mevlana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mevlana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2016 Çarşamba

SEYYİD BURHÂNEDDÎN-İ TİRMİZÎ (Mevlâna’nın Hocası)

Seyyid Burhâneddîn-i Tirmizî, Sultânu’l-Ulemâ’nın Horasan’daki müridlerindendi. Bahâeddin Veled’e intisap ettikten sonra bir müddet kırlara düşüp, tecelli nurlarının çokluğundan kararsız olmuştu. Riyâzeti pek sever, daima perhiz yapar, nadiren yemek yerdi. Kalplerdeki sırları söylediği için Horasan, Buhara, Tirmiz ve civarında “Seyyid-i Sırdân” diye tanınırdı. Baha Veled’in Horasan’dan göç edişinden sonra Tirmiz’e gitmiş ve orada inzivaya çekilmişti. Seyyid, günlerden bir gün kuşluk vaktinde birdenbire; “Eyvah! Şeyhim bu toprak âleminden göçtü” diyerek feryat ile ağlamaya başladı. Günlerce ıstırabını, kederini teskin edemedi. Sonra bir gece rüyasında Sultânu’l-Ulemâ’yı gördü. Şeyhi hiddetle bakıyor; -Burhâneddin, nasıl olur da bizim Hüdevendigârı (Mevlâna) yalnız bırakır, yanına gitmezsin? Bu atabeklik vazifesine yakışmaz, diyordu. Uykudan üzüntü ile uyanan Seyyid Burhâneddin hemen hazırlanıp, birkaç yakını ile birlikte yola koyuldu ve 1211 senesinde Konya’ya ulaştı. O sırada Mevlâna Celâleddin yedi sene boyunca oturdukları Lârende’ye bir seyahat yapmıştı. Hüdâvendigâr’ı bulamayan Seyyid-i Sırdan bir mektup yazarak dönmesini rica etti. Mevlâna mektubu alınca öpüp, gözlerine sürdü ve derhâl Konya yolunu tuttu. Kavuşma çok heyecanlı oldu; her ikisi de kendilerinden geçtiler. Seyyid Burhaneddin, delikanlı Celâleddin’in bilgide eşi olmadığını görmüş; bâtınında da işlenmemiş mâdenler bulunduğunu keşfetmişti. Sevgiyle yürüyen hocalık-talebelik devresi tam dokuz yıl sürdü. Seyyid, Mevlâna’nın büyüklüğünü çok iyi biliyor, onu çok seviyordu. Bunun için ; -Benim onun üzerinde hakkım vardır; ama onun benim üzerimdeki hakkı binlerce misli fazladır, buyuruyordu. Dokuz sene tamam olduktan sonra yine bir sevgi havası içinde Seyyid zaman zaman Mevlâna’dan Kayseri’ye gitmek için izin istemeye başladı. Mevlâna’nın gönlü ise bir türlü gitmesine rıza göstermiyordu. Bir gün Mevlâna dostlarından bir grup Seyyid’i bir katıra bindirerek bağlara götürmüşlerdi. Kayseri yolculuğunu düşünen Burhâneddîn-i Tirmizî birdenbire hayvanın sıçraması ile yere düştü ve ayağı kırıldı. Şehre döndükleri zaman sitemli bir tebessümle Mevlâna’ya; -Ne güzel mürid; mürşidinin ayağını kırıyor! dedi. Sonra; -Niçin gitmeme izin verilmiyor? diye sordu. Mevlâna bu soruya soruyla karşılık verdi; -Neden beni bırakıp gitmek istiyorsun? Cevap şu idi: -Buraya kuvvetli bir arslan yöneldi (Şems-i Tebrizî); olabilir ki birbirimizle geçinemeyiz. Benim görevim artık bitti. Bunun için gitmek istiyorum. Seyyid Burhâneddîn Kayseri’yi seviyordu. Oraya yerleşecek, inzivaya çekilecek, köşesinde gece gündüz Hak’la bir olacaktı. Nihayet Mevlâna’nın müsâdesiyle, o zaman Darü’l-Feth denilen Kayseri’ye yollandı. Hayatının geri kalan günlerini Kayseri’de geçiren Burhâneddîn-i Tirmizî, 1220 senesinde bir gün, hizmetine bakan müridinden bir testi sıcak su