözlerle epeyce bir müddet gazeteyi doldurmaya çalıştılar. Fakat muvaffak olamadıklarını kendileri de anladıklarından gazetenin gerek başlığında, gerek münderecatında değişiklik yapmaya mecbur oldular. Bunu gazete kendi itiraf ediyor : "Vakıa bu ana kadar fena değil idiyse de pek de iyi denecek derecede değildi. Bu defa külahı çıkarılıp günleri tebdil olundu. ve tefevvuku inkar olunmaz bir hale geldi."
Bu tefevvuk kâfi derecede değildi. Gazete bir müddet daha oldukça sönük bir tarzda neşriyatına devam etti. Bir müddet daha sonra ise, Letaif-i Asarın hacmi büyüdü. Tam bir mizah gazetesi şeklini aldı. Ve şaka tarzında esaslı tenkitler yapmağa başladı. En son nüshalarında karikatürler de vardır. Terakki'nin iptidaları "Terakki" sonraları "letaif-i Asar" ismi altında küçük kıtada intişar eden bir mizah serisi daha vardır.
Terakki'nin muharrirleri arasında Hayrüddin imzasıyla yazı yazan Karski isminde bir Lehli vardır. Bu imza sahibinin bütün yazıları hürriyet telkini ile doludur. Ebuzziya Tevfik Bey, Suphi Paşa zade Ayetullah bey, Kemal paşa zade Sait bey ve ismail efendi isminde bir zat da muharrirlik ederlerdi."
Gazetenin tetkik edilen koleksiyonunda, gazete sahibinin Ali Raşit yerine sonradan Mustafa Ragıp olduğu görülmüştür.
------------
KAYNAK:
Hiciv Edebiyatı Antolojisi, ist.1955, shf:11/12
Diyojen Mizah Dergisi
Gerçek anlamda ilk Türk mizah dergisi, 23 Aralık 1869'da Teodor Kasap adlı Ermeni kökenli bir vatandaşın, kadroya Namık Kemal'i de alarak çıkardığı Diyojen olmuştur. Dergi adını ikibin yıl önce Sinop'ta doğmuş ünlü filozof Diyojen'den almış ve'Gölge etme başka ihsan istemem' sloganıyla haftada üç gün yayınlanmak üzere çıkarılmıştır.
Türkçe yayımından önce bir süre Fransızca, Rumca çıkan, Ermenice olarak da yayınlanan ve Türkiye'de modern mizahın ilk örneklerinin yayınlandığı dergi; Ali Bey, Ebüzziya Tevfik ve Namık Kemal'in imzasız yazılarına yer verdi.
Yayın yaşamını 1873 yılına kadar sürdürmüş olan Diyojen, 183 sayı çıkmıştır ve üç kez geçici olarak kapatılmıştır. Ancak son sayısı olan 183. sayısında siyasal içerikli mizah yazıları nedeniyle 9 Ocak 1873 tarihinde yönetimce yayımına son verilmiştir.
Tam dört kez kapatılan Diyojen 1870’de İstanbul’lu bir Rum olan Teodor Kasap tarafından kuruldu. Osmanlının ilk mizah gazetesi olarak adlandırılan Diyojen, fıçısında İskender ile konuşmakta olan bir Yunan filozofunu gösteren ilk sayfasındaki resim hariç yaklaşık bir buçuk yıl resimsiz olarak basıldı. İlk mizahi resim 26 Mayıs 1872 tarihinde 121. sayısında yayınlandı. İlk kapatılma nedeni, dördüncü sayıda İran Şahı’nın Bağdat’ı ziyaretini anlatırken etrafındakilerin sayısını abartması üzerinedir. Gazete 1,5 ay kapatılır.
Diyojen’in ikinci kez kapatılmasına ise 14 ve 15. sayılarında yayımladığı fıkralar sebep oldu ve gazete 15 gün süre ile kapatıldı. Diyojen 128. sayısında Namık Kemal tarafından kaleme alınan ve Sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı kediye benzeterek hiciv eden “Kedi Mersiyesi” adlı bir manzume yayımladı. Bu mersiye çok tutuldu ve Çaylak gazetesi 23. sayısında “Diyojen’in Kedisi” başlığı ile aynen yayımladı. Diyojen 132. sayısında Kedi Mersiyesine ek olarak bir de “Köpek Mersiyesi” yayımladı. Bu mersiyeden hükümet rahatsız oldu ve 133. sayıda yayımlanan bir uyarı gönderdi.
