Kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2017 Pazar

Ağız kanserine karşı "Türk fırçası"

Ege Üniversitesi (EÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pelin Güneri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, her yıl dünyada 300 bin kişiye ağız kanseri teşhisi konulduğunu belirtti. 

Sigara, alkol, beslenme alışkanlığı gibi çeşitli sebepleri olan ağız kanserinin geçmişte ağırlıklı olarak 60 yaş üzeri erkeklerde görüldüğünü ancak son yıllarda 30'lu yaşlarda ve kadınlarda da sık rastlandığını ifade eden Güneri, ileri evrelere kadar yakınma kaynaklı belirti vermeyen hastalığa yakalananların teşhis konduktan sonraki 5 yıl içinde yaklaşık yarısının kaybedildiğine dikkat çekti. 

Ağız kanserine karşı Türk fırçasıyla mücadele
İleri evrelerde de sadece yutma güçlüğü, ses kısıklığı, şişlik, dişlerde sallanma gibi yakınmalara ortaya çıkan hastalıkta erken tanının çok önemli olduğuna işaret eden Prof. Dr. Güneri, hastalık ne kadar erken tanılayabilirse tedavinin o kadar başarılı olduğuna işaret etti. 

Hastalığın teşhisinde biyopsi fırçasının çokça kullanılan araçlardan biri olduğunu, ağız içinden küçük bir şişe fırçasına benzer fırçayla hücre örneği toplayarak değerlendirme yaptıklarına değinen Prof. Dr. Güneri, mevcut fırçaların tanı konusunda önemli eksiklerini saptadıklarını ifade etti. 
Prof. Dr. Güneri, şöyle devam etti: 

"Mevcut fırçaların da eksiklikleri var. Hücre örneği yeterince derin tabakadan alınmadığında biz onu sağlıklı dokuya benzetebiliyoruz. Aldığımız hücrede bozulma olabilmesi nedeniyle tanısal değeri kalmayabiliyor. Doğru tabakadan örnek toplayabilen, hücrenin tanısal niteliğini koruyan, hızlı, kolay ve güvenilir bir yönteme ihtiyacımız vardı. Doktora yapan arkadaşlarla bir ekip olduk ve üzerinde 2 yıl çalışarak bir prototip elde ettik. İlk prototipin öncü
formuyla toplanan örnekleri mevcut yöntemlerle karşılaştırdık. Daha kaliteli örnek topladığımızı, daha güvenilir sonuçlar elde ettiğimizi gördük." 

Patentini aldılar 

Prof. Dr. Güneri, klinikte seçici hastalarda kullanılmaya başlanan ve kısa süre sonra seri üretime hazır hale getirilmesi planlanan biyopsi fırçasının benzerlerinden farklı olarak ağız boşluğunun her yerine rahatlıkla ulaşabilecek şekilde boyunun ayarlanabildiğini, biyopsi alanını aydınlattığını, mukozanın kıvrımlı yapısına uyum sağlayabilecek şekilde hareket edebildiğini, örnek alınması sırasında hücre hasarı yaratmadığını ve epitel dokunun alt (bazal) tabakalarından da hücre toplayabildiğini belirtti. 

Ağız kanserine karşı Türk fırçasıyla mücadele
Geliştirdikleri fırçanın mevcut yöntemlere göre daha hızlı, ucuz, güvenilir ve hastanın daha sonraki tedavilerinin planlanmasında hekime yol gösteren bir araç olduğunu vurgulayan Güneri, ulusal ve uluslararası patent veri havuzlarında yaptıkları araştırmada benzer bir aracın olmadığını tespit ettiklerini ve patentini aldıklarını dile getirdi. 

Prof. Dr. Güneri, fırçanın erken teşhisi kolaylaştıracağını, hastaların ömürlerinin uzatılması ve yaşam kalitesinin bozulmamasında önemli rol oynayacağını da sözlerine ekledi.

18 Eylül 2014 Perşembe

Kanser hastalarına müjde

Ziraat Mühendisi Mustafa Levent yaptığı açıklamada, 5 yıl önce deneme amaçlı birkaç tane guava ağacı diktiğini, meyvesinin tadını çok merak edince, deneme amacıyla üretime başlama kararı aldığını söyledi. Bu kapsamda 5 yıl önce Silifke Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü'nün de destekleriyle Antalya'dan getirttiği 5 fidanı toprakla buluşturduğunu anlatan Levent, tadını çok beğendiği meyvenin fidanlarından 2 yıl önce 400 tane daha temin ettiğini belirtti.

Eylül ayının ilk haftasında başlayan hasat döneminin Ekim sonuna kadar süreceğini ifade eden Levent, 'Şimdilerde ürettiğim meyve çok yüksek miktarlarda değil. Ancak ağaçların gelişmesiyle daha fazla verim alıp, tamamen bu işe yöneleceğim. Bugünlerde 300 kilogram civarında elde ettiğim meyvenin kilogramını 5 TL'den İstanbul ve Antalya'daki tropik meyve satan iş yerlerine gönderiyorum' dedi.