getirmesini istedi. Su gelince, müride; -Kapıyı kapa ve garip Seyyid göçtü diye dışarda selâ ver, buyurdu. Suyu getiren mürid, çıkar çıkmaz, efendisi ne yapacak diye, içerisini gözetlemeye başladı. Seyyid abdest almış, elbisesini giymiş, odanın bir köşesine kıvrılmıştı. -Ey, bana bir emanet veren hâzır ve nâzır Allah! Lûtf edip bu emaneti al. İnşaallah beni sabredicilerden bulursun (Kur’an, XXXVII, 102), âyetini okuyarak ruhunu Hakk’a teslim etti. Seyyid-i Sırdan’ın vefat haberi etrafa yayılınca büyük küçük herkesi hüzün ve acı kapladı. Hâfızlar Kur’an okuyor, şeyhler zikrediyor, selâlar veriliyordu. Seyyid bu şekilde toprağa verildi. Sahip Şemseddin, Seyyid’in Türbesini yaptırdı. Fakat çok kısa zaman içinde türbe harap oldu. Tekrar yaptırıldı; yine yıkıldı. Bir gece Sahip Şemseddin, Seyyid’i rüyasında gördü; üzerine türbe yapılmasını istemiyordu. Bir müddet sonra Mevlâna’ya mektup gönderildi. O zaman otuz dört yaşında olan Hüdâvendigâr dostlarıyla beraber Kayseri’ye geldi; Burhâneddin-i Tirmizî’nin kabrini ziyaret etti. Seyyid Burhaneddin'in türbesi bugünkü şekliyle, 1892'de Mesnevi şarihi ve zamanda Ankara Valisi olan Abidin Paşa'nın yardımıyla yapılmıştır

Seyyid Burhaneddin Hazretleri'nden Veciz Sözler

  1. Sevgi bilgisi Tanrı'ya aittir; kimden Tanrı sevgisi bilgisini duyarsan bil ki o, Tanrı dostudur.
  2. Şevk, sevgi ağacının ışığıdır; aşk da meyvesidir.
  3. Zikir, korkunun üstünlüğüyle ve sevginin şiddetiyle gaflet meydanından müşahede genişliğine çıkmaktır.
  4. Ne mutlu o kişiye ki, gözü uyur da gönlü uyumaz.
  5. Bilgi, marifet bilgisidir. Hiçbir şey bilmesen bile, kendini tanıdın, bildin mi, bilginsin, arifsin.
  6. Akıllar, yaratılışta noksan olabilir. Fakat çalışmakla bir yere varır, olgunluğa kavuşur.
  7. İnsan, halkla ne kadar karışır, uzlaşırsa o kadar Hakk'a yaklaşır.
  8. Sağa, sola selam vermenin manası şudur:  Ey inanan kardeşlerim, siz benim şerrimden, hainliğimden eminsiniz.
  9. Şeyh, kendi varlığından ve benliğinden kurtulmalıdır ki, başkalarını görsün ve gözetsin.
  10. Baş koyan, başlara taç olur; kendisini aşağı gören, bütün aleme üst kesilir.
  11. Allah, beni aziz etmiş; ben kendimi hortlatamam ki. Böyle iş yaparsam, bu zulüm olur.
  12. Kimde hakikat derdi yoksa, hakikatı istemiyor demektir.
  13. Herşeyden kaçmak kolay da, kendi nefsinden kaçmak, zordur.
  14. İbadetin özü, nefsin erimesidir; geri kalanın hepsi de ibadetin kabuğudur.
  15. İsteğine, şehvetine uydukça rezil olur gidersin.
  16.  Sen, yalnız şu şarabı haram sandın; nice şehvetler vardır ki, adamı sarhoş eder.
  17. “ Sevgi bilgisi Tanrı’ya aittir; kimden Tanrı sevgisi bilgisini duyarsan bil ki o, Tanrı dostudur”. (s.41)
    ” Şevk, sevgi ağacının çiğidir; aşk da meyvasıdır” (s.20)
    “ Zikir korkunun üstünlüğüyle ve sevginin şiddetiyle gaflet meydanından müşâhede genişliğine çıkmaktır.” (s.66)
    ” Ne mutlu o kişiye ki gözü uyur da gönlü uyumaz.” (s.64)
    “Bilgi, maarifet bilgisidir. Hiçbir şey bilmesen bile, kendini tanıdın, bildin mi, bilginsin, arifsin” (s.18).