Diyojen’in son kapatılması ise 179, 180 ve 182. sayılarında Rus Çarı ve Mısır Hidivi İsmail Paşa ve Rus Başbakanı Gorçakof ile Rus elçisi İgnatiyef’in ağızlarından hayali mektuplar yazması üzerine olmuştur. Bu hayali mektupları Hakayikul Vakayi gazetesi ciddiye alarak “ Devlet ileri gelenleri ağzından sahte mektup yazmak” şeklinde yorumlandı ve eleştirdi. Diyojen’in savunması hükümeti ikna etmedi ve Diyojen tamamen kapatıldı. Kapatılma ilanında “Diyojen gazetesi mizaha mahsus bir gazete olduğunu bahane ederek adab-ı umumiye ve kaide-i hükümetin gösteremeyeceği bir yolda idare-i lisan etmeyi itiyat etmiş ve tashih-i usul etmesi için defatle ihtar ve tenbih ve birkaç kere tatil edilmiş ise de gene mesleğinde ısrar ve 179, 180 ve 182 numrolarında dahi bazı zevat-ı fihamın şan ve haysiyetine dokunacak isnidatı şamil imzalarıyla sahte mektuplar neşretmek faciasına kadar ihtiyar etmiş olduğuna ve bu halile devamı asla caiz olamayacağına binaen 12 Mart 1867 tarihli kararname mucibince işbu tarihten itibaren külliyen fesih ve ilga” edildiği ilan edilmiştir.
Teodor Kasap ( 1835-1905 ) 1835 Kayseri doğumlu Rum kökenli Osmanlı gazeteci ve yazardır. Teodor Kasap ilk Türkçe mizah dergisi Diyojen'i yayımlamıştır.
Gazeteci, yazar. Babasının ölümünden sonra İstanbul’a gitti. Çıraklık yaparak Kuruçeşme Rum Okulu’nda öğrenimini sürdürdü. Bir Fransız subayının yardımıyla Fransa’ya gitti (1856). Paris’te öğrenim gördü. İstanbul’a dönünce gazeteciliğe başladı, ilk Türk mizah gazetesi Diyojen’i çıkardı (1870-1873).
Âli Bey, Recaizade Ekrem ve Namık kemal’in yazılarıyla gazete, dönemin ilgiyle izlenen muhalefet organlarından biri oldu. Diyojen kapatılınca Çıngıraklı tatar, o da kapatılınca hayal ve İstikbal adlı gazeteleri çıkardı. Yazılarından ötürü hapse mahkûm edildi (1877), Avrupa’ya kaçtı. Birkaç yıl sonra bağışlandı, ölümüne değin mabeyn kütüphanecisi olarak sarayda görevlendirildi.
Tanzimat dönemindeki tiyatro çalışmalarını destekledi, Türk tiyatrosunun yerli kaynaklardan yararlanması gerektiğini savundu. Pinti hamit (1875), İşkilli Memo (1874), Para Mesleği (1875) adlı Moliére uyarlamaları yanında Lükresya Borçiya adlı bir oyunu vardır. Alexandre Dumas Pére’den Monte-Kristo (1871) çevirisi de ilk roman çevirilerindendir.
Diyojen Mizah Dergisin'den;
Uzun kulaklı çizilen bu şahıs İstanbul’da Ermeni harfli Türkçe yayınlanan “Manzume-i Efkar” gazetesinin sahibi Garabet Panasyan'dır. Uzun kulaklı çizilmesinin sebebi jurnalci olarak bilinmesindendir.
