Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Entitüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Entitüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2014 Çarşamba

Osmanlida Dalgiclar

Avrupa’daki askeri gelişmeleri yakından takip eden Sultan Abdülaziz, denizaltı ve dalgıçlılık teknolojilerini de Osmanlı topraklarına getirtmeyi ihmal etmemişti.

Abdullah Frères (Abdullah Biraderler) olarak tanınan Kevork, Hovsep ve Viken adındaki üç Ermeni kardeş, 1858’de kurdukları fotoğraf stüdyosu ile Osmanlı İmparatorluğu’nun resmi fotoğrafçısı olarak binlerce fotoğraf çektiler. İlk olarak Sultan Abdülaziz’in resmi fotoğrafçısı olarak seçilen kardeşler görevlerini Abdülhamid devrinde de sürdürdüler. Abdullah Biraderler, Osmanlı donanmasındaki Tersane-i Amire dalgıçlarının resimlerini de çektiler. 126 yıl önce çekilen bu resimlerde bahriye erlerinin Karadeniz’deki, Riva kıyılarında yaptıkları çalışmalar tek tek fotoğraflanmış. II Abdülhamid devrine kadar askeri fabrikalarda yapılan dalgıç tulumbaları ile denize inen dalgıçlar ancak 5-6 kulaç derinliklere dalabiliyorlardı. 

ilk dalgıçlarımız 
Abdülaziz devrinin sonlarına doğru Osmanlı donanmasında çok sayıda tecrübeli dalgıç yetişmiş. Avrupa’daki askeri gelişmeleri yakından takip eden Abdülaziz, denizaltı ve dalgıçlılık teknolojilerini gönderdiği elçiler aracılığı ile Osmanlı topraklarına da getirtmişti. Abdülaziz döneminde dışarıdan ithal edilen dalgıç malzemeleri, II Abdülhamid devrinden sonra kendi askeri fabrikalarımızda üretilmiş. Sultan Abdülhamid ise Türk kara sularında ilk defa dolaşan denizaltıyı getirtmiş. O tartihte boğaza inen dalgıçlar tulumbaların çok fazla hava basamaması nedeni ile deniz altında ancak 10-15 dakika kalabiliyorlardı. Dalgıçların dalma bölgeleri daha çok boğazın akıntısız ve dalgasız bölümleri ile Karadeniz’in Riva kıyıları idi. Tersane-i Amire dalgıçları ile birlikte bahriyeliler Şile kıyılarında kurtarma filikaları ile kurtarma tatbikatları yaparlardı. Boğazın girişinde bulunan Riva ve Şile’deki kurtarma ekipleri fırtınalarda batan ticaret gemilerini kurtarırdı. netpano.com

Dalgıçlara tazminat 
II. Abdülhamid döneminde İngiltere’den ve Almanya’dan satın alınan tulumbalar ile daha derinlere inme ve su altında daha çok kalma imkanı elde edilmiş. Türkiye’de 1850’lerde başlayan dalgıçlık faaliyetleri, Osmanlı sonrasında 1925’te Azapkapı’da bir dalgıç grubu ile devam etmiş. Cumhuriyet döneminde donanmanın riskli kısımlarında olan dalgıçlar için ek tazminatlar çıkarılmış. Boğulan veya sakat kalan askerler için dalgıç tazminatı maddesi eklenmesi ile mağdur olan ailelere destek verilmiş. Erlerin sakatlanma sebebiyle ordudan ayrılmak zorunda kalması halinde ‘Albay maaşının yedi katı tazminat ödenir’ maddesi kanunlara bu dönemde eklenmiş. 

Dalgıç okulu zamanla genişletilerek 1956 yılında Anadolu yakasında Hidiv köşkünün bahçesinde ‘Türkiye Bahriyesi Dalgıç Takımı ve Okulu Kumandanlığı’ adı ile büyütüldü. 

Gelenek sürüyor 
1949 yılında ABD’den askeri yardım alınarak ilerleme sağlanan dalgıçlıkta, bir rekor kırıldı. Denizde 420 ayak derinliğe kadar inildi. Günümüzde, Çubuklu’daki İstanbul Çubuklu Kurtarma ve Sualtı Okulu 1880’den beri gelen bu geleneği devam ettiriyor. 