    “Akıllar, yaratılışta noksan olabilir. Fakat çalışmakla bir yere varır, olgunluğa kavuşur.” (s.22)
    ” İnsan, halkla ne kadar karışır, uzlaşırsa o kadar Hakk’a yaklaşır.”  (s.63)
    “ Sağa sola selam vermenin manası da şudur: Ey inanan kardeşlerimiz benim şerrimden hainliğimden eminsiniz.” (s. 7)
    “Şeyh, kendi varlığından ve benliğinden kurtulmalıdır ki, başkalarını görsün, gözetsin.” (s.37)
    “Baş koyan, başlara tâç olur; kendisini aşağı gören, bütün âleme üst kesilir.” (s.43)
    ” Allah beni aziz etmiş; ben kendimi horlatamam ki, Böyle iş yaparsam bu zulüm olur.” (s.53)      
    ” Kimde hakikat derdi yoksa, hakikati istemiyor demektir.” (s.21)
    ” Her şeyde, kaçmak kolay da kendi nefsinden kaçmak pek zordur.” (s.69)
    “ İbadetin özü, nefsin erimesidir; geri kalanın hepsi de ibâdetin kabuğudur.” (s.I9) 
    “İsteğine, şehvetine uydukça rezil olur gidersin.” (s.45)
    “ Sen, yalnız şu şarabı haram sandın; nice şehvetler vardır ki adamı sarhoş eder.”  (s.48)
     “Kim, kendi dileğine bağlanmışsa, yaptığı işler, küle benzer, savrulur gider. ” (s.71)
    “Haset, nefis köpeğinin sıfatıdır.” (s.59)
    ” Din ağacı, terbiye vasıtasıyla kuvvetlenir. Şimdi daha tazedir, küçüktür (henüz kuvvetlenmemiştir). “ (s.25)
    ” Suçu terk etmek, itaatin ta kendisidir.” (s.25)
    “İnsanlar, kötü gönüllü oldular mı? Küçücük bir derede boğulurlar; ama cesaretle, erlikle koskoca denizleri aşarlar.” (s.42)
    ” Birinin ayıbını, hünerini araştırmak istersen, bir bahane bul, önce onu konuştur.”  (s.42)
    “ Ey genç, bilgiyle malı bir arada elde et. Bunlar olmadıkça ömür, adamı kör ve rezil eder.” (s.40)
    “Zenginlik, gönül zenginliğidir nefis ve mal zenginliği değil.” (s.24)
    “Yılan balığına benziyorsun, ne yılansın, ne balık; sen bir münafıksın; ne yapıyorsun? Ya yılan ol, ya balık.”  Maârif, s.54 (Bu beyit Senâinin Divânında da geçmektedir, bk. Dîvân-ı Senâi. Tahran.1320 hş. S.531).
    “Kendisine Allah Teâlâ tarafından kesin delil verilen, aydınlatılan kişi, Hz. Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemin sünnetine uyar.” (Maârif (Tefsir-i Sure-i Muhammed). 81.  
     “Denizi, denizdeki canavarı görüp de şaşma, kendi içindeki nefis canavarını gör de şaş. “ (s.21)
    “İnsafı, insaf sahibine buyurmak gerek; insafsıza söylemek, hikmete uymaz.” (s.56)
    “İnsanoğlu meşguluyetsiz duramaz; şayet meşgul değilse, ölmüş demektir.” (s.72)  
    “Mücâhede, Hakk’ın rızasında, nefsi harcamaktır.” (s.20)
    “Zikri göbekten yukarıya doğru, içten, candan çıkar.” (s. 62)
    “Beden yok olur ve ölür gider; ruh yok olmaz, ölmez. Bu dünyada akıl ve iman esastır. Bedenin ölmesi, ruhun doğmasıdır.” (s.17)
    “Şeyh aynı zamanda gayretli ve olgun kimsedir “Sen ne kadar başkalarından bağları koparır, onlardan nazarını kesersen, şeyh daha fazla seni görür. Şeyh aşın gayretli ve kıskançtır. Şeyhin saçı tamamıyla ağırmış, hiçbir siyah kıl (halk) kalmamıştır.” (s.35)
    “İnsanlar, kötü gönüllü oldular mı, küçücük bir derede boğulurlar; ama cesâretle, yiğitlikle koskoca denizleri bile aşarlar, geçerler. Kötü gönüllü olmamak gerek. ”  (s.42-43)
    Kaynak: Seyyid Burhâneddin, (Tirmizî), Ma’ârif (Mecmua-i Mevâiz ve Kelimât-ı Seyyid Burhâneddin Muhakkak-ı Tirmızî be Hemrâh-ı Havâsî ve Ta’likat, Tefsir-i Sûre-i Muhammed ve Fetih), nşr. Bedı el-Zaman Furûzânfer, Tahran. 1339 hş. trc. Abdülbûkî Gölpınarlı, Ankara, thz.Sh: 80-81

20 Şubat 2016 Cumartesi

Lâ tahzen! (Üzülme!)

Lâ tahzen! (Üzülme!)
Bir şey olmuyorsa:
Ya daha iyisi olacağı için,
Ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur.
Şu uçan kuşlara bak! Ne ekerler, ne biçerler…
Onların rızkına kefil olan Allah; seni mi ihmal edecek sanırsın!
