hatay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hatay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2017 Pazar

Kendi elektriğini üreten motor icat ettiler

İşçi emeklisi Mustafa Varlı adlı şahsın hayalinden yola çıkan Dörtyol küçük sanayi sitesinde tornacı Erdal Arıkan, bobinajcı Abdulgani Hatutoğlu, motor yenilemeci Ercan Yakut, eski araba motorunun birkaç parçasından yararlanarak neodyum mıknatıs ve bobin kabloları kullanarak hiçbir yakıt kullanmadan, aküyle çalışan aynı zamanda kendi elektrik enerjisi ihtiyacını karşılayan motor yapmayı başardılar.
45 yıl Almanya'da kaldığını belirten işçi emeklisi Mustafa Varlı, "Yurt dışında işçi olarak çalışırken hep aklımda olan böyle bir yapmak düşüncem vardı. Emekli olup yeterli zamanda bulunca 2 yıl önce Türkiye’ye geldim. Aklımdaki fikir ve projeyi burada bulunan sanayi esnafı arkadaşlarımla paylaştım. Onların da büyük özveri ve yardımıyla 9 ay içerisinde yakıt kullanmadan bu motoru çalıştırmayı başardık" dedi.
Yaptıkları motor için Almanya'da patent başvurusunda bulunduğunu belirten Varlı, şöyle devam etti:
"Bir ay sonra patent başvurularımız sonuçlanacak böyle bir motor olmadığına dair başvuru kağıtlarımız geliyor. Ürettiğimiz bu motorun Almanya’dan patentini almak isteyenler oldu. Fakat bunu ben kendime yediremedim bir Türk vatandaşı olarak geri ülkeme gelip bu motoru buradaki halkıma sunmak istiyorum. İnşallah burada bir taliplisi çıkar ona veririz. Bu motoru bu sanayi esnafı arkadaşlarımızla birlikte ortak bir çalışmayla yaptık. “Böyle bir alet dünyada yok, ilk budur. Kendi kendine sınırsız cereyan üreten motordu” dedi.
Bobinaj ustası Adulgani Hatutoğlu, bu işe arkadaşının fikriyle başladıklarını anlatarak, "Bobinleri sardık sonradan da hesaplamaya başladık matematiksel, fiziksel elektriksel hesapları yaparak bu makineyi bu hale getirdik. Her elektrik makinesi kendini soğutma ihtiyacı duyar çünkü her elektrik makinesi bir miktar elektriği ısı enerjisine dönüştürür. Bu yapmış olduğumuz da ısı enerjisine dönüştürüyor. Yok denecek kadar çok az miktarda olduğu için kendini soğutmaya ihtiyaç duymuyor. Neodyum mıknatısın manyetik alanından enerjisinden faydalanarak kendi enerjisini de üretebilen bir makine oluşturduk. Şuan burada prototip olarak yaptığımız makine bobin ve mıknatıs sayıları arttırılarak otomobil, motosiklet, uçak ve gemilere takılabilir. Çok büyük bir güce de dönüştürülebilir, küçük boyutlarda da istediğimiz oranda üretimi yapılabilir" diye konuştu. 
Torna atölyesi sahibi Erdal Arıkan'da, mıknatıstan motor yapma fikrine ilk başta olmaz dediğini belirterek, "Yavaş yavaş uğraşmaya başladığımızda imkansız olan bir hareket aldık. Yani bir motor krank milinin ölü noktasından mıknatısın itmesini sağlayacaktık. 9 ay içerisinde bu makineyi çalıştırdık. Bu parçaların hepsini bu atölyede yaptık. Bu makineyi halkımıza faydalı olacağına inanıyor ve biliyorum. İnşallah büyüklerimiz, Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız görürler ve tutarlar elimizden bu icat dünyaya faydalı olacak bir buluştur” dedi. 
Prototip olarak yaptıkları motoru hiçbir yakıt kullanmadan çalıştıran dört arkadaş buluşlarının dünyada tek olduğunu belirterek devlet yetkilileri ve sanayi kuruluşların sahip çıkmasını istediler.

3 Haziran 2014 Salı

Issız adanın 'ıssız' sakinleri


Kırıkhan ilçesindeki Gölbaşı Gölü'nün çevrelediği, bir zamanlar birçok kişinin balıkçılık yaparak geçimini sağladığı adada yaşayan anne ile kızı, tek odalı evlerinde herkesten uzakta hayat sürüyor.
İlçeye bağlı Adalar köyünün karşısında göl içinde yer alan ve sadece bir iki harabe görünümündeki evin yer aldığı adanın tek sakinleri olan Halime (73) ve kızı Döne (43) Soğan, adeta kitaplara ve filmlere konu olan "Robinson Crusoe" ile "Cuma" karakterleri gibi bir hayat sürüyor.
Gelin geldiği adadan yarım asırdır ayrılamayan Halime Soğan (73), kimsenin uğramadığı evlerine gelenleri içten bir "Hoşgeldiniz" diyerek gözleri dolu dolu karşılıyor. Adada geçen hayatını anlatırken de gözyaşlarını tutamayan Halime nine, ıssız adadaki yaşamın çok zor olduğunu belirtiyor.
Adalar köyünden binilen bir salla yaklaşık 10 dakikalık yolculuğun ardından ulaşılan adada yaşamını sürdüren Halime Soğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 17 yaşında buraya gelin geldiğini söyledi.
Geldiği dönemde adada birçok kişinin yaşadığını ve balıkçılıkla geçimini sağladıklarını ifade eden Soğan, yaklaşık 50 yıl önce komşularının adayı terk ederek Adalar köyüne yerleştiğini kaydetti.
Soğan, gidecek yerleri olmadığı için adada yaşamak zorunda kaldığını, eşinin hayatını kaybetmesi ve diğer 4 çocuğunun evlenmesinin ardından kızı Döne ile burada bir başlarına kaldıklarını belirtti.
Adada hayatın canlı olduğu dönemin özlemini duyduğunu dile getiren Soğan, şöyle konuştu:
"Burası bir zamanlar cıvıl cıvıldı. Herkes balıkçılık yapardı. Zamanla ulaşım zorluğu, balıkçılığın artık para kazandırmaması nedeniyle herkes bir bir evlerini terk ederek karşıdaki köye taşındı. Herkes yeri olduğu için buradan gitti, bizim gidecek yerimiz yok. Tek başıma yaşayamadığım için kızımı da yaşı ilerlemesine rağmen taliplilerine veremiyorum. Eskiden burada yaşam biraz daha kolaydı. Ama artık yaşım ilerledi ve sık sık hastalanıyorum. Sağolsun kızım sal kullanıyor. Onun yardımıyla karşı kıyıya geçiyorum ve hastaneye gidebiliyorum. İhtiyaçlarımı da kızım belli günlerde salla karşıya geçip oradan da arabayla ilçeye giderek alıyor. Her gün karşıya geçme gibi bir lüksümüz yok. Burada birbirimizi yalnız bırakmamaya çalışıyoruz."
Halime nine, adaya ulaşımın zor olması nedeniyle kimsenin misafirliğe gelmediğini de duygulanarak anlattı.
Aldığı yaşlılık maaşıyla geçimlerini sağladıklarını ifade eden Halime nine, kızının mürüvveti için buradan gitmek istediğini, eşinin mezarının adada bulunduğunu ve her gün onu ziyarete giderek dua ettiğini, ölünce kendisinin de adaya gömülmek istediğini sözlerine ekledi.AA

5 Ekim 2013 Cumartesi

Zahter yağı şeker hastalarına şifa olacak


Hatay yöresinde özellikle Amanos Dağları'nda yetişen ve kekiğe benzerliğiyle bilinen “zahter” bitkisinin yaraları iyileştirici özelliği kullanılarak, yara örtücü biyomalzeme üretildi...

Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) ile Romanya Ulusal Deri ve Tekstil Araştırma Geliştirme Enstitüsü’nün ortaklaşa yürüttüğü ve 2011 yılında tamamlanan proje kapsamında, vücutta oluşan yara ve yanıklara karşı yeni nesil bir örtücü biyomalzeme elde edildi.

MKÜ Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Alpaslan Kaya, bölgede yoğun olarak bulunan ve antioksidan özelliğe sahip zahteri kullanarak, "Cilt Enfeksiyonlarına Karşı Uçucu Yağ ve Seolitle Desteklenmiş Kolajen Biometaryallerin Elde Edilmesi" projesini hazırladıklarını söyledi. Geliştirilen biyomalzemeyle cilt üzerinde oluşan yara ve yanıkların, enfeksiyon kapmadan daha kısa sürede iyileştiğini belirtti. Yrd. Doç. Dr. Kaya, Hatay genelinde dağlarda yetişen zahterin yağının elde edilmesiyle ortaya çıkarılan uçucu maddenin, halen kullanılmakta olan ve hayvan derisinin derma tabakasından hazırlanan bantın içine yerleştirildiğini anlattı. Zahterin antioksidan, antibakteriyal, antiviral ve analjezik etkisi sayesinde kapalı olan yara üstünün enfeksiyon kapmadığını ifade ederek, "Elde ettiğimiz ürün, özellikle yanıktan yatak yarası ve şeker hastalığına bağlı yaralara kadar birçok rahatsızlığın tedavisinde etkili olacaktır." dedi.

Dünyada yara örtücü malzemelerin üretiminde hayvan derisinin derma tabakasından elde edilen kolajenin, Romanya Ulusal Deri ve Tekstil Enstitüsü Kolajen Bölümü tarafından yapıldığını belirten Alpaslan Kaya, "Kolajen, genellikle yara örtücü malzemelerin yapımında kullanılıyor ancak tek başına etkili olamıyor. Bundan hareketle geliştirdiğimiz ve patent alarak tescillediğimiz ürünümüz burada devreye giriyor. Zahterin içinde barındırdığı özellikler sayesinde, yürütülen tedavi daha etkili oluyor." şeklinde konuştu. Yara örtücü malzemenin seri üretimine geçilmesi durumunda, uçucu yağ hammaddesinin temininin Hatay florasında doğal olarak bulunan bitkilerden elde edileceğini, bunun da bölge insanı için yeni bir gelir kapısı olacağının altını çizdi.

Projenin diğer yürütücülerinden kimyager Madalina Georgiana Albu ise zahterin çeşitli mikroplar üzerindeki etkilerinin tespitinin ardından bitkiyi jel haline getirerek, halen kullanılmakta olan hayvan derisinden üretilen bantın içine yerleştirdiklerini söyledi. Kimyager Zina Vuluga da üretilen maddenin sentetik herhangi bir madde içermediğini, içinde hayvan derisinden elde edilen kolejen, doğal bir mineral olan zoalit ve zahter uçucu yağı bulunduğunu anlattı.

(CİHAN)