Mahmut Nedim Paşa Kabinesi’ni eleştiren ve Mithat Paşa Kabinesi’ni öven karikatür
**
(Diyojen'de yayınlanan ve Sadrazam Mahmud Nedim Paşa'yı yeren hicviye)Hırrenâme
Kedimin her gece böbrekle dolardı sepeti
Yok idi Ni'metinin râhatının hiç adedi
Çeşmi şehlâ nigehi fârik iken nik ü bedi
Sardı etrafını bin dürlü adular
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi
Keyfi gelse bıyığın oynatarak mırlar iken
Kızdırırsan yüzüne atlayarak hırlar iken
Kuyruğu geçse ele dırlanarak hırlar iken
Sofrada her kedinin def'ini hazırlar iken
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi
Keseyi kapsa dökerdi yere hep pâreleri
Ciğere işler idi tırnağının yâreleri
Koşturur oynar idi kukla gibi fareleri
Deliğe sokmaz idi bir gün o âvâreleri
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi
Ürperir tüyleri bir kerre deyince mırnav
Korkudan başlar idi lerzişe bakkal ile manav
Saldırırdı âdeme bulmaz ise başka bir av
Yüzünü görse köpekler diyemezken hav hav
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi
Sokulunca yatağa kovmak ile gitmez idi
Okşamakla tokadı tekmeyi farketmez idi
Yiyecek görse gözü mırlaması bitmez idi
Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi
Hayal Mizah Dergisi
30 Ekim 1873 yılında Teodor Kasap tarafından çıkarılmaya başlanan mizah dergisidir.
Dergide; Ali Fuat bey, Nişan G. Berberyan, Santr gibi adlar bulunuyordu.
"Karagöz" tiplemesi Türk basınına ilk kez Hayal ile girdi. İşlenen konular Karagöz-Hacivat konuşmalarıyla, o zamanki deyimle "muhavereleri" ile verildi.
1877 yılında yayınlanan Nişan Berberyan tarafından çizilmiş aşağıdaki Karagöz-Hacivat karikatürü hem derginin kapatılmasına hem de Teodor Kasab’ın üç yıl hapse girmesine yol açtı.
1877’DE “HAYAL”DE YAYINLANAN,TEODOR KASAP’IN 3 YIL HAPİS CEZASI ALDIĞI KARİKATÜR… KARİKATÜRÜN ALT YAZISI ŞÖYLE:
- Nedir bu hal Karagöz?
- Kanun dairesinde serbesti, Hacivat!
Çıngıraklı Tatar Güldürü Dergisi
Çıngıraklı tatar, 1870 yılında çıkmaya başlayan Diyojen dergisinin 183. sayıda bitmesine müteakip, 1873 yılında çıkmaya başlayan yayındır (29 sayı). Cumartesi ve perşembeleri olmak üzere haftada iki gün çıktı. Yazılan imzasız olan derginin karikatürlerini Opçanadassis çizgi. Diyojen, Âli Bey, Recaizade Ekrem ve Namık kemal’in yazılarıyla dönemin ilgiyle izlenen muhalefet organlarından biri oldu. Diyojen kapatılınca Teodor Kasap Namık Kemal'le birlikte Çıngıraklı tatar'ı çıkardı. Tatar o dönem postacılara verilen isimdir. Teodor Kasap takip ve tacize dayanamadığı noktada onu kapatıp Hayal'i ardından Karagöz'ü ve Kahkaha'yı çıkardı. Yazılarından ötürü hapse mahkûm edildi (1877), Avrupa’ya kaçtı. Birkaç yıl sonra bağışlandı, ölümüne değin mabeyn kütüphanecisi olarak sarayda görevlendirildi. Tanzimat dönemindeki tiyatro çalışmalarını desteklediDergide yayımlanmış bazı karikatürler
Biraz yeşillik görmek için yazın köye göç etmek adetten imiş( Çıngıraklı Tatar, sayı 1, 1873)
Alt yazısı:
-Olmaz binmeli.
-Hayır inmeli. Anlamıyor musunuz?
-Canım anladım hem ineceğim, hem bineceğim hani ileri gitmeyecek miyiz ya!
-Avrupa Kıskacında Osmanlı İmparatorluğu,
Çıngıraklı Tatar, 1873, K. Opçanadassis.