Yeter ki sen istemeyi bil..
Lâ tahzen! (Üzülme!)
İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme!
Rahman: (cellecelaluhu), “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
O halde ne diye üzülürsün ey can?
Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan;
Gece gibi kapkaranlık nefsini yak !..
“Derdim var” diyorsun;
Dert insanı Hak’ka götüren Burak’tır; sen bunu bilmiyorsun.
Sanma ki dert sadece sende var.
Şunu bil ki;
Sendeki derdi nimet sayanlar da var.
Umudunu yıkma; Yusuf’u hatırla.
Dert nerede ise deva oraya gider.
Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider.
Soru nerede ise cevap oraya verilir.
Gemi nerede ise su oradadır.
Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın.
Dünya malı Allah’ın tebessümüdür: ona bak! Ama sarhoş olma…
Lâ tahzen! (Üzülme!)
Irmağa deniz, denize okyanus sığmaz. .
“Aşık” olmayana anlatsan da “Ben” “Sen” anlamaz.
Hakka ulaşmak için yoldur desen kimse inanmaz…
Gönlünde zerre-i miskal şems olmayan;
Yanmaz, yanamaz…
Ayağın kırıldı diye üzülme!
Allah senden aldığı ayak yerine belki sana kanat verecek.
Kuyu dibinde kaldın diye üzülme!
Yusuf kuyudan çıktı da Mısır’a sultan oldu, unutma!
İstediğin Bir şey; Olursa Bir Hayır,
Olmazsa Bin Hayır Ara…
Geçmiş ve gelecek insana göredir.
Yoksa hakikat âlemi birdir. Bu âlem bir rüyadır.
Zanna kapılma ey can! Rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir.
Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir.
Neden çok üzülürsün ki?
Herşey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vaz geçme:
– Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.
Bu âlemin, bu kâinatın kitabı sensin:
Aç da kendini oku ey can!
Kâinatın en uzak köşesi, senin içinde ufak bir nokta…
Ama sen bunun farkında bile değilsin.
Derdin ne olursa olsun korkma!
Yeter ki umudun ALLAH olsun…
Herkes bir şeye güvenirken;
Senin güvencen de ALLAH olsun.
Hiçbir günah, ALLAH’ın yüce merhametinden büyük değildir ama;
Sen yine de günah işlememeye bak!
Lâ tahzen! (Üzülme!)
Derdin ne olursa olsun bir abdest al, nefes gibi…
Ve bir seccade ser odanın bir kösesine, otur ve ağla ,
Dilersen hiç konuşma…
O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma.
Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır.
Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır.
Allah tozunu alıyor diye, niye kederlenirsin EY CAN!?
(Mevlana)

Bir gün yolda iki kişi kavga ederlerken birisi diyor ki:”Ben öyle bir adamım ki bana bir laf söylesen bin laf işitirsin!” Bu sözü duyan Mevlana, derhal yanlarına giderek o adama:“Ne söyleyeceksen bana söyle, benimle kavga et diyor, ben de öyle bir adamım ki bana bin söylesen bir laf bile işitemezsin!” Bu sözden sonra bin laf söyleyebileceği için övünen adam tek kelime edemiyor. Ve Mevlana’ya saygı göstererek barışıyorlar

18 Eylül 2013 Çarşamba

MEVLÂNA CELALEDDİN RUMÎ VE TÜRK HÜKÜMDARLARI İLE İLİŞKİLERİ


Bir gün bir yahudi¸ Şemsi Tebrizi'ye "Senin sevdiğin varya o Mevlâna buraya geliyor" demiş. Bunun üzerine Şemsi Tebrizi verecek hiçbir şeyi olmadığı için evini bu Yahudi'ye hediye etmiştir.”
“Mevlevilik ve Mevlâna hazretlerinin etkisi Anadolu üzerinde uzun yıllar devam etmiştir. Alaaddin Keykubat'ın üzerinde ise çok derin izler bırakmıştır. Bu etki sonrası kendisi şeyhlere çok hürmet etmiş¸ dualarını almış.”