Bu yıl üretiminin önemli bir bölümünü tanıtım amacıyla değerlendirmeyi hedefleyen Levent, bu sayede gelecek yıl 2-3 ton hasat etmeyi beklediği meyveden daha ciddi gelir elde etmeyi amaçladığını vurguladı.

Guava meyvesinin gıda ve kozmetik sanayinde yaygın olarak kullanıldığını vurgulayan Levent, likopen oranı yüksek olan meyvenin kanser türlerine karşı koruyucu olduğu gibi, birçok hastalığa da iyi geldiğinin yapılan araştırmalarla kanıtlandığını belirtti.

Guavanın taze olarak tüketildiğini, ayrıca reçel, tatlı ve turşu üretiminde de kullanıldığını ifade eden Levent, güzel aroması nedeniyle meyve sularında da sıkça kullanılabildiğini kaydetti.

Guavanın sağlık açısından çok yüksek oranda içinde likopen barındırdığını belirten Mustafa Levent, 'Guavada likopen çok fazla ve doğal. Ülkemizde kanser hastalarına bir nebze yardımcı olacağına eminim. Ayrıca Filistin Büyükelçiliği çalışanları guava siparişi verdi. Bir de kozmetik firması ile görüştüm. Bayanlar için sıkılaştırıcı krem yapacaklarmış' dedi. 

Silifke Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Abdullah Süngü ise, yörede ağırlıklı olarak narenciye üretiminin yapıldığını, ancak üreticinin daha fazla gelir elde edebilmek adına, tarımsal faaliyetlerini alternatif ürünlerle zenginleştirmesi gerektiğini söyledi.

Guava üretimi yapan çiftçinin gelecekte ciddi gelirler elde edebileceğine inandıklarını dile getiren Süngü, 'Bu açıdan baktığımızda Mustafa Levent'i diğer üreticilerimize örnek olarak gösteriyor. Çünkü üreticiler gözlerinin önünde farklılıktan doğan zenginliği gördüğünde işin ciddiyetini daha fazla kavrayabiliyor' diye konuştu.

Bölgede narenciye alternatif ürün olarak nar ve kayısının da yetiştirildiğini, ancak ürün çeşitliliğinin her zaman daha da genişletilmesi gerektiğini dile getiren Abdullah Süngü, Türkiye'nin bile henüz bilmediği guava meyvesinin Silifke'de yetiştirilebiliyor olmasıyla üreticiye büyük bir avantaj sağlanabileceğini kaydetti.

27 Ocak 2014 Pazartesi

Kanserin asisi bulundu

Çaresiz' denilen hastalıklar yavaş yavaş dize geliyor. Bu hastalıkların başında yer alan akciğer kanserinin de aşısı bulundu. Kübalı bilimadamlarının geliştirdiği aşı sayesinde hastalık kontrol altına alınıyor. Türkiye İmmün-Onkoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Rüçhan Uslu, aşısının sadece ileri devre akciğer kanserinin uzun süreli kontrolünü sağladığını açıkladı. Prof. Dr. Uslu, akciğer kanseri aşısına ilişkin şu bilgileri verdi: 

YAYILMIYOR... 
"Bu tümör aşısı ileri devre akciğer kanserinde kullanılabiliyor. Hastalığın uzun süre kontrolünü sağlıyor. Hastalık ilerlemiyor, başka organlara sıçramıyor, bazı hastalarda stabil seyir kronikleşiyor, bazı hastalarda yanıt elde edilebiliyor, bazılarında ise tamamen yok ediliyor. Aşı sayesinde hastanın yaşam süresi 3 katına çıkabiliyor." Aşı verilerinin 2012-2013 yılında Avrupa'daki kongrelerde kabul gördüğünü ve birçok ülkede ruhsat başvurularının yapıldığını kaydeden Prof. Dr. Uslu, Türkiye'ye aşının 1 ay önce girdiğini söyledi. 

30 BİN HASTA Ülkemizde her yıl 30 bin kişinin akciğer kanseri teşhisi aldığını, bu teşhislerin çoğunluğunun "küçük hücreli dışı" tipi olduğunu, yüzde 70-80'inin de ileri evrede tespit edildiğini kaydeden Uslu, dolayısıyla tedavi kapsamına giren çok hasta olduğunu dile getirdi. 