*Çeviker bu karikatürü “ilerleme, özgürlük, eşitlik, adalet” temalarını işleyen Osmanlı toplumunun terakkisi (ilerlemesi, gelişmesi) kapsamı içinde yorumluyor. Çeviker karikatürün yayınlandığı dönemin özelliğini <başka karikatürlerle de örnekleyerek> “…Toplumun yenileşmesi, gelişmesi ve ilerlemesi için köklü çabaların verildiği yıllardır” tümcesi ile özetliyor. Koloğlu ise bu karikatürü “…Avrupa devletlerinin Osmanlı çağdaşlaşma girişimlerini frenleme gayretleri” tümcesi ile yorumluyor.
Çımacı ve Kayıkçı
Çımacı:
-Baba yorulma al ipi bağla.
Kayıkçı:
-Eyvallah evlâdım başka vakit, bugün işim aceledir.
Teodor Kasap’ın çıkardığı “Çıngıraklı Tatar” adlı derginin 26. sayısından bir karikatür…
Karikatür Tarihimiz
Karikatür Türkiye'de batı etkisi altında gelişmiş sanatlar arasındadır. Ama bize özgü sanatlar arasında karikatürün özelliklerini taşıyan yaratı alanları da bulunmaktadır. Sözgelimi, minyatürde çizimin önemli bir yeri vardır. Bazı minyatürlerde oldukça abartılmış figürlere rastlanır. Karagöz oyununda kullanılan figürler de fazlasıyla kendine özgü, abartılmış çizgilerle gülünç tipler çizerler. Karikatürün en önemli öğesi olan gülmece ise cok eskiçağlardan beri Anadolu insanının kullandığı bir dişavurum biçimidir. Hitit kabartmaları incelendiğinde, işlevi eğlencelerde insanları güldürmek olduğu anlaşılan kişileri canlandıran kabartmalara rastlanır. Nasreddin Hoca ve Bektaşi fikaraları ise daha yakın çağlardan örneklerdir. Ortaoyunu gibi gösteri sanatları özgün ve abartılı tiplerle gülmeceyi kullanan anlatım araclarıdır. Bütün bu birikimler Türkiye'de karikatüre hazır bir ortam yaratmıştır diyebiliriz. Osmanlı döneminde ilk karikatür 1867'de yayımlanmıştır. 1870'te Teodor Kasap'ın yayımladığı Diyojen ise ilk Türk gülmece dergisidir. Bu dergiyi başkaları izlemekle birlikte, ilk karikatürlerin yayımlanmasından sonra uzunca bir süre karikatürsüz bir dönem yaşandı. II. Abdülhamid'in baskıcı yönetimi gazete ve dergilerin çıkmasını engellemiş, çıkabilenlerde de eleştiri amaçlı gülmeceye izin verilmemiştir.
Bu dönemde Türk karikatürü Türkiye dışında yayımlanan gazete ve dergilerde yer alarak sürdü. 1908'de II. Meşrutiyet'ten hemen sonra bu tür yerli yayınlar yeniden çoğaldı, bu da karikatürde bir canlanmaya neden oldu.
İlk dönem Türk karikatürünün özelliklerinden biri çizimlerin resim gibi oluşudur. Başka bir deyişle, karikatürler gerçekçi çizimler üstüne kuruluydu. Abartıyı sağlamak için düzenleme ve çizim özelliklerine önem veriliyor, gülmece daha çok yazıya dayanıyordu. Altyazılarda açıklamalar, karşılıklı konuşmalar yer aliyor, ayrıca çizimde gösterilen figürlerin üstüne de kim ya da ne oldukları yazılarak açıklanıyordu.
Türkler'in dışındakı Osmanlı uyrukları batılılasma hareketine önemli katkıda bulunmuşlardır. Özellikle Ermeni kökenli sanatçılar, tiyatro ve mimarlık alanında olduğu gibi, karikatür alanında da batı etkilerine açık çalişmalarıyla tanınırlar. İlk dönem karikatürcüleri, arasında Nişan Berberyan, Santr, Opçandassis'in yanı sıra Ali Fuat Bey gibi adlar vardır. Bu dönemde pek çok karikatür de imzasız olarak yayımlanmıştır. II. Meşrutiyet'i izleyen dönemde ise Sedat Nuri İleri, Scarselli, A. Rigopulos, Mehmed Baha, Halit Naci, Münir Osman yer alir. Dönemin en önde gelen sanatçısı ise Cemil Cem'dir.
Klasik Karikatür dönemi
Türk karikatürünün ikinci dönemi cumhuriyetin kurulmasını izleyen yıllarda ortaya çıkmıştır. 1928′de yeni Türk alfabesinin benimsenmesi okuryazar sayısını çoğalttığı gibi basın yayın alanında da önemli bir canlanmaya yol açtı. Bu değişme ve gelişmeleri izleyen yıllarda karikatürün günlük gazetelerin ayrılmaz bir parçası olmuş ve klasik Türk karikatürünün en büyük ustaları yetişmiştir.
Bu dönemin karikatürünün en belirgin özelliği çizimdeki değişmedir. Bir önceki dönemin sonlarına doğru başlayan çizimlerdeki yalınlaşma süreci bu dönemde de sürmüştür. Çizimlerde artik en ince ayrıntılardan vazgeçilmiştir. Karikatürün gündelik olması bu ayrıntı düzeyinde çalışmayı olanaksız kılmaktaydı. Dönemin bir başka çizim özelliği de insanların dışındaki varlık ve olguların da karikatür kalıpları içinde çizilmeye başlanmasıdır. Çizim düzeyindeki üçüncü gelişme ise bazısı batıdan alınmış simgelerin ve kalıpların kullanılmasıdır. Örneğin şaşıran birinin şapkası uçar, birinin başının üstünde uçuşan yıldızlar onun canının yanmış olduğunu anlatır. Yazı bu dönemde de gülmeceyi iletmede en önemli öğe olmayı sürdürmüştür. Karikatürler resimlendirilmiş birer fıkra gibidirler. Bir önceki döneme göre bu alanda da bir yalınlaşma gözlenmektedir. Artık olayın hangi ortamda geçtiği, konuşmaların kimler arasında olduğu gibi, çizimin açık seçik gösterdiği şeyler yazıyla açıklanmaz olmuştur. Eskiden olduğu gibi bu dönemde de tümüyle yazısız anlatımların kullanıldığı olmaktadır, ama bunların sayısı çok değildir. Yeni yazıyla yayımlanan ilk karikatür albümlerinin çıkması, ilk karikatür sergilerinin açılması, ilk kadın karikatürcünün yetişmesi yaklaşık 1950′ye kadar süre bu dönem içinde olmuştur.
Dönemin en önemli sanatçısı Cemal Nadir Güler’dir. Bu dönemin özelliği olarak söylenenlerin hepsinde katkısı olan bu sanatçı çizgide sağlam bir anlatım dili kurmuştur. İlk çizgi roman sayılabilecek Amcabey’i yaratmış, onun öykülerini çizgi film biçimine getirmeye çalışarak bu alandaki ilk denemeleri yapmıştır. İlk kadın karikatürcü olan Selma Emiroğlu’nun da öğretmenidir. Cemal Nadir karikatür sanatının sevilmesinin, benimsenmesini sağlamış, genç karikatürcüleri özendirmiştir. Dönemin önde gelen öteki adları arasında Münif Fehim Özarman, Ramiz Gökçe, Ratip Tahir Burak, Kozma Togo, Salih Erimez, Orhan Ural, Necmi Rıza Ayça bulunmaktadır. Bu sanatçılardan birçoğu sonraki dönemlerde de karikatürcülüğü sürdürmüştür.
Çağdaş Karikatür Dönemi
Türk karikatürünün üçüncü dönemi 1950'de başlar. II. Dünya Savaşı'nın bitmesinden sonra Türkiye'nin dış dünyaya açılmasına, siyasal ve ekonomik alanda liberalleşmesine paralel olarak basın-yayın yaşamında gözlenen canlanma ve çeşitlenme karikatüre de yansımış, Türk karikatürü yenilenip çağdaşlaşmaya başlamış, çalışmalarını uluslararası düzeyde kabul ettiren sanatçılar yetişmiştir. Yeni karikatür anlayışının en etkin olduğu dönem 1950-1960 arasıdır. Önde gelen temsilcileri günümüzde de yapıt vermeyi sürdürmekte, ayrıca pek çok genç karikatürcü günümüzde de bu dönemin ustalarının ilkelerini uygulayan yapıtlar vermektedir.
Üçüncü dönemdeki en önemli değişiklik çizimde görülmektedir. Belli bir yalınlaşma sürecinden geçmiş de olsa, ikinci dönem karikatürü anlatımı doğrudan desteklemeyen ayrıntılarla doludur. 1950 kuşağı adıyla da bilinen yeni karikatür neredeyse bir çırpıda denecek kadar hızla kendini bunlardan arındırmış, gereksiz her türlü ayrıntıyı çizimden çıkarmıştır. Çağdaş eğilimlere paralel bu gelişme bir süre sonra karikatürün çizgiyle gülmece yapma sanatı olarak tanımlanmasına yol açmıştır.
Çizgide görülen tutumluluğun benzeri yazıda da görülmektedir. Gülmeceyi ileten yazı artık kendi başına bir fıkra olmaktan çıkmış, çizimi bütünleyen, ancak onunla anlam kazanan bir öğe durumuna gelmiş, yazısız karikatür öne çıkmıştır. Bu anlayışı uygulayan en önemli sanatçılar Turhan Selçuk, Ali Ulvi Ersoy ve Ferruh Doğan olmuşlardır. Nehar Tüblek, Semih Balcıoğlu, Altan Erbulak, Mustafa Eremektar (Mıstık) ve Oğuz Aral da bu dönemin karikatürcüleri arasındadır. Onları Yalçın Çetin, Tonguç Yaşar, Tan Oral ve Tekin Aral izlemişlerdir. Suat Yalaz daha sonra çizgi romana yönelmiştir.
Bu dönemde Türk karikatürcüleri yurtdışındaki yarşmalarda ödüller kazanmış, yapıtları yabancı gazete ve dergilerde yayımlanmış, karikatürleri albümlere, müzelere alınmıştır. Türkiye'de de ulusal ve uluslararası yarışmalar düzenlenmeye başlanmıştır. Karikatürcülerin çizgi roman, canlandırma sineması diye de anılan çizgi film, kitap resimleme, afiş gibi sanat alanlarında da çalışmalar yapmışlardır. Karikatürün ne olduğu ve ne olması gerektiğine ilişkin ilk kurumsal çalışmalara da gene bu dönemde rastlanır.
Türk karikatürü 1960'tan sonra bir duraklama dönemine girdi. Sanatçıların anlatım açısından yenilikler getirmeyişinin yanı sıra okuyucu ve izleyici de karikatüre daha az ilgi göstermeye başladı. Gazete ve dergiler yalnız yurtdışından alınan karikatürleri ve adını duyurmuş Türk sanatçılarının yapıtlarını yayımlıyor, genç sanatçıların çalışmalarına fazla şans tanımıyordu. Duraklamaya neden olan etkenlerden biri karikatürün giderek soyut bir grafik sanat düzeyine gelmesi, anlatımını karmaşık simgeler ve çizim teknikleriyle iletir olmasıdır. Karikatür çizgiyle gülmece yapma sanatıdır düşüncesi yerini, karikatür güldürmez düşundürür düşüncesine bıraktı, gülmecesi sınırlı bu yaklaşım da geniş izleyici kitlesi tarafından benimsenmedi. Konu ya da anlatım yolu bulamayan karikatürcüler güncel olayları resimlemekten ileri geçemeyen yapıtlar üretir oldular. Bu dönemin sonlarında, 1969'da Semih Balcıoğlu, Turhan Selçuk ve Ferit Öngören'le birlikte Karikatürcüler Derneği'ni kurdu.
Yeni Karikatür Dönemi
1970'lerin başında karikatür bir kendini yenileme sürecine girdi, böylece de günümüze kadar süren dördüncü ve sonuncu dönem başlamış oldu. Bu dönemde karikatür büyük yaygınlık kaznarak pek çok kişi, özellikle de gençler için bir anlatım, bir dışavurum aracı oldu. 1975'te de İstanbul'da, Tepebaşı'nda Türkiye'nin ilk Karikatür Müzesi kuruldu.
Dönemin özelliklerinden biri soyut anlatımlarından uzaklaşmak olmuştur. Bir başka çizim özelliği de karikatürün çizgi romana özgü anlatım tekniklerinden yararlanmaya başlamasıdır. Altyazılar ortadan kalkarak, sözlerin konuşma balonları içine alınması, çizgi romana özgü ünlem, sözcük ve işaretlerin karikatürde de kullanılması, daha devingen, canlı, çarpıcı çizimlerin araştırılması, yazarı ile çizeri ayrı ortak yapımların çoğalması karikatüre yeni bir soluk kazandırmış, karikatürün yeniden yaygın bir anlatım aracı olarak kullanılmasını sağlamıştır.
Dönemin gülmece açısından özelliği yazıdan kaçınmaması, dahası yüzyıllardır kullanılan bazı sözlü gülmece özelliklerine dayanarak bunu karikatüre aktarmasıdır. Ayrıca gülmece açısından bir başka önemli adım daha atmış, bilinmeyen üçüncü kişilere yönelik iğnelemeler yerine doğrudan sokaktaki insanı konu alan bir gülmeceye yönelinmiştir. Yazında gülmece yazarı Aziz Nesin'le başlayan, Türk insanının kendi kendisinin alaya alan gülmece yaklaşımının karikatüre katılması da bu sanata yeni bir canlılık veren en önemli etkenlerden biridir. Bu dönemin önde gelen adı, 1950 kuşağının en genç karikatürcülerinden biri olan Oğuz Aral'dır. Onun yönetimini üstlendiği Gırgır adlı gülmece dergisi yeni anlayışa öncülük etmiş, pek çok genç sanatçının yetişmesini sağlamıştır. 1971'den beri çıkan ve adı 1989'da Oğuz Aral'ın yarattığı bir çizgi roman kahramanı olan Avni'ye dönüştürülen bu dergi görülmedik bir başarı kazanarak, bütün dünyada yayımlanan üçüncü büyük gülmece dergisi durumuna gelmiştir. Dönemin öteki karikatürcüleri arasında Hasan Kaçan, Behiç Pek, Latif Demirci gibi adlar vardır. Engin Ergönültaş, Can Barslan, Mehmet Çağçağ, Tuncay Akgün de aynı anlayışı sürdürmüşlerdir. Yeni anlayışa ayak uydurabilen, Oğuz Aral'ın kardeşi Tekin Aral bir yandan başarılı portre karikatürleriyle tanınırken bir yandan da Türkiye'nin büyük gülmece dergilerinden Fırt'ı yönetmektedir. Kemal Aratan, Serhat Gürpınar, Yavuz Taran ise bir sonraki çizer kuşağının temsilcileridir. Bu dönemde kadın çizerlerin de sayısı çoğalmıştır. En başarılı olanlarından biri Çılgın Bediş adlı çizgi romanın yaratıcısı Özden Ögrük'tür. Bu arada bu dönemde karikatürcülüğünün yanı sıra mizah yazarlığı yapan isimler de görülür. Cihan Demirci, Aziz Yavuzdoğan, Gani Müjde ve Metin Üstündağ gibi isimler hem çizer hem de yazar olarak diğer mizahçılardan ayrılırlar.
Karikatür günümüz Türkiye'sinde yaygınlık açısından en önde gelen sanat dalı durumuna gelmiştir. Sanatsal yaratıcılık alanı olarak geniş kitleler tarafından ilgiyle izlenmekte ve sevilmektedir. Gülmece dergilerinin sayısı çoğalmış, ayrıca gazete ve dergiler de gülmece ekleri vermeye, amatör çizer köşeleri düzenlemeye başlamişlardır. Büyük kentlerin dışında da sergiler, yarışmalar düzenlenmektedir. Bunlara paralel olarak karikatürün tarihini, kuramını konu alan yazılar, kitaplar yayımlanmaktadır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