Mevlâna Celaleddin Rumî
Mevlâna Celaleddin Rûmî Hazretleri H. 604 / M. 1207'de Belh şehrinde dünyaya gelmiştir. Babası Sultanü'l-Ulema lakabıyla tanınan Muhammed Bahaüddin Veled bin Hüseyin El-Bekri'dir. Harezm'in en meşhur âlim ve mutasavvıfları arasındadır. Meclisine devlet erkânı¸ ulular ve hükümdarlar katılırdı. Bahaüddin Veled Harezm'den göç etmiştir. Önce Nişabur'a sonra da Bağdat¸ Mekke¸ Şam¸ Malatya¸ Erzincan¸ Akşehir ve Larende'ye geldiler. Larende'de yedi yıl kaldılar. Burada Mevlâna Hazretleri Lala Şerafeddin Semerkandî'nin kızı Gevher Hatunla evlendi.1 Bu yolculuk sırasında meşhur Tezkiretü'l-Evliyanın yazarı Feridüddin Atar bu ailenin yolculuğu esnasında Bahaeddin Veled'i önde Mevlâna'yı arkada görmüş ve şöyle seslenmiştir. "Hiçbir derya bir nehrin arkasında gider mi?" sonra da yazmış olduğu Esrâr-nâme adlı eserinde bir nüsha Mevlâna Celaleddin'e hediye etmiştir.2 Nihayet Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı Alaaddin Keykubat'ın mükerrer ve hararetli davetleri neticesinde Konya'ya gelerek yerleşmişlerdir.
Bahaeddin Veled'in vefatından sonra Seyyid Burhaneddin Tirmizî'den dokuz yıl ders okudu. Seyyid Burhan daha sonra Kayseri'ye gitmiş ve burada vefat etmiştir. Celaleddin Rumî hem babasından hem de hocasından aldığı derslerle Gazali'nin şeriat hükümleriyle birleştirdiği tasavvuf esaslarıyla uğraşıyor ve ilgileniyordu. Lakin bu esnada Şemsi Tebrizi'nin Konya'ya gelerek Mevlâna ile görüşmesi onun maneviyatı üzerinde şiddetli bir değiştirici etki yaptı.3 Şemsi Tabrizi Hazretlerinin Mevlâna Celaleddin Rûmî'ye sorduğu sorular ve gösterdiği haller neticesinde Şemsi Tebrizi ile Mevlâna arasında müthiş bir muhabbet ve dostluk tesis edilmiştir. Fakat Konya halkının kıskanç davranışları üzerine Şemsi Tebrizi sessizce Şam'a gitmiştir. Mevlâna Hazretleri ise büyük bir üzüntüye kapılmış şiir ve kasideler yazmıştır. Bir gün bir Yahudi Şemsi Tebrizi'ye "Senin sevdiğin varya o Mevlâna buraya geliyor" demiş. Bunun üzerine Şemsi Tebrizi verecek hiçbir şeyi olmadığı için evini bu Yahudi'ye hediye etmiştir. Şemsi Tebrizi'nin dostları ise hemen gelerek bu Yahudi'nin yalancı olduğunu söylemişlerdir. Şemsi Tebrizi ise onlara şu cevabı vermiştir: "Benim sevdiğimin geldiğinin yalan haberine dünyalığımın tamamını verdim¸ eğer gerçekten gelseydi burada ölmem gerekirdi" demiştir.
Mevlâna Hazretleri bir gün Şemsi Tebrizi Hazretlerinin Şam'da olduğunu öğrenince oğlu Sultan Veled'in başkanlığında bir heyet hazırlayarak Şam'a göndermiş ve kendisini Konya'ya davet etmiştir. Bu davet üzerine Konya'ya gelmiş¸ Mevlâna Hazretleriyle görüşmüş tekrar çok güzel bir muhabbet kurulmuştur. Fakat bu dostluk ve muhabbeti kıskananlar düşmanlıklarını tekrar ortaya koymuşlardır. Kendisine pek çok baskı ve zulüm yapılmışsa da bunların hiçbirini Mevlâna Hazretlerine anlatmamış yalnızca Sultan Veled'e kırgınlığını anlatmış ve bu sefer izi bulunmamak üzere oradan ayrılmıştır. Mevlâna Hazretleri tekrar bulmak için çok aramış ve aratmışsa da bir türlü bulamamıştır. Onun için coşkun bir aşk¸ sevgi seli¸ yüksek bir ilahi ilhamla yazdığı şiir¸ kaside ve gazellerini Divan-ı Şemsü'l-Hakayık (Ayrılık Kasidesi) adlı eserinde toplamıştır.4 Halen o günün izlerini taşıyan bu eser okuyanları derinden etkilemektedir.