MALİYETİ YÜKSEKSosyal güvenlik kurumları onaylayana kadar hastaların kendi aşılarının maliyetini kendilerinin karşıladığını söyleyen Prof. Dr. Rüçhan Uslu, şöyle konuştu: "Her aşı 2 bin-2 bin 500 dolara mal oluyor. 10 tane yaptırdığınızda büyük maliyeti olabiliyor." Prof. Dr. Uslu, böbrek ve cilt kanserleri konusundaki ilaç ve aşı arayışlarında da olumlu gelişmelerin bulunduğunu bildirdi

13 Eylül 2013 Cuma

Türk bilim adamından muhteşem buluş



Oslo Üniversitesi'nde öğretim üyesi, Harvard Üniversitesi'nde de misafir araştırmacı olarak görev yapan Kayserili bilim adamı Prof. Dr. Saatçioğlu, prostat kanserinde anahtar rol oynayan bir mekanizmayı ortaya çıkardı. Saatçioğlu ve ekibi, bu mekanizmayı bozacak bir yöntem geliştirerek farelerde prostat kanserini iyileştirmeyi başardı.
Saatçioğlu'nun bu çalışması, dünyada biyoloji bilimleri konusunda önde gelen bilimsel dergilerden biri olan Proceedings of National Academy of Sciences'te (PNAS) yayımlandı.
Prof. Dr. Fahri Saatçioğlu, yaptığı yazılı açıklamada, bu mekanizmanın merkezinde rol alan KLK4 adlı geni yıllar önce keşfettiklerini ancak prostat kanserindeki görevini bilmediklerini belirtti.
KLK4'ün prostata özgün ekspresyonu olduğunu ve prostat kanser hücrelerinde büyümeyi düzenlediğini de daha önce gösterdiklerini bildiren Saatçioğlu, şunları kaydetti:
"Bu çalısmada ise KLK4 proteininin, prostat kanser hücrelerinin temel sinyal yollarından ikisinin temelinde olduğunu bulduk. Öyle ki hücre kültüründeki kanser hücrelerinde KLK4 yapımını baskıladığımızda hücreler büyüme özelliklerini kaybettiler ve 'apoptoz' dedigimiz hücre ölümüne yakalandılar. Bu bulgular ışığında Amerika'da MD Anderson Kanser Enstitüsünden Dr. Bülent Özpolat ile ortak çalışma yaptık. Bu deneylerde insan prostat kanseri tümörlerini farelerde büyüttük ve nanoteknolojik bir yöntem kullanarak geliştirdiğimiz KLK4 baskılayıcı formulasyonu doğrudan kana verdiğimizde tümörlerin birkaç hafta içinde küçülüp hemen hemen yok olduğunu gördük. Amacımız bu yöntemi optimize ederek en kısa zamanda prostat kanserli hastalarda denemek.'
Prof. Dr. Saatçioğlu, bu bulguların kendilerini bilimsel anlamda çok heyecanlandırdığını belirterek, "Prostat kanserinde ilk defa böylesine temel ve detaylı bir mekanizmayı ortaya çıkardığımız için prostat kanser hücrelerinin moleküler ve hücresel yapısını daha iyi anlayabileceğiz. Buna ek olarak, bu mekanizmayı kullanarak insanlarda prostat kanserini tedavi etme olanağı çıktığından, bulgularımızın hem temel çalışmalar ve hem de kliniğe yönelik uygulamalar açısından önemli olduğunu düşünüyorum' ifadelerini kullandı.
"Yoga, genleri değiştirerek bağışıklık sistemini güçlendiriyor"
Prof. Dr. Fahri Saatçioğlu, başka bir çalışmada, yoganın genleri değiştirerek bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ortaya çıkardıklarını bildirdi.
Bu konuda yaptıkları çalışmanın biyolojik bilimlerde tanınmış bir dergi olan Plos One'da yayımlandığını aktaran Saatçioğlu, yogik hareketler, yogik nefes ve meditasyondan oluşan iki saatlik bir yoga programının kandaki bağışıklık sistemi hücrelerinde genetik düzeyde etkili olduğunu tespit ettiklerini açıkladı.
Saatçioğlu, şu bilgileri verdi:
"Denekler günün aynı saatinde, ya 2 saatlik bir yoga programı ya da doğa yürüyüşü ve sonrasında rahatlatıcı müzik dinledikleri kontrol programını uyguladılar. Aynı denekler iki yoga veya iki kontrol programını ayrı günlerde (toplam dört gün) uyguladılar. Programlara başlamadan ve hemen sonrasında deneklerden kan aldık, bağışıklık hücrelerini ayrıştırdık ve bu hücrelerde genomik metodları kullanarak tüm genlerde olabilecek ekspresyon değişikliklerini belirledik. Yogaya özgü 97 genin ekspresyonunda değişiklik oluşurken, hafif spor ve rahatlama kontrol programı sadece 24 geni etkiledi. Yani yoga programı kontrole göre çok daha etkili oldu genetik düzeyde. Bu bulgular yogik hareketlerin faydalarının hemen pratik sırasında başladığını ve fizyolojimizin en temel düzeyi olan DNA molekülündeki genetik bilgilerin nasıl kullanılır hale geldiğini gösteriyor. Bu pratikler uzun vadede hücre biyolojisi ve üst düzey fizyolojideki sağlık etkileri için temel oluşturabilir.