İlk Denizaltımızın adı Abdülhamid idi 
1886 ve 1887 yıllarında İngiltere’den alınıp Haliç’te monte edilerek denize indirilen denizaltılara Abdülhamid ve Abdülmecid isimleri verilmişti. Ancak Abdülmecid monte edilemediği için göreve başlayamadı. Abdülhamid denizaltısı ise İzmit körfezinde gece ve gündüz hücum talimleri ve torpido atış eğitimleri yaptı. Aynı denizaltı, 1888 yılında, Sarayburnu önlerinden dalarak akıntıya karşı Üsküdar önlerinde demirlemiş boş bir gemiye yaklaştı ve torpidosunu atıp gemiyi batırararak yabancı devlet temsilcilerine çok hoş bir gösteri yaptı. Bu olay dünya denizaltıcılık tarihinde bir ilkti. Çünkü bir denizaltıdan seyyar torpido atılarak bir suüstü gemisinin ilk kez batırılıyordu. Bu başarı üzerine denizciler padişah II. Abdülhamid’den taltif beklerken denizaltılarının Haliç’e çekilme emrini aldılar. Abdülhamid denizaltısı bir daha Haliç’ten dışarı çıkarılmadı. 


ABD’de 51 albüm var 

II. Abdülhamid, 1893’te ABD’deki Kongre Kütüphanesi’ne Osmanlı’yı tanıtan 51 albüm göndermişti. Albümlerdeki fotoğrafların büyük bir kısmını Viken Abdullah çekmişti. 
Şu anda ABD kongre kütüphanesinde bulunan Osmanlı albümlerinde, dalgıçların eğitim faaliyetlerine ait kareler de yer alıyor. Bu fotoğraflar 1880 yılında çekilmişti. 

9 Kasım 2013 Cumartesi

Geleceğin enerji kaynağı için milli proje



Karadeniz ve Akdeniz'de karasuları içinde "yanan buz" olarak da tanımlanan metan hidrat yatakları tespit edilen Türkiye'nin bu kaynakları doğalgaz üretiminde bir an önce kullanmaya başlaması için Milli Metan Hidrat Projesi hazırlandı. DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Entitüsü Deniz Teknolojisi ABD Başkanı Prof. Dr. Çifçi "Metan hidrat Türkiye'nin enerji sorununu çözebilecek bir kaynaktır" dedi.
Dünyada geleceğin enerji kaynağı olarak bilinen ve "yanan buz" olarak da tabir edilen metan hidratın Japonlar tarafından sürpriz şekilde üretilmeye başlanması uluslararası enerji hesaplarını değiştirdi. Çok büyük kaynaklara sahip olduğu belirlenen Türkiye'nin rezerv tespiti ve üretim konusunda mesafe alabilmesi için Milli Metan Hidrat Projesi hazırlandı.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Günay Çifçi, Türkiye'nin acil olarak Milli Metan Hidrat Projesi'ni uygulamaya koyması ve yeni gemileri devreye alması gerektiğine dikkati çekti.

Yüksek basınç ve düşük sıcaklık nedeniyle katı buz parçalarının içinde metan gazının hapsolması ile oluşan metan hidratın dünyada ilk kez Karadeniz'de 1974 yılında Sovyet bilim insanları tarafından tespit edildiğini anlatan Çifçi, 1 metreküpünden 164 metreküp doğalgaz sağlanabilen metan hidratın, dünya fosil yakıt kaynaklarının yüzde 53'ünü oluşturduğunu belirtti.

Bu kaynağın tespiti ve enerjide kullanılması için özellikle 2000'li yıllar sonrası ardı ardına projeler açıklandığını, ABD, Almanya, Rusya, Fransa gibi ülkelerden üniversite ve enstitülerin bilimsel projeler yürüttüğünü, bu konuda son yıllarda doğalgaz fakiri olan Japonya, Çin, Güney Kore ve Hindistan'ın da araştırmalara başladığına değinen Çifçi, şu bilgileri verdi:

"Petrol şirketlerinin de dahil olduğu bu araştırmalar sırasında metan hidratın gelecekte dünyanın en önemli enerji kaynağı olabileceği yorumları yapılıyordu. Metan hidratın fizibil olarak çıkarılabilmesi için petrol ve doğal gaz kaynaklarının azalması ve fiyatlarının yükselmesi bekleniyordu.