Selçuklu Sultanları İle İlişkileri
1) Alaaddin Keykubat İle İlişkisi
Alaaddin Keykubat'ın daveti üzerine Konya'ya gelerek yerleşmişlerdir. Bu dönemde Mevlâna Celaleddin Rûmî ve ailesine gereken saygı gösterilmiştir. Bu dönem Selçukluların en parlak dönemidir. Bunun sırlarından biri devrin devlet adamlarının büyüklere gereken saygıyı göstermelerindendir. Bu dönemin önemli olaylarından biri Yassıçemen Savaşıdır. (1230) Bu savaştan önce Alaaddin Keykubat Bahaeddin Veled'in türbesini ziyaret etmiş Mevlâna Hazretlerinin duasını almıştır. Bu savaşı Harzemşahlara karşı yapan Selçuklu Hükümdarı¸ Harzemşahların ordusu çok güçlü olduğu için tedirgindir. Savaş başladığında Harzem Ordusuna doğru çok şiddetli rüzgârların esmesiyle bu ordu dağılmış¸ perişan olmuş¸ bozguna uğramıştır. 15.000 süvari uçurumlardan düşerek ölmüş bazı askerlerde atlarını bırakarak dağa doğru kaçmışlardır. Niçin kaçtıkları ise anlaşılamamıştır. Alaaddin Keykubat ise bu ani bozgunu anlayamamış önce harp hilesi zannetmişse de sonradan Harzem ordusunun yenildiğini görerek Allah'a şükrederken bu galibiyetin manevi bir yönünün olduğunun farkına varmıştır.5
Mevlevilik ve Mevlâna hazretlerinin etkisi Anadolu üzerinde uzun yıllar devam etmiştir. Alaaddin Keykubat'ın üzerinde ise çok derin izler bırakmıştır. Bu etki sonrası kendisi şeyhlere çok hürmet etmiş¸ dualarını almış. Önemli zamanlarda evliya türbelerini ziyaret ederek zaferleri için hacet dilemiştir. Meşhur vezir Celalettin Karatay ise Alaaddin Keykubat hakkında şunları söylemiştir: "On sekiz sene sultanın hizmetinde bulundum¸ onun gecenin üçte birinden fazlasını uyuduğunu hatırlamıyorum. Bilakis onu geceleri Kur'an okumak¸ namaz kılmak¸ dua etmek ve çalışmakla meşgul olduğunu gördüm" der. Alaaddin Keykubat'ın medreseler¸ zaviyeler kervansaraylar¸ hastaneler¸ köprüler¸ camiler ve başka hayır müesseseleri yaptırdığı; âlimlere¸ şeyhlere¸ dervişlere¸ zahitlere çok saygı gösterdiği yapılan gaza ve kazanılan zaferlerin onların manevi etkisiyle gerçekleştiği hatta rüyasında nurani şahısların kedisine zafer müjdeleri verdiği bir gerçektir.6 Kendisinin bu şekilde büyüklere tabi olması ise hem halk tarafından çok fazla sevilmesi hem de çok başarılı bir hükümdar olmasını sağlamış bu dönemde Anadolu Selçukluları altın çağını yaşamıştır.
Kösedağ Muharebesi ve Sonrası Gelişmeler
Bu dönemde hükümdar olarak II. Gıyaseddin Keyhüsrev bulunmaktaydı. Bu hükümdar kendini bilen ve akıllı devlet adamlarını değil küstah ve cahil insanları tercih ediyor¸ eğlencelerle vakit geçiriyordu. Mutasavvıf ve mürşitlerle görüşmüyor onların hayır dualarını almıyor hatta idraksiz ve çok cahilane konuşmalar yapıyordu. Yalnızca kendi ordusunun zahiri gücüne güveniyor kendisini yenilmez zannediyordu. Hatta o kadar ileri giderek şu sözleri söylemiştir. "Allah onlarla olsa dahi Tatarları (Moğol) mağlup ederim." 1243'de Kösedağ'da meydana gelen savaşta ise Moğollar az bir kuvvetle koca Selçuklu ordusunu büyük bir mağlubiyete uğratmışlar¸ hesapsız ganimetler elde etmişlerdir.7 Moğollar Anadolu'yu işgale başlamışlar her tarafı yağma ve talan etmişlerdir. Celalettin Karatay bu dağınıklığı toparlamaya çalışmışsa da onun vefatıyla Moğolların baskısı ve müdahaleleri daha çok artmış¸ aşırı ölçüde haraç ve vergiler almaya başlamışlar veremeyenleri öldürmüşler¸ zulümler yapmışlardır. Anadolu başarısız ve yeteneksiz devlet adamları yüzünden mahv-u perişan olmuş çok sayıda ocak sönmüş¸ kıtlıklar ve salgın hastalıklar başlamıştır. Bu sırada