Hemsire etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hemsire etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2015 Salı

Nil Karaibrahimgil ölen emzirme hemşiresine duygusal mektup


Ünlü sanatçı Nil Karaibrahimgil oğlunun doğumunun ardından kendisine emzirme hemşiresi olarak yardımcı olan Zeynep Aydın'ın vefatının ardından duygusal bir yazı ile veda etti.



Komik kızdın Zeynep.
Gecenin dördünde, çocukluğundan anlattığın hikâyelere gülmekten, sezaryen yaralarım sızlardı.
Yeni anneydim daha, sana da çok ihtiyacım vardı. 

Sen ne iyi bir hemşireydin.
Bebekler eline doğardı. Hani bir tanesi o kadar büyük doğmuştu ki, çarşafla zapt edememiştin, ona da ne gülmüştük.
İçimi rahatlatırdı başka doğum hikâyeleri dinlemek. 

Sende çok vardı onlardan.
İki de kedin vardı. Birinin adını Çapul koymuştun. Vicdanın vardı.
Seninle kısa zamanda arkadaş olduk. 

O yaz, bağıra çağıra Whitney Houston şarkıları
söyleyip denizlere baktık.
Dolmalar sardın, saçlarımı boyadın, düğümlerimi taradın.
Oğlumun gazını çıkardın, yanına yattın, üstünü örttün.
İlk karşılaşmamızı hiç unutmuyorum. 

Ben yürüyüşten gelmiştim. Paniktim.
Bebek süt içmiyordu. Sesim titriyordu. Hastaneyi arıyordum.
Bir bebeğe nasıl bakılıyordu? Aç mı kalıyordu?
Sen gelmişsin, salonda bekliyormuşsun, iyi bir hemşireymişsin, emzirme konusunu iyi biliyormuşsun.
Bebek kucağımda ağlıyordu. Bana baktın ve ilk cümleni kurdun: "Her şeyden önce şu omuzları indirin, derin bir nefes alın, bir rahatlayın."
Bu cümlenle sana teslim oldum ben. 

Omuzlardan bahsetmen iyi olmuştu.
Öyle omuzlar kulakta, gergin gergin, bebek mi emzirilirdi canım.
Sonra bitmez, uzun gecelerimiz başladı seninle. 

Uyumuyorduk, konuşuyorduk. 
Ben uykusuzluğu, yorgunluğu, sızlayan bakamadığım yaramı, senin hayatına girerek unutuyordum.
"Anlat Zeynep" diyordum, "Çanakkale'nin Yenice köyünde geçen çocukluğunu anlat.
Bahçenizde hangi meyve ağaçları vardı?"
Yanında yedi-sekiz fotoğraf taşırdın. 

Biri erken yaşta kaybettiğin, gül yüzlü annen,
kardeşinle seni leğende yıkarken. Bakıp bakıp gülerdik, böyle de yıkanıyor işte diye.
Ama en çok kardeşinin doğumunu anlatmanı severdim. 

O çok komikti.
Annen kardeşini evde doğurmak üzere, sana diyor ki: 

"Zeynep koş ebeye haber ver. Annem doğuruyor de."
Sen de küçücüksün. Ebe ne, ne yapacak onu bile bilmiyorsun. Başlıyorsun aheste aheste yürümeye...
Sonra yolda bir şeftali ağacı görüyorsun, durup bir güzel şeftali yiyorsun.
İşte burası beni mahvediyordu hikâyenin. 

Doğumdan yeni çıktığım için, benim canım
hikâyemdi bu.
3 ay, 24 saatim seninle geçti. Hayatımı biliyordun işte. 

Ben de seninkini.
Kendimce sana moraller veriyor, 

"Barış, affet" diyordum kalbini kıranları.
Söylemesi kolaydı. Hep kolaydır söylemek. 

Ama sen koca yürekliydin. Affettin,
barışlar yaptın. Seninle gurur duydum ben.
Sen giderken ağlamayacağım demiştim, öğle vaktiydi, güneş tepemizdeydi. Üç ay 
dolmuştu işte gidecektin, yüreğinde seni sevebilecek bir erkeğin heyecanı vardı.
İkimiz de ağladık. Ne güzel yazdı. Ne güzel arkadaşlıktı. 
Ne kolay geçti seninle o günler.
Keşke şu mide küçültme ameliyatını olmasaydın da, aramızda olsaydın, bunu okuyup
beni arasaydın, telefonda o günleri anıp ağlaşsaydık.
Ama şimdi tek başıma ağlıyorum ben. Çünkü sen artık yoksun. Olsan da olmasan daben seni çok seviyorum.
Mekânın cennet olsun canım arkadaşım. Güzel hemşire.
O tatlı annenin omzuna daya başını, huzur bul yeni sonsuzluğunda...

3 Kasım 2013 Pazar

54 yıllık hikaye Adnan Menderes ve ucak kazasi

17Şubat 1959'da Başbakan 'in uçağı İngiltere'de düştü. Menderes, mucize eseri uçaktan sağ çıktı. Menderes'i uçak kazasından kurtarıp evinde misafir eden İngiliz hemşire Margaret Bailey, o inanılmaz olayı Can Okanar'ın aHaber'de sunduğu Anlatılmamış Öyküler'e anlattı. İşte bugün 90 yaşına gelen İngiliz hemşirenin ağzından mucizevi kurtuluşun gerçek hikayesi... 

ÜÇÜ DE DEHŞET İÇİNDEYDİ Kazanın olduğu 17 Şubat 1959 tarihinde Londra'ya bağlıNewdigate köyünde oturuyorduk. O gün gündüz güneşlibir hava vardı ancak öğleden sonra sis çöktü. Saat 3 buçuk gibi çok büyük bir gürültü duyduk. Eşim arabayla geldi ve kazanın olduğu yere gittik. Üç kişi enkazdan bize doğru tökezleyerek yürüyordu, dehşet içindeydiler. II. Dünya Savaşı'nda hemşirelik yapmıştım. Onları arabaya bindirdim ve eve götürdüm. Eşim Tony ise yardım için olay yerinde kaldı. Şoktaydılar. Onlara soru sormadım, rahatlamalarını sağladım. Isınmaları için battaniye verdim, çay ve kahve ikram ettim. O sırada aralarından birisi (Şefik Fenmen) Türkiye Büyükelçiliği'yle irtibata geçince, bu kişilerden birinin Türkiye'nin Başbakanı olduğunu anladım. 

KİM OLDUĞUNU BİLMİYORDUM Ambulans çağırdım. Ama hava çok sisli olduğu için ambulanslar çok geç geldi. Onları yaklaşık 1 buçuk saat misafir ettim. Bir hafta sonra Menderes, evimize teşekkür ziyaretine geldi. Çok kibardı, çok iyi İngilizce konuşuyordu. Bizi Türkiye'ye davet etti ve biz de davetini kabul ettik. 

TORUNLARIM TÜRK... 1960'da eşimle beraber ilk kez Türkiye'ye gittik. İstanbul, Ankara ve İzmir'i gezdik. Ondan sonra yıllar boyunca tatil için Türkiye'ye geldik. Hatta kızımın ilk eşi Türk oldu. Türk torunlarım bile var. Menderes'in 1961 yılında asılarak idam edilmesini İngiliz basını aracılığıyla öğrendik. Haberi öğrendiğimizde çok çok üzüldük. Hatta eşim, Menderes'in ölümünün ardından ailesine bir mektup bile yazmıştı. 

KAZA NASIL OLDU
Menderes ve beraberindeki heyet, 17 Şubat 1959'da Londra'da yapılacak Kıbrıs görüşmelerine katılmak için Ankara'dan yola çıktı. Sev isimli uçak, yoğun sis nedeniyle Heathrow Havaalanı yerine Gatwick Havaalanı'na yönlendirildi. Ancak piste 5 km kala ormanlık bir alana düştü. Ağaçlara çarpan uçağın iki kanadı koptu ve ters döndü. Uçakta bulunan 23 kişiden 14'ü hayatını kaybetti.