Ancak Japonya'nın geçen yıl Nankai çukurundan metan hidrat elde etmeyi başarması hesapları değiştirdi. Şimdi herkes bir an önce üretim teknolojisini geliştirerek bu rekabette arkada kalmamanın mücadelesini veriyor. Örneğin Almanya kendisine 2016 yılını hedef olarak koydu. AB de bu konuda planlarını yaptı."

Bu tablo içinde Türkiye'nin çok özel bir konuma sahip olduğuna işaret eden Çifçi, mevcut verilere göre Türkiye'nin metan hidrat konusunda kaynak zengini olduğunun tespit edildiğini söyledi.

Çifçi, şöyle konuştu:
"Kesinlikle söyleyebiliriz ki Türkiye, metan hidrat konusunda kaynak zengini bir ülke. Akdeniz'de bilinen tek gaz hidrat yatakları Türkiye'nin münhasır ekonomik bölgesi içinde. Dünyada halen bu konuda en çok araştırmanın yürütüldüğü Karadeniz'de varlığı saptanmış belli başlı tüm kaynaklar da yine bizim münhasır alanımız içinde.

Karadeniz'de henüz araştırmaları devam eden onlarca alanın bulunduğu dikkate alınırsa en geniş sahil şeridine sahip Türkiye'nin bu konudaki potansiyeline açıklık getirmiş oluruz. Enerji ithalatı nedeniyle cari açık sorunuyla mücadele eden bir ülke için bu kaynağın önemi çok büyük."

Tek laboratuvar tek gemi
Türkiye'nin uluslararası akreditasyonu bulunan tek jeofizik sismik laboratuvarına sahip DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Entitüsü'nün yine Türkiye'nin tek bilimsel araştırma gemisi olan Koca Piri Reis ile ülkeyi çevreleyen denizlerde sismik haritalama ve veri toplama çalışması yaptığını anlatan Çifçi, denize kıyısı küçük olan Almanya'nın bile 15 gemiyle bu çalışmaları yürüttüğünü vurguladı.

Çalışmalarda halen veri toplama aşamasında olduklarını, rezervleri tespit etme ve üretim teknolojisini geliştirme aşamasına henüz gelemediklerini kaydeden Çifçi, enerji ithalatının neden olduğu cari açık problemiyle savaşan Türkiye'nin bu çalışmalara "gaz vermesi gerektiğini" dile getirdi.

Çiftçi, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Metan hidrat Türkiye'nin enerji sorununu çözebilecek bir kaynaktır. Ancak bunun için bir an önce Milli Gaz Hidrat Projesi'nin uygulamaya sokulması gerekiyor. Bu konuda enstitümüz tarafından bir proje hazırlandı. TPAO, ODTÜ, İTÜ, İstanbul Üniversitesi ve Maltepe Üniversitesi gibi kurumların da dahil olduğu proje kapsamında metan hidrat kaynaklarına yönelik haritalandırma, örneklendirme, üretim ve sondaj tekniklerinin geliştirilmesi konusunda çalışma yapılacak. Ayrıca bu çalışmalarda değerlendirilmek üzere 2007 yılında DPT'nin kabul ettiği ancak Maliye Bakanlığı bürokrasisine takılan Çakabey isimli bilimsel araştırma gemisi projesinin de hayata geçirilmesi hedefleniyor.

Projeyi TÜBİTAK'a sunmaya hazırlanıyoruz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da gaz hidratlar konusunda bir hareketlilik içinde. Bu konuda bir birim oluşturuldu. Ancak elimizi çabuk tutmalıyız. Türkiye'nin bu konudaki bilim insanı potansiyeli yeterli seviyede. Projeye başlanırsa metan hidrat yataklarından katma değerinin büyük bölümü ülkemize kalacak bir teknoloji geliştirebiliriz."


Kaynak: Geleceğin enerji kaynağı için milli proje - Ekonomi - Star Gazete http://haber.stargazete.com/ekonomi/gelecegin-enerji-kaynagi-icin-milli-proje/haber-804825#ixzz2kAfUKwvU