Mevlâna Hazretleri ise Anadolu halkına yardım etmiş yaraları sarmış¸ kıtlık çeken halka buğday dağıtmış¸ insanlara moral vermek için dervişler görevlendirmiştir. Böylece Anadolu halkına sahip çıkmış ve yalnız olmadıklarını göstermiştir. Tüm bunları gören Moğollar da Konya'yı almak için harekete geçmişlerdir. Çünkü işgal edilmeyen tek yer Konya'dır. Moğol Komutanı Bayucu Noyan Konya'yı kuşatmış¸ tüm halkı ölüm korkusu sarmıştır. İnsanlar Moğollardan çok korktukları için birbirleriyle helalleşmeye başlamışlardır. Her şeyden ümitlerini kestikleri bir anda Mevlâna Hazretlerine gidip yardımını istemişlerdir. Mevlâna Hazretleri de halkın isteğini kırmamış Konya'nın kulağı küpeli kapısından çıkıp Konya Meydanı arkasında bulunan tepede kuşluk namazını kılmaya başlamıştır. Yeşil elbiseli bu zatın kerametini gören (cismen¸ zahiren çok büyümüş ve devleşmiştir) haşmetinden korkan Moğollar şehre dokunamamışlar hediye olarak gönderilen parayı ve malı alıp geri dönmüşlerdir. Yalnız Bayucu Noyan yemin ettiği için surların bir miktarını yıktırmıştır. Oysa Konya'yı yerle bir edeceğini söyleyen bu Moğol komutanı şehre hiçbir şey yapamamıştır. Konya ise bundan sonra "Evliya Şehri" unvanıyla anılmaya başlanmıştır.8
Mevlâna Hazretleriyle Muiniddin Süleyman Pervane'nin İlişkisi
Muiniddin Pervane âlim¸ şeyh ve mutasavvıflara çok saygılı davranıyor¸ medrese ve zaviyeler inşa ediyor onlara maddi yardımlarda bulunuyor¸ sözlerini dinliyor ve hayır dualarını alıyordu. Çok sayıda alim ve şeyhlerden dostu vardı. Bunların bazıları: Sadreddin Konevi¸ Sıraceddin Mehmet¸ Şeyh Fahreddin Iraki¸ Celalettin Mahmut¸ Baba Kemal Cendi ve İzzeddin Mehmet'tir. Mevlâna Celalettin Rûmî Hazretlerinin ise çok müstesna bir yeri vardır. Onunla münasebetleri çok sık ve çok sıkıdır. Sohbetlerine ve ziyafetlerine katılır¸ saygıda kusur etmez¸ irşatlarından faydalanır ve feyz alırdı. Dergâha gelir ve müridlerle iyi ilişkiler içersinde olurdu. Mevlâna Hazretleri mektuplarında kendisine "Uluğ Pervane¸ Pervane-i azum¸ Kat ığ uluğ Pervane¸ Muiniddin Pervane beg" unvanlarını kullanmıştır. Bu da bizlere aralarındaki münasebetin mükemmelliğini göstermeye kâfidir.9 Mevlâna Hazretlerinin arzusu ile Muiniddin Pervane fakirlere yardım ediyor¸ Anadolu'nun düştüğü ızdıraptan kurtulması için çalışmalar yapıyor¸ sosyal ve ekonomik olarak yaraları sarmaya çalışıyordu. Mevlâna Hazretlerinin himmeti ve kendisinin gayretleriyle Anadolu Türk halkı biraz rahatlıyor¸ çekilen çileler hafifliyordu. Böylece Mevlâna hazretlerinin Anadolu üzerindeki izleri derinleşiyor Anadolu insanının Mevlâna'ya hayranlığı ise günden güne artıyordu.
Mevlâna Hazretlerinin IV. Kılıçarslan'la İlişkisi
IV. Kılıçarslan vücutça kuvvetli¸ yakışıklı¸ cesaretli ata binmeyi seven kılıç ve mızrak kullanmakta usta bir hükümdardır.
Mevlâna Celalettin Rûmî Hazretleriyle ise arası çok iyidir. Onu saraya davet eder fikirlerini alır ve saygı gösterip sohbetlerine katılırdı. Fakat bir sohbet esnasında Mevlâna Hazretlerine karşı hatalı bir cümle kullandı. Türkmen şeyhlerinden Buzağı Babayı (Baba Marendi) kendisine baba edindiğini söyleyince Mevlâna Hazretleri de "sen kendine baba buldun ise biz de bir evlat buluruz" deyip sohbeti terk etmiştir.10 Bundan sonra IV. Kılıçarslan bir boşluğa düşmüş¸ ne yapacağını bilememiş ve düşmanları tarafından hazırlanan tuzaktan kurtulamamış; yiğit¸ cesaretli ve kuvvetli olmasına rağmen öldürülmüştür. Bundan sonra Selçuklu Devleti çok zor anlar ve günler yaşamış dağılmaya başlamıştır.
Mevlâna Hazretlerinin Vefatı ve Ruhaniyetinin Konya'yı Kurtarması
Mevlâna Hazretleri 17 Kanun-u Evvel 1273/5 Cemaziyel ahir 672 tarihinde ebediyete intikal etmiştir. Onun cenaze namazını vasiyeti üzerine büyük âlim ve mutasavvıf Sadreddin Konevi Hazretleri kıldırmıştır. (Sadreddin Konevi; Şeyh Mecdüddin İshak'ın öz oğlu¸ Muhyiddin Arabî Hazretlerinin üvey oğludur. Mürşidi Muhyiddin Arabî Hazretlerini ve eserlerini Anadolu'ya ve dünyaya tanıtıp anlaşılmasını sağlayan önemli şahsiyettir. Aynı zamanda Mevlâna Hazretlerinin yakın dostudur.) Bundan sekiz ay sonra kendisi de vefat etmiş sonra diğer âlim ve mutasavvıflar da birer birer¸ arka arkaya vefat edince halk tüm bunların kendilerine birer ibret olduğunu anlamış maneviyat önderlerinin aralarından gittiğini görünce çok fazla üzülmüşlerdir. Böylece maddi¸ manevi olarak çöküntüye uğradıklarını anlamışlardır.11 Bu din ve devlet muhafızlarının vefatıyla birlikte memleket perişan olmuş harap ve bitap bir hale düşmüştür. Anadolu Selçuklu Devleti ise parçalanmaya başlamıştır.
Moğol komutanı Geyhatu Aksaray’a geldiğinde Konya'ya bir elçi göndererek kendisinin geleceğini ve şehrin hazırlanmasını istemişti. Fakat birkaç kişi tarafından bu elçi öldürülmüştür. Bu duruma çok kızan Moğol komutanı Konya üzerine yürümüş ve bu şehri yağmalamaya karar vermiştir. Konya halkı ise bundan çok fazla korkmuştur. Konya'ya yaklaşıldığı sırada Geyhatu bir rüya görür. Rüyasında: "Hazreti Mevlâna'nın türbesinden heybeti ile çıktığını ve kendisinin bu niyetinden vazgeçip derhal geri dönmesi gerektiğini sert bir dille söylediğini görmüştür." Titreyerek uyanan Geyhatu rüyasını anlattığında kendisine Mevlâna Hazretlerinin "Bu şehir bize aittir" dediği anlatılır. Bunun üzerine Geyhatu Konya'ya dokunmayacağını söyler. Mevlâna Hazretlerinin türbesini ve Sultan Veled'i ziyaret edip saygılı bir şekilde çekilip gider.12
Geyhatu Konya'ya gazapla¸ yağma¸ tahrip ve katl niyetiyle gelmiş fakat tazim ile geri dönmüştür. İşte büyüklere saygı ve hürmet devam ettikçe onların himayesi de devam eder. Onlar kadar sadık ve kadirşinas da yoktur. Bunun içindir ki aslolan bulunulan zaman ve mekân içerisinde onlara tabi olmak onların değer ve kıymetini çok iyi bilip anlamak gerekir.
Dipnotlar:
1- Fuat Köprülü¸ Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar¸ İstanbul¸ 1976¸ s. 217.
2- Feridüddin Atar¸ Tezkiretü'l-Evliya; Köprülü¸ a.g.e.¸ s. 211-218.
3- Abdurrahman Cami¸ Nefahatü'l-Üns (Evliya Menkıbeleri)¸ Terüme ve Şerh: Lami Çelebi¸ Haz: Süleyman Uludağ - Mustafa Kara¸ İstanbul¸ 1995¸ s. 634-643.; Köprülü¸ a.g.e.¸ s. 218-219.
4- Necip Fazıl Kısakürek¸ Veliler Ordusundan 333¸ İstanbul¸ 1986¸ s. 234-245.; Abdurrahman Cami¸ a.g.e.¸ s.634-643.; Köprülü¸ a.g.e.¸ s. 220-224.
5- Osman Turan¸ Selçuklular Zamanında Türkiye¸ İstanbul¸ 1971¸ s. 370-371.
6- Turan¸ a.g.e.¸ s.392-393.
7- Osman Turan¸ Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi¸ c. I¸ s. 91-99.
8- Ahmet Eflaki¸ Menakip¸ s. 258-261.; Turan¸ a.g.e.¸ s.82.
9- Turan Selçuklular Zamanında Türkiye¸ s.524-525.
10- Turan¸ a.g.e.¸ s. 531-532.
11- Abdurrahman Cami¸ a.g.e.¸ s.634-643.; Turan¸ a.g.e.¸ s. 554-555.; Kısakürek¸ a.g.e.¸ s. 236-245.
12- Turan¸ a.g.e.¸ s. 587-588.; Geniş bilgi için bkz. Ahmet Eflaki'nin¸ Menakip adlı